Türkiye’de var olan çocuk işçiliği sorununu anlamak açısından öncelikle çocuk işçi kavramını, çocukları çalışmaya iten nedenleri ve çalışma hayatının çocuklar üzerindeki etkisini incelemek gerekmektedir. Ardından Türkiye’de “çocuk işçilik” sorununa karşı izlenen politikalara ve düzenlemelere göz attıktan sonra çocuk işçinin haklarına değinmek yerinde olacaktır.
–
Çocuk ve Çocuk İşçi Kavramı
Çocuk kavramı Türk Dil Kurumu’na göre en genel ifadeyle “Bebeklik çağı ile ergenlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan insan” şeklindedir. Bu kavram, insanoğlunun var olduğu andan itibaren ortada olan bir kavram olmamakla birlikte, Rönesans’tan önce çocukların küçük kadın, erkek olarak betimlenmesi; onları yetişkinlerin dünyasının bir parçası olarak gösterir. Her ne kadar çocuk, saflığın ve masumluğun göstergesi olarak belirtilse de toplumdaki konumu aşağı bir seviyede olmuştur. Gelişim evresi içerisinde bulunan, hayata karşı yetersiz tecrübe ve yetilerinden dolayı çocuklar; yetişkinlere nazaran daha güçsüz durumda bulunmaktadır. Bu nedenle çocuklar, maddi ve manevi olarak yetişkinlere bağlı olup onların himayesine ihtiyaç duymaktadır. Bu durumda toplumdaki bazı kötü niyetli yetişkinler, çocuğu sömürü aracı olarak görüp çocukların hem cinsel hem de iş gücü sömürüsünü gündeme taşımaktadır.

Çocuk işçi kavramı, mevzuatımızda çocuk işçiliğin tanımı olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nun m. 71 hükmüne dayanılarak çıkarılan Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin m. 4 ibaresince yapılmıştır. Yapılan tanıma göre alt yaş sınırı 14, üst yaş sınırı 15 ve ek bir şart ile ilköğretimi tamamlayan kişilerin de çocuk işçi olarak kabul edildiği görülmektedir. Ülkemizde ve dünya çapında yapılan araştırmalara göre çok küçük yaşta kendilerini çalışma hayatında bulan çocukların varlığı, koyulan sınırlamanın yeterli olmadığını göstermektedir.
Sanayi devrimiyle birlikte eskiden beri süregelen çocukların çalışma niteliği değişmiş, sağlıksız ve tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalmışlardır. Ağır şartlar altında çalışan çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişmelerini kötü etkilemiş olup meslek hastalıklarına yakalanmalarına sebep olmuştur.

–
Çocuğun Çalışma Hayatı
Anayasa’nın m. 49 hükmü gereğince çalışma, “herkesin hakkı ve ödevidir” olarak nitelendirilmiştir. Bir çocuğun yapmakta olduğu çalışma onu olumsuz etkileyebileceği gibi, gerekli düzenlemeler dahilinde çocuğun kendini geliştirebileceği ve geleceğe sağlıklı bir birey olarak adım atmasında yardımcı olabilecek mahiyettedir. Bu durumda mevzuatımızda da yer alan zararlı ve zararsız iş ayrımına bakmakta fayda vardır.
–
UNICEF tarafından 1986 yılında hazırlanan tutanağa göre;
-
Çok erken yaşta tam zamanlı çalışmaya başlamak
- Aile içinde veya dışında, çocuğun okula gitmesine imkan vermeyecek veya vakit ve yorgunluk sebebiyle çocuğun okuldaki ödevlerini yapmasını engelleyen çok uzun saatlerle çalışmak
-
Çocuk üzerinde aşırı fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak incinmeye yol açan, fuhuş ve pornografi gibi cinsel sömürü altında, sağlık koşullarına aykırı işler ile ordu ve madencilik gibi tehlikeli işlerde çalışmak
-
Sağlıksız ve tehlikeli koşullarda sokakta yaşamak ve çalışmak,
-
Yeterli ücret almaksızın aile dışı işlerde çalışmak
-
Küçük yaşlarda büyük sorumlulukların verildiği işlerde çalışmak
-
Psikolojik ve sosyal gelişmeye yardımcı olmayan işlerde çalışmak
-
Çocukluğun öz değerine ve haysiyetine aykırı işlerde çalışmak, fuhuş ve zorunlu işçilik gibi durumlarda bırakılan çocukların yaptıkları işler
Bu gibi durumlar “zararlı iş kavramı” içerisinde bulunmaktadır.
UÇÖ(Uluslararası Çalışma Örgütü) ise bu ayrımdan ziyade çocuk çalışmasının en kötü biçimlerini ortaya koyan 182 sayılı Acil Eylem Sözleşmesi’ni 1999 yılında kabul etmiştir. Bu sözleşmenin m. 3 hükmüne göre çocuklar için en kötü biçimdeki çalışma türleri; zora dayalı işler, köle ve kölelik benzeri uygulamalar, fahişelik ve pornografik işler, yasal olmayan uyuşturucu ticareti ve tedariki işleri ile niteliği ve taşıdığı koşullar nedeniyle çocukların sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişimleri açısından zararlı olan işlerdir.

Kuşkusuz bu zararlı işlerin birçok boyutta çocuk üzerinde etkileri olduğu görülür. Küçük yaşta çalışma hayatına atılan çocuklar fiziksel, zihinsel, psikolojik, ahlaki, sosyal anlamda olumsuz bir şekilde etkilenip gelecekte sağlıksız toplumun tohumlarını atmış olurlar. Çocukların çalıştırılması kısa vadede işgücü, ekonomik kazanç getirse de uzun vadede düşünüldüğünde ülkeye hem ekonomik hem de insan kaynağı bakımından büyük bir yük yükler.
–
Çocukları Çalışmaya İten Nedenler
a) Ailesel Nedenler
Bu konuda alacağımız en büyük kıstas ailesel nedenler olmalıdır. Ailesel nedenler arasında yoksulluk, ailenin eğitim durumu ve göçe bağlı nedenler sayılabilir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yoksulluk oranı yüksek olup düşük gelirli aileler bir zamandan sonra çocuğun iş gücüne ihtiyaç duymaktadır. Çocuklar ise ya çalışmak zorunda hissetmiş ya da aileleri tarafından zorla çalıştırılmışlardır. Yoksulluğun nedenler arasında ilk sırayı alması sosyal devlet ve sosyal ekonomik planların önemini ortaya koymaktadır. Ailenin eğitim durumu çocukların çalışmasını etkilemektedir. Eğitim seviyesi düşük olan aileler genellikle çocukların iş hayatının atılımını daha doğru bulup eğitimi önemsememektedir. Aslında çok yönlü olan eğitim seviyesi hem yoksullukla hem de çocuk işçiliğin varlığıyla oldukça ilgilidir. Göç unsuru ise terör, yetersiz sağlık ve eğitim hizmetleri göçülen yerde var olan olumsuz ekonomik koşular dolayısıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle köyden kente göçün engellenmesi için var olan hizmetlerin iyileştirilmesi ve ailelerin yaşam standardını yükseltmesi sağlanabilir.
–
b) Toplumsal Nedenler
Türkiye’de çocuk işçiliği sorununu besleyen bir başka unsur ise toplumsal nedenlerdir. Toplumun çocuğa karşı bakış açısı ve verdiği değerin ne çeşit olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuk işçiliğinin önlenmesinde toplumun bilinçlendirilmesi ve çocukları ekonomik meta olarak gören bakış açısının değiştirilmesi gerekmektedir. Çocuk işçiliğinin sık görüldüğü toplumlarda gerek ailelerle gerekse işverenlerle birebir ilgilenip çözüme kavuşturulmalıdır.
–
c) Çocuk İş Gücüne Talep Unsuru
Küreselleşen dünya ile rekabet ortamının oluşmasıyla ucuz iş gücü varlığı gündeme gelmektedir. Kötü çalışma ortamlarında düşük ücret karşılığı çalışan çocuklar bu talebi arttırmaktadır. Çocukların, yasalar tarafından kendilerine verilen hakları bilmemeleri ve edilgen durumda olmaları neticesiyle çocuk işçiliğine talebi arttırmaktadır. Yasaların varlığı bu duruma engel olmamakla birlikte, daha çok uygulanma alanı bulamadığı yerlerde, çocuk iş gücü; varlığını sürdürmektedir. Kontrollü uygulamalar ve sıkı denetimlerle bu çalışmalar engellenmelidir.
–
d) Eğitime Bağlı Nedenler
Anayasa’nın m. 41 hükmü gereğince eğitim hem bir hak hem de ödev olarak düzenlenmiştir. İlköğretim seviyesi tüm vatandaşlar için zorunlu tutulmuştur. 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu m. 22 hükmüne göre ilköğretim çağı zorunluluğu 6-14 yaş aralığındaki bireyleri kapsamaktadır. Ayrıca ülkemizde eğitimin parasız olduğu da hükümler gereğince anlaşılmaktadır.
Eğitim, çocuk işçiliği sorununu farklı boyutlarda etkilemektedir. Bir yandan eğitim ile çocuğun içinde bulunduğu olumsuz koşulların iyileştirilmesi sağlanırken diğer yandan yetersiz ve ileride yarar sağlamayan eğitim verilen ülkelerde yaşayan yetişkinler, eğitimi doğru bulmayıp çocuğun erkenden çalışmasını ve hayata atılmasına neden olurlar. Bazı ülkelerde eğitimin paralı olması, yoksul aileleri zor duruma sokacağından dolayı çocukların okutulması gündeme gelmemektedir. Bazen de okuldaki öğretmenlerin olumsuz davranışları, çocukları eğitimden uzaklaştırıp onları iş hayatına sürükleyebilmektedir. Verilen sorunlara çözüm olarak devletin eğitimi parasız kılmasının yanında okul ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla burs sağlanması, aileleri ve öğretmenleri bu yönde bilinçlendirip bu sorunların ortadan kaldırılması gerekmektedir.
—
e) Yeterli Denetim ve Mevzuat Eksikliği
Çocuk işçiliği ile mücadelede en etkili araç yasa çıkarmaktır. Fakat çıkarılan yasanın tek başına bir çözüm olmadığı görülür. Yasanın çıkarılmasının yanında uygulanabilir bir mevzuatla birlikte caydırıcı ve etkili bir yaptırımın varlığı da gerekmektedir. Bu da denetimi sağlayacak güçlü bir yapının hayata geçirilmesi ile mümkün olur. Bu yapılanma içerisinde yeteri kadar çocuk psikologu, pedagog, sosyal hizmet uzmanı gibi yetkin kişilerin varlığı ile müfettişlerin etkin bir mücadeleye girmesi, bu sorunun çözümlenmesinde yardımcı olabilir niteliktedir.
–
Türkiye’de Çocuk İşçilik Sorununa Karşı Yürütülen Politikalar
1) Genel olarak
Küresel boyutta bir sorun olarak karşımıza çıkan çocuk işçiliği gün geçtikçe azalmakta ise de halen dünya üzerinde yaklaşık %11 gibi yüksek bir oranla bu sorun devam etmektedir.
2019 yılında yapılan çocuk iş gücü anketine göre;

Çalışan çocuk sayısı %79,7 oranında olup hem çalışıp hem okuyan çocuk sayısı ise %65,7 oranındadır. Bir ekonomik faaliyette çalışan çocuklar arasında 5 yaşında çalışan çocuk görülmemiştir.
Kalkınma Atölyesi’nin Türkiye’de hazırladığı rapora göre çocuk işçiliği ve yoksulluk bir deyişle ailelerin gelir düzeyinin düşüklüğü arasında önemli bir bağlantı vardır. Bu sebeple 2012 yılında yoksullukla mücadele stratejisi oluşturulmuştur.
–
2) Uluslararası Çalışma Örgütü (IPEC)
UÇÖ, çalışan çocukların korunması ve uzun vadede çocuk çalışmasının önlenmesi amacıyla 1992 yılında Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı’nı (IPEC) uygulamaya koymuştur. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi, çocukları çalışma hayatından alarak eğitime önem vermelerini sağlamak amacıyla yapılan bu uygulama ile öncelik, UÇÖ’nün 182 sayılı sözleşmesi doğrultusunda, en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin önlenmesine verilmiştir.
IPEC, ülkeler arası sosyal ve kültürel farkların olması nedeniyle her ülkeye ulusal düzeyde yapılacak olan plan ve stratejilere yardımcı olmaktadır. Türkiye’de hem devlet kurumlarının hem işçi ve işveren örgütlerinin hem de hükümet dışı gönüllü kuruluşların çocuk işçilik konusundaki duyarlılıkları fazlasıyla arttırılmış, çocuk işçiliğinin önlemesi ve çalışan çocukların korunması çerçevesinde 100 civarında proje ortak bir çaba çerçevesinde hayata geçirilmiştir. Bu projeler arasında yer alan, çalışan çocuklarla ilgili mevzuatı güçlendirme projeleri; işverenlerin, çalışan çocukların, üniversitelerin ve toplumun çocuk işçilik konusundaki bilinç düzeylerini artırma projeleri; çocuk işçiliği dokümantasyon merkezi oluşturma projesi; etkin iş denetimi için iş müfettişlerinin çalışan çocuklar konusunda eğitilmesi projesi; çalışan çocukların mesleki eğitimine yönlendirilmesi projesi; çalışan çocukların çalışma koşullarını iyileştirilmesi projeleri, çalışan çocukların ailelerinin gelirlerini artırmaya gibi projelere yer verilmiştir.
UÇÖ tarafından 2001 yılında 182 Sayılı Acil Eylem Sözleşmesi ile Kabul Edilen En Kötü Biçimdeki Çocuk İşçiliğin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına yönelik yürütülen politika ile Türkiye, 2015 yılına kadar çocuk işçiliğinin kaldırılması yönünde taahhüdünde bulunmuşsa da bu konu için gerekli özenin gösterilmediği anlaşılmaktadır.
Keza 4857 Sayılı İş Kanunu’nun m. 71 hükmünde görüldüğü üzere 15 yaşını doldurmamış çocukların çalışması yasaklanmıştır. Buna karşın 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış çocukların bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılmalarına izin vermektedir.
Ancak tüm yasal önlemlere karşı Türkiye’de okul çağındaki çocukların çalıştığı görülmektedir. Günümüzde çalışan çocuklar çırak olarak nitelendirilmiştir. Fakat olması gereken çırak ilişkisinin olmadığı görülmektedir. Çırak, bir mesleği öğrenmek ve bu hususta uzmanlaşmayı ifade etse de ülkemizde ucuz iş gücü olarak değerlendirilmektedir. Bu durum 2011 yılında Suriyeli mültecilerin ülkemize gelmesiyle daha çok artmış olup, çalışma olanakları daha da kötüleşmiştir. 
Mevzuatımızda çocukları küçük yaşta çalıştırmaya imkan veren düzenlemelerin varlığı(çıraklık, meslek okullarında yapılan staj yapma durumu gibi) çocuk işçiliğini sürekli hale getirmektedir.
Türkiye; etkili iş denetimi, hükümetin çalışmaları, işveren ve işçi örgütlerinin faaliyetleri, gönüllü kuruluşların faaliyetleri, etkili işçi mevzuatının oluşturulmasıyla bu konuda gerekli önlemlerinin alınması için mücadele vermektedir.
Ayrıca uluslararası anlamda yetkinliğe sahip olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye, bu konuda çalışmalarını sürdürmektedir.
Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yapılan sözleşmelere taraf olma, mevzuat çıkarma gibi yükümlülükleri yerine getiren Türkiye’nin, bu konuda gerekli çalışmalara özen gösterdiğini bir bakıma görmekteyiz.
–
Çocuk İşçinin Hakları
1) Asgari Çalışma Yaşı Bakımından Korunma Hakkı
Asgari çalışma yaşı, hukuki düzenlemeler ile belli bir yaşın altında bulunan çocukların çalışmasına izin verilmeyip fiziksel ve zihinsel gelişimlerini hızlı bir şekilde sağlanması amacıyla, çalışmanın vereceği olumsuz etkileri en aza indirgemeyi sağlayan bir yaş sınırıdır.
Uluslararası ve ulusal anlamda bu yaş sınırı sözleşmeler ve kanunla belirlenmiştir. 4857 Sayılı Kanunun m. 71 ibaresine göre çalışma yaşı genel anlamda 15’tir. Sınır hafif işlerde temel eğitimin tamamlanması şartıyla 14 yaş sınırı kabul edilmiş olup ağır işlerde ise güvenlik ve sağlık koşullarının sağlanması şartıyla 16 yaş sınırı belirlenmiştir.
–
2) Kişisel Özelliklerine Uygun İşe Yerleştirilme Hakkı
Çocukların sağlıklı gelişimleri ve eğitim hayatına devamının sağlanması için çocuğun yetenek ve özelliklerine göre istihdam edilmeleri gerekmektedir. Yine 4857 sayılı İş Kanunu’nun m. 87 hükmü gereğince bu hak koruma altına alınmıştır.

–
3) Çalışma Koşullarının Özel Olarak Düzenlenmesi Hakkı
BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32.maddesi gereğince taraf devletler çocukların çalışma sürelerini işin özelliğine göre belirleme yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Mevzuatımıza göre çocuklar için çalışma süresi günlük 8 saat olarak belirlenmiştir. Belirlenen sürenin hukuka uygunluğu tartışmalı olmakla birlikte UÇÖ’nün 182 sayılı sözleşmesi gereğince verilen süre kötü çalışma ortamının oluştuğu sebebiyle hukuka aykırı olarak ileri sürülebilir.
4857 sayılı iş kanunu kapsamında olan çocuk işçilerin dinlenme saati ÇocGençİÇUEHY’te ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup İş hukuku kapsamı dışında kalan çocuk işçilere verilen dinlenme süreleri, çalışma sürelerinde olduğu gibi Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerce hukuka aykırı özellik taşır niteliktedir. Çocuklara genel tatillerde verilen izin süresi boyunca ücret öngörülmemesi çocukları çalışmaya iten nedenlerdendir. Bu konuda mevzuatımızda özel kanunlara yer verilip bu hakların iyileştirilmesi gerekmektedir.
Çocukların sağlık ve güvenliklerinin korunması amacıyla işverenlerin ve iş ortamının etkin bir şekilde denetlenmesi, çocukların sosyal devlet ilkesi gereğince anayasada yer alan 60.maddeye göre yetkililerin bu konuda özen göstermesi ve çocukların bu konuda haklarının korunması anayasal bir zorunluluktur.
–
4) Eşit İşlem Görme Hakkı
BM çocuk hakları sözleşmesinde(m2/1) ve anayasamızda yer alan eşitlik ilkesi(10/1)gereğince çocuklar aynı iş yerinde farklı koşullar altında çalışma durumu söz konusu değildir. Ayrıca bu hak 4857 sayılı İş kanunuyla güvence altına alınmıştır.
–
5) Sosyal Güvenlik Hakları
Sosyal güvenlik hakkı anayasal bir hak olarak Anayasa’daki yerini almıştır(m. 60). Ne kadar anayasal bir düzenleme ile güvence altına alınmış olsa da ülkemizde bu konu da işverenler tarafından ihmal edilmiş olup devlet tarafından denetimi sağlanamamaktadır.
–
6) Sendikal Hakları
Anayasanın m. 51 hükmüne göre bir yaş sınırı yapılmaksızın herkes bu hakka sahiptir. Fakat 2821 sayılı Sendika Kanununun 5.maddesinde yaş sınırı olarak bir kısıtlama getirilmiştir. Madde de medeni hakları kullanmaya ehil olma şartı aranmış olup bu şart medeni kanunumuza göre 18 yaşını bitirmeyi öngörmüştür. bu sebeple çocukların sendikal haklardan yararlanması kısıtlanmış olup hukuka aykırılık teşkil etmektedir.
–
Sonuç
Görüldüğü üzere dünyada ve ülkemizde çocuk işçi olmak son derece zor şartlar altında gerçekleşmektedir. Ne var ki yasalarla veya sözleşmelerle birlikte, çocuk işçilerin koruma altında olduğu ve geçmişe nazaran daha iyi şartlar altında bulundukları söylense de her yıl binlerce çocuk; çalışmak zorunda kalıp eğitimlerinden, yaşıtlarının katıldığı sosyal aktivitelerden, dahası çocuk olmaktan mahrum kalmaktadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre; Kasım ayıyla birlikte 2019’da en az 60 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir. Türkiye’de, 2013 ile 2019 arasındaki dönemde kayda geçen 419 çocuk işçi ölümü tespit edilmiştir.
Türkiye de çocuk işçiliğinin önüne geçilmesi için öncelikle etkin bir çocuk işçi mevzuatına ve caydırıcı yaptırımlara ihtiyaç vardır. İşverenlerin sorumlulukları hakkında bilgilendirilmesi, ailelerinin bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmekte olup anayasal dayanağa gereksinim duyulmaktadır.
–
Kaynakça
- Şahin,Barış. “Çocuk İşçilerin Korunması’” Ankara Üniversitesi Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi.
- Soyalp İ, O. (2016). “Suriye’den Gelen Göç ve Çocukların Mevcut Durumu” Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu: Suriye’den Gelen Mülteciler Sonrası Mevcut Durum ve Çözüm Önerileri Konferans Raporu. Hayata Destek Derneği ve Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi. s. 11-14. (Konferans Raporu)
- TÜİK İş Gücü Anketi Sonuçları
- https://t24.com.tr/haber/hedef-calisma-kosullarini-insanilestirmek,1634
[zombify_post]
0 Yorum