İstanbul Sözleşmesi Nedir?

Her gün hepimiz yeni bir kadına şiddet olayı ile sarsılırken kadına şiddete karşı uluslararası hukuk açısından bağlayıcılığı ve yaptırımları olan İstanbul Sözleşmesi'ni ele aldık.6 min


41

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan “Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Sözleşme” 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış, bu sebeple uluslararası hukukta İstanbul Sözleşmesi olarak anılmıştır. 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi; uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan ilk sözleşme niteliği taşımaktadır.

Sözleşme’de kadına karşı şiddetle mücadele için kapsamlı bir hukuki çerçeve oluşturmak üzere önleme (prevention), koruma (protection), kovuşturma (prosecution) ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma politikaları (policy) konularına yer verilmiştir. Bu konuda uluslararası bağlayıcılığa sahip ilk hukuki belge olan İstanbul Sözleşmesi, Avrupa Konseyi üyeleri dışındaki ülkelerin de imzasına ve onayına açılmıştır

Sözleşme’nin Önsöz’ünde,

  • Kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin her türünü kınandığı; kadınlarla erkekler arasında de jure ve de facto eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına karşı şiddetin önlenmesinde temel bir unsur olduğunun bilincinde olunduğu; kadına karşı şiddetin yapısal özelliğinin toplumsal cinsiyete dayandığını; kadınların ve genç kızların erkeklerden daha fazla oranda toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riskine maruz kaldıklarının ve erkeklerin de aile içi şiddete maruz kalabileceğinin ve çocukların, aile içi şiddetin tanığı olmak da dahil olmak üzere, aile içi şiddetin mağduru olduklarının bilincinde olarak; kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratmayı hedef edindiği vurgulanmıştır.

İstanbul Sözleşmesi’nin Amacı Nedir?

Madde 1’ e göre sözleşmenin maksatları şunlardır:

  • kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;
  • kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;
  • kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
  • kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;
  • kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Sözleşme sadece kadına karşı şiddeti ele almamış, kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerektiğini de vurgulamıştır.

Sözleşme’nin 3. maddesinde üç tür şiddet tanımı yapıldığı görülmektedir: Bunlar, kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet ve kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olarak yer almaktadır:

“Kadına yönelik şiddet”, ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelmektedir. Kadına yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır[1].

“Aile içi şiddet”, mağdur faille aynı haneyi paylaşsa da paylaşmasa da, ailede veya hanede, eski veya şimdiki eşler ya da partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet anlamına gelmektedir[2].

“Kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, doğrudan kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya orantısız bir şekilde kadınları etkileyen şiddet anlamına gelmektedir[3].

İlgili maddede toplumsal cinsiyetin tanımı da yapılmıştır:

Toplumsal cinsiyet , herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır.

Taraf Devletlerin Sorumlulukları

Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca; hem özel alanda (ev içinde) hem de kamusal alanda eş, partner gibi birlikte yaşanan kişiler tarafından yöneltilen şiddeti yasakladığı gibi, işyerlerindeki, okullardaki, karakollardaki ve benzeri yerlerdeki kadına yönelik şiddeti de yasaklamış, taraf devletleri de kadına yönelik her türlü şiddetten sorumlu tutmuştur.

Devletin şiddet öncesi yükümlülükleri “Önleme” başlığı altında m. 12’den itibaren düzenlenmiştir. İlgili maddede, taraf devletler ayrımcılıkları önleme hususunda yükümlü kılınmış; töre, namus, din, gelenek gibi sebeplerin şiddet gerekçesi olarak kullanılmaması yönünde gerekli tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmiştir. Bireylerin de bu hususta aktif rol alması gerektiği vurgulanmış; şiddete ilişkin toplumsal farkındalığın arttırılması, eğitim müfredatına bu hususla ilgili derslerin koyulması gerektiğine yer verilmiştir. Şiddet öğrenilen bir davranıştır ve ortadan kaldırılması için toplumun, ailenin, bireyin bilgilendirilmesi gerekmektedir; aksi takdirde kadına yönelik şiddet son bulmayacaktır. Bilgilendirme hem başvuru üzerine hem de daha geniş kitlelere ulaşmak amacıyla kitle iletişim araçları, sosyal medya gibi vasıtalarla da yapılabilecektir. Aynı zamanda STK’lar ile yapılan işbirliği şiddet mağdurlarına yönelik yasal danışmanlık, kalacak yer sağlanması gibi hususları kolaylaştıracaktır.

Sözleşmede devletin şiddet sonrası yükümlülükleri ise “Koruma ve Destek” başlığı altında m. 18’den itibaren düzenlenmiştir. İstanbul Sözleşmesi m. 18/1 hükmü ile devletler şiddet mağduru kadınların korunması ve şiddet sonrasında gerekli önlemlerin alınmasında yükümlü kılınmıştır. Sözleşmede şiddet sonrası yükümlülükler “genel destek hizmetleri” ve “uzman destek hizmetleri” olmak üzere iki kısımda düzenlenmiştir. Genel destek hizmetleri kapsamında; devletlerin mağdurlara şiddet olayının etkilerinin ortadan kaldırılmasına ve azaltılmasına yardımcı olacak hizmetleri sağlaması ve bu hizmetleri sağlamak için gerekli tüm yasal ve idari önlemleri alması gerektiği vurgulanmıştır[4]. Bu hizmetler ancak ulaşılabilir olduğunda kendinden beklenen faydayı sağlayacaktır. Aksi halde sözleşme gereğince kadına yönelik şiddet vakıalarında başarılı olmayan devlet makamlarına karşı hukuki başvuru yoluna gidilebilecektir[5]. Ayrıca  sözleşmenin 20. maddesinin ilk fıkrası, taraf devletlerin, mağdurların şiddet sonrası iyileşmelerini kolaylaştırmak amacıyla almaları gereken yasal tedbirlerden bahsetmektedir.

Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet fiilinin mağdurları, m. 29 kapsamında faile ve gerekli önleyici ve koruyucu önlemleri alma görevini yerine getiremeyen yetkililere karşı, medeni hukuk yollarına başvurabilmeleri güvence altına alınmıştır. Yine bu sözleşme sayesinde mağdurların faillerden tazminat talep etme hakkına sahip olmasını temin etmek üzere, gerekli hukuki önlemler alınmıştır (m. 30/1).

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli yanı ise beraberinde getirdiği “denetim mekanizmasıdır”. Taraf ülkelerin temsilcilerinden oluşan denetim komitesi yani “GREVIO” oluşturulmuştur. Bu sayede, sözleşmenin taraf devletlerce etkili bir şekilde uygulanması izlenebilecektir. Komite, raporlar hazırlayıp, taraf devletin rızası ile soruşturma ve gerekirse onun toprağına ziyaret edebilecektir.

Sonuç olarak, İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı, bağımsız bir denetim mekanizmasına sahip ve şiddetin kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme niteliği taşımaktadır. Bu sebeple, kadın-erkek eşitliği ilkesinin hayata geçirilmesinde önemli bir adım olmuştur.Sözleşmeyi imzalayan devletler, en başta kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek ve bununla mücadele etmek için devlet çapında etkili, kapsamlı ve birbiriyle uyumlu politikaların benimsenmesi ve uygulaması olmak üzere belli bazı sorumlulukları yüklenmiştir. Türkiye, sözleşmeyi imzalayan ilk ülke olmasına karşın, ülkemizde kadına yönelik şiddet olayları ne yazık ki oldukça fazladır. Bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi’ni, şiddetin çok yönlü ve bütüncül bir yaklaşımla üstesinden gelinebileceğine dair önemli ve bağlayıcı bir kaynak olarak almakta fayda vardır.

Dipnotlar

[1] Arif Barış Özbilen – Mualla Buket Soygüt Arslan, ” 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un Değerlendirilmesi ” İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2 (2012): s. 373.

[2] Arif Barış Özbilen – Mualla Buket Soygüt Arslan, s. 374.

[3] Arif Barış Özbilen – Mualla Buket Soygüt Arslan, s. 374.

[4] Fatih Düğmeci – Esin Gürsel, “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Hususunda Devletin Yükümlülükleri ve Sorumluluğu”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 21/2 (2019): s. 850.

[5] Fatih Düğmeci – Esin Gürsel, s. 850.

Kaynakça

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

41

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.