Giriş
Bu tezde, Platon’un hukuki ve felsefi yönden pek çok tartışmaya konu olan “Sokrates’in Savunması”adlı eserinin, Sokrates’in yaşamı ve felsefesi, Sokrates’in yargılanması dönemi ve hakkındaki suçlamalar, savunmaya yönelik incelemeler, eserde yer alan haklar, ceza hukuku yönünden tespitler yapılarak ve kitaptan[1] örnekler verilerek incelenmesi amaçlanmıştır. Yapılacak olan çalışmada Sokrates’in savunmasında yer alan önemli doneleri öne çıkartarak savunmanın bugünkü hukuki teknik ve metotlar açısından ele alınması uygun düşmeyeceğinden dönemin yapısı ve tarihsel öğeleri dikkat edilerek incelenmesi uygun olacaktır.
–
1.Sokrates’in Yaşamı ve Felsefesi
Bugünkü modern Batı düşüncesinin atıf yaptığı en eski ve en önemli düşünürlerden olan, hayatının her anını hakikati aramakla geçiren, sorgulamacı, eleştirici bir karakter olan Sokrates, milattan önce 496 yılında, Atina’da doğmuş ve Atina İmparatorluğu döneminde yaşamıştır. Antik Yunan düşüncesinin en ünlü filozoflarından birisidir. Taş ustası ve fakir bir ailenin çocuğu olarak hayata gelen Sokrates’in kendisinin de taş ustası olduğu; ancak bu işle çok fazla ilgilenmediği bilinmektedir. Sokrates aynı zamanda Atina ordusu ile de meşhur Peloponez Savaşı’nda da savaşmıştır.
Öğretisi sayesinde, kendi düşünme tekniklerini öğrenmek isteyen geniş bir öğrenci kitlesine ulaşmıştır. Verdiği öğretim için herhangi bir ücret istememiş ve felsefe ile geçirdiği yıllarında genel olarak sefalet içinde yaşadığı bilinmektedir. Bu sürede evlenmiş ve üç çocuğu olmuştur.
Sokrates’in felsefeye katkılarından biri bilgiye yaklaşımda kullandığı yeni yöntemdir. Sokrates’in ruh kavramı, hem normal uyanan bir bilinç hem de ahlaki karakteri içeren bir temeldir. Bu bakımdan Sokrates ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilir. Ayrıca kendisi zihin, beden ve evrenin düzenine de inanmıştır. Diyalektik olarak bilinen bu yöntem, ifadelerin içerdiği dolaylı anlamları incelemeyi içermektedir. Temelde ise bir ifadenin gerçekten doğru olması durumunda yanlış bir sonuca götüremeyeceği varsayımı yatmaktadır. Bu yöntem muhtemelen Sokrates tarafından icat edilmese de kendi doğru ve yanlış ilkelerini tesis etmek için diğer kişilerin öğretilerini de kullandığı bilinmektedir.
Sokrates, bütün değerlerin tek bir değerde birleştiğine inanmaktadır. Bunlar; bilgi, etik ve kişinin yaşamı boyunca biriktirdiği deneyimlerdir. Bütün gerçek bilginin hepimiz için orada dışarıda olduğunu ve yanıtların ise her zaman içimizde olduğunu da düşünmektedir. Dünya’daki her şey, bizi daha yüksek bir varlığa yöneltmektedir ve her şeyin de kendinde bir amacı bulunmaktadır. Bu, daha sonra Sokrates’in öğrencisi Platon öğretilerine de önemli bir temel oluşturmuştur.
Sokrates, değer ve bilginin aynı olabilme kabiliyetine de inanmıştır. Hiçbir kişinin bilerek yanlış yapmadığını; ancak ihtimalin kendisine sunulduğunu düşünmektedir. Kişinin kendi içindeki ahlak aslında kendisi için kararı veren şeydir. Bugünün etik inançlarının büyük çoğunluğu aslında Sokrates’in basit kelimelerine dayanmaktadır.[2]
–
2. Sokrates’in Yargılanması Dönemi ve Hakkındaki Suçlamaları
Sokrates’in hayatının en dikkat çekici olaylarından biri Platon’un da Sokrates’in Savunması kitabında da bahsedildiği üzere kendisi hakkında açılan davadır. Kitapta Sokrates’i suçlayanlar Meletus, Anytos ve Lycon; suçlanan ise Sokrates’tir. Sokrates suçlamaları ikiye ayırır ve savunmasını bu şekilde gerçekleştirir. Öncelikle Sokrates Atina Devleti’nin mahkemesinden yargılanırken konuşmasına şu şekilde başlar:
“Atinalılar, beni suçlayanların sizi nasıl etkilediğini bilemiyorum. Ama öyle ikna edici konuşuyorlardı ki az kalsın ben bile kim olduğumu unutacaktım. Buna karşın tek bir doğru laf etmediklerini söylemem gerekir. Sıraladıkları bunca yalan arasında, özellikle birine çok şaşırdım. Güya mükemmel bir hatip olduğumdan sizi aldatmamam için dikkat etmeniz gerekiyormuş! Hemen şimdi kanıtlayacağım üzere mükemmel bir hatip olmadığım halde, yüzleri bile kızarmadan böyle konuşmaları, yapılabilecek en büyük utanmazlıktır kanımca. Ancak mükemmel hatip derken doğruyu söyleyenleri kastediyorlarsa, ona bir şey diyemem! Eğer kastettikleri buysa, onların anladıkları şekilde olmasa da iyi bir hatip olduğuma ben de katılıyorum.”[3]
Sokrates’i ilk suçlayıcıların gerekçeleri Sokrates’in gökyüzündeki olaylarla ilgilenip yeraltını araştırması ve önemsiz lafı önemli gibi göstermesi üzerine kurulmuştur. Sokrates’e göre bu suçlayanlar en tehlikeli olanlardır çünkü onları dinleyenler böyle uğraşları olanların Tanrılara inanmadıklarını sanmaktadır. [4] Sokrates iftiranın kaynaklandığı suçlamayı ele alarak ona nasıl iftira etkilerini açıklamaya devam eder ve onların suçlamalarını şu şekilde okur: “Sokrates, yer altında ve gökyüzünde olanları araştırdığı ve önemsiz lafı önemli gösterdiği için suçludur. Bu doğrultuda gereksiz araştırmalar yürütüyor ve aynı zamanda bunları başkalarına da öğretiyor.”[5] Ona atılan iftiranın kaynağını ortaya çıkarmaya çalışmak için bu suçlamaya karşılık veren Sokrates kendinde insanlara özgü bir bilgelik bulunduğunu ifade eder. Ayrıca bu savını ispatlamak için kendini bilge sayanlardan birinin yanına giderek şöyle bir kanıya ulaşır:
“Göründüğü üzere ikimiz de güzellik ve iyilik hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. O hiçbir şey bilmediği halde bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa ben hiçbir şey bilmemekle birlikte bunun bilincindeyim. Bu durumda hiçbir şey bilmediğimi bildiğim için az da olsa ondan daha bilgin sayılırım.”
Sokrates, bu suçlamalara cevap verdikten sonra Meletos’un ve daha sonraki suçlayıcılarının suçlamalarına geçer. Sokrates ile asıl muhatap olan ve suçlamalarda bulunan kişi Meletus’dur. Suçlama nedeni ise Sokrates’i gençleri yoldan çıkardığı ve kentin tapındığı tanrılara değil kendisinin icat ettiği yeni tanrılara tapındığı için suç işlediği yönündedir. Sokrates bu aşamada Meletus’a sorular sorma yolu ile ilerler ve gençlerin bilerek yoldan çıkarmadığını bilmeyerek yapsa bile bunun dava konusu olamayacağını, yeni tanrılar uydurmadığını,tanrılara inanmayan birinin tanrının çocuklarına ve kahinlerine de inanamayacağını açıklar. Sorgulama ve eleştirme yapmasının nedeninin ise Tanrıların emri olduğunu vurgular.
Sokrates savunmasını yaptıktan sonra bu açıklamaları kendisi için yapmadığını, tanrının onlara bahşettiklerine karşı günah işlememeleri için Atina halkı için savunma yaptığına işaret eder. Burada Sokrates bir örneklendirme yaparak metafor kullanır ve kendisini bir at sineğine ihtiyaç duyan soylu ama iri hantal bir ata benzetir. [6]
Sokrates’in bu suçlamalara karşı söylediği son söz olarak şu denilebilir ki ona göre adalet için mücadele etmek isteyen biri yaşamını birkaç yıl daha sürdürmek istiyorsa özel işleriyle uğraşmalı ve kamusal görevlerden kaçınmalıdır.[7] Bu bağlamda Hannah Arendt’in özel alan kamusal alan ayrımına da değinmek gerekir. Özel alan ve kamusal alan ayrımı Arendt için önemlidir. Özel alan oikos/hane iken, kamusal alan polisin yani özgürlüğün alanıdır. Özel alan ve kamusal alan tamamen birbirinin zıddıdır. Çünkü kamusal alan zorunluluğun değil politikanın yapıldığı özgürlüğün alanıdır. Polis’te özel alan yani hane hayatı, zorunluluğun ve hükmetmenin geçerli olduğu alandır. Bu alanda insanlar zorunlu yaşam ihtiyaçlarını örneğin yeme, içme, üreme gibi zorunluluklardır. İnsanlar hanede zorunlu olarak yaptıkları işleri kamusal alana taşımazlar. Zor kullanma ve şiddet özel alana aittir.
Kamusal alanın en önemli özelliklerinden biri onun kalıcı olmasıdır. Arendt’in deyimiyle “dünyada bir kamusal mekan bulunacaksa bu bir nesilliğine kurulamaz ve sadece yaşayanlar için planlanamaz; kamusal alanın ölümlü insanların yaşam sürelerini aşması gerekir.”
Kamusal alanın diğer fonksiyonu insanlar için sağladığı gerçekliktir. Bu gerçeklik çoğulluk içinde insanların aynı anda sayısız perspektiften ve farklı veçhelerden eşitlik içinde eylemde bulunmalarıyla sağlanır.[8]
Modern dönemde özel alan ve kamusal alan arasındaki ayrıma bakış açısı ise değişmiştir. . İnsanların zorunlu ihtiyaçlarını gidererek politik eylem için hazırlık yaptıkları özel alan ile zorunluluktan uzak eşitler arasında bir araya gelerek eylemde bulundukları ve özgürlüklerini deneyimledikleri kamusal alan arasındaki ayrım modern dönemde ortadan kalkmış ya da belirsiz hale gelmiştir. Melez bir yeni yaşama biçimi ortaya çıkmıştır. Bu yeni alan sosyal alandır. Sosyal alan, hanenin zorunlulukları içinde kalması gereken şeylerin, kamusal alanın zorunluluktan arınmış alanına sızmasıyla oluşur. [9]
Tüm bu açıklamaların ardından Sokrates’in son ifade ettiği savunmasında “Adalet için mücadele etmek isteyen biri, yaşamını birkaç yıl daha sürdürmek istiyorsa özel işleriyle uğraşmalı ve kamusal görevlerden kaçınmalıdır” diyerek özel alan ve kamusal alan arasındaki ayrıma atıf yaptığını söylemek mümkün olacaktır.
–
3. Savunmaya Yönelik Tespitler
Savunmada yukarıda da belirtildiği gibi gençleri yoldan çıkarmak, önemsiz olanı önemli gibi göstermek, devletin tanrılarına inanmayıp onlar yerine başka tanrılar koymakla suçlanan Sokrates’in yargıçlar karşısında düşüncelerini beyan ederek jürinin ve kendisini suçlayanların haksızlığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Sokrates inandığı doğrulardan ve yaşamı devam ettiği sürece savunduğu fikir ve düşüncelerinden vazgeçmeyecek yapıdadır. Zaten savunmasındaki mihenk taşlardan birisi de budur. Bu durumu açıklayan bir kesiti sunmak gerekirse:
“Şimdi siz mahkeme önüne çıkarılmamam, ama çıkarıldığıma göre mutlaka ölüme mahkum edilmem gerektiğini, çünkü serbest kalırsam öğrettiği her şeyi yapacak olan oğullarınızın istisnasız tümüyle mahvolacağını söyleyen Anytos’a inanmayıp beni serbest bırakarak: “Sokrates, Anytos’un söylediklerine ikna olmadık ve seni serbest bırakıyoruz. Ama bir şartımız var! Bundan böyle bu araştırmalarına ve felsefe yapmaya son vereceksin, aksini yaptığın görüldüğünde de ölüme mahkum edileceksin.” diyebilirsiniz. Beni bu şartlarla serbest bırakırsanız, size yanıtım şöyle olur: “Atinalılar, sizi sayar ve severim, ama size değil tanrıya itaat edeceğim. Nefes aldığım ve gücüm yettiği sürece felsefe yapmaktan, nasihat vermekten ve size her rastladığımda gerçekleri göstermekten hiç vazgeçmeyecek, size söylemeye alışkın olduğum şeyleri söyleyeceğim.”[10]
Görüldüğü üzere Sokrates yaşamı pahasına da olsa kendisine bir seçenek sunulsa yine aynı düşüncesinde olduğu konusunda ısrar etmiş ve başka şekilde davranmasının yolu olmadığını dile getirmiştir. Ayrıca yargıçların boyunduruğu altında girmekten kaçınarak itaat edebileceği ihtimalinde bunun tanrı olacağı görüşündedir. Burada bahsetmiş olduğu ifade sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceği, bir anlam ifade etmeyeceğidir. Ayrıca ideallerini hiçbir şeye değişmeyeceği fikri de gündeme gelmektedir. Sonunda ölüm dahi olsa hiçbir durum onu gerçekleri söylemekten veya felsefe yapmaktan alıkoyamaz.
Sokrates’e göre asıl kötülük masum olan kişinin cezalandırılmasıdır ve bunu şöyle ifade eder: “Asıl kötü olan şimdi yaptıkları gibi bir adamı haksız yere öldürmeye çalışmalarıdır.” [11] Yani savunma yapmasındaki asıl saik ve gizli amaç kendisi herhangi bir suç icra etmediğinden ve kendisine ceza verildiğinde masum olan bir kişi cezalandırılacağı için bu adaletin ruhuna ve özüne zarar verecektir. Özetle suçsuz birisini cezalandırmak adalete aykırılık teşkil eder, Sokrates suç işlemediğinden onu cezalandırmak da adalete, dolayısıyla tüm halkı neredeyse cezalandırmak ile eşdeğer tutulabilir.
Sokrates’in Savunmasından sonra gelen Sokrates’in öğrencisi olan Kriton ile arasında gerçekleşen konuşma da onun insanların koymuş olduğu yasalara uymanın önemi üzerine söylediklerinden oluşur. Sokrates,hakkında verilen ölüm cezasının infazı üzerine bir hücreye kapatıldıktan sonra beklerken öğrencisi olan Kriton gelerek onu kaçırmaya ikna etmeye çalışır. Ancak Sokrates bu fikri reddeder, çünkü verilen karar doğru da olsa yanlış da olsa sonuç olarak yasaya ve verilen hükme aykırı hareket etmek istemez ve onu kabullenir.
Sokrates’in Kriton’un ona yardım etmesi teklifini reddetmesinin altında ilk olarak yapılan kötülüğe ya da haksız olan duruma karşı o şekilde hareket edilmemesi gerektiği düşüncesi yatmaktadır. Çünkü ona göre insanın yanlış yapmaması,yanlışa karşı yanlışla karşılık vermemesi ve ona kötülük yapıldığında kötülük yaparak kendini korumaması gerektiği fikrini benimsemiştir.[12]
İkinci olarak, Sokrates’e göre ölüm cezasını reddedip kentten ayrılmak veyahut kaçmak orada var olan yasaları çiğnemek ve kente zarar vermek olur, zira mahkeme kararlarının bireyler tarafından yok sayılıp uygulanmaması veyahut hükümsüz kılınması sonucunda bir kentin ayakta kalması zorlaşacaktır.[13]
Üçüncü durum ise Sokrates’in verilen infaz kararına aykırı davranıp kentten firar etmesi fikri ona doğru gelmez. Çünkü bu çalışmada da bahsedildiği üzere Sokrates’e yönelik suçlamalardan biri onu gençleri kötü yönlendirip yoldan çıkardığı savı idi. Sokrates eğer koyla yolu seçip ölüm cezası gerçekleşmeden kaçmayı tercih etseydi suçlayanların bu görüşlerini destekleyen ve kuvvetlendiren bir durum sergilemiş olacaktı. Bu bakımdan onları haklı çıkarmaktan ve kendi suçlamalarına inandırmayı yeğlemektense Sokrates, cezasının infazını tercih eder.
Özetle, Sokrates mahkemenin kararını denetlerken bu kararın doğru olmadığını, haksız olduğunu düşünür ve savunmasında da yargıçları ikna etme gayreti içerisine girer. Ancak bu çaba sonuçsuz kaldığı için verilen ceza ölüm cezasıdır. Ancak Sokrates bu cezayı görmezden gelemez, kabul etmek zorundadır ve hükme itaat etmekten başka yolu bulunmaz. Çünkü Atinalılara karşı bir sorumluluk ve bağlılık duygusu içerisindedir.
–
4. Haklar ve Ceza Hukuku Yönünden Tespitler
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki eserde savunma hakkının önem teşkil ettiği ifade edilmelidir. Suçlanan kişi olan Sokrates ve suçlayıcılar olan Meletus, Anytos ve Lycon sırasıyla birbirlerine soru sorabilmekte, diyalog halinde ilerlenmekte ve iddia ve savunma makamlarının gereklilikleri sağlanmaktadır. Ek olarak savunma hakkının sağlanabilmesi için tanık dinletme yoluna başvurulması görülmektedir.
Olumsuz bir durum olan kadınların oy hakkının bulunmaması yargılamada yer alan jürilerin erkek üyelerden oluşmasının bir yansımasıdır. Ayrıca Anglosakson hukukunun bir görünümü olan jüri sisteminin etkileri görülmektedir.
Bu kısımdan itibaren yer yer günümüzdeki ceza hukuku anlayışı ile dönemin ceza hukuku açısından yaklaşımı karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.
Savunmada da belirtildiği gibi dönemdeki cezalar şu şekildedir: ölüm cezası, sürgün, hapis cezası, kölelik, para cezası şeklindedir.
Günümüzde Türk Ceza Kanunu’nda en temel ilkeler olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi, belirlilik ilkesi sınırlı sayı prensibince belirlenmiştir. Ancak dönemin yargılama sürecinde ise taraflar ceza teklifinde bulunabilmektedir ve jüri üyeleri olayı çözüme kavuşturduktan sonra, suç tipini tespit ettikten sonra bu teklife uyabilecektir. Bu durum modern anlamda ceza hukukunun ilkelerine uygun düşmemektedir.
Dönemde kamu davasının açılabilmesine imkan tanınmamıştır. Dolayısıyla şahısların bir ithamda bulunarak suçlama yapması mümkündür.Ancak bu kişilerin söyledikleri doğru çıkmaz ise bu durumun önüne geçip sebepsiz yere birini suçlamaktan dolayı para cezasına mahkum edilmesi gereken hallerde bu uygulanır.
Suç tipi olarak kamuya karşı işlenen suçlar genellikle ağır basmaktadır. Bu çıkarıma Sokrates’in şu sözlerinden ulaşılabilir: “Kamu görevleri üstlenerek erdemli bir yurttaşa yaraşır şekilde haklıların yanında yer alsaydım ve yapmam gerektiği gibi buna en büyük önemi verseydim, buna yıl hayatta kalabilir miydim sanıyorsunuz?’’[14]
Bir diğer ceza hukukundan kaynaklanan ve özellik arz eden durum ise suçlanan kişi, Sokrates, eğer iddia edilen suç tipini tekrarlamayacağı yönünde beyanda bulunursa bu ihtimalde o kişinin salıverilmesi söz konusu olacaktır.
–
Sonuç
Bu araştırmada Platon’un Sokrates’in Savunması adlı yapıtının hukuki yönden incelemesi yapılmış olup bu doğrultuda görüşü desteklemek için Sokrates’in yaşamı ve görüşleri, Sokrates hakkındaki suçlamalar ve bunları bertaraf edecek nitelikteki savunmaya yönelik ibareler, kitapta yer alan hakların konumu ve ceza hukuku açısından tespitler yapılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu incelemeyi gerçekleştirirken söz konusu eserden alıntılar yapılarak örneklendirme yoluna gidilmiştir. Çalışmayı bitirirken Sokrates’in Savunması eserinin son kısmında yer alan cümleleri söylemekte fayda olacaktır:
“Artık ayrılma vakti geldi çattı, ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece tanrı bilebilir.” [15]
–
Kaynakça
[1] Platon, Sokrates’in Savunması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012.
[2]https://psikologo.com/sokrates-felsefesi/#Sokrates8217in_Yasami
[3] Platon, Sokrates’in Savunması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012,s.31.
[4] a.g.e., s.32.
[5] a.g.e., s.33
[6] a.g.e., s.49
[7] a.g.e., s. 51
[8] Hüseyin Günal, Hannah Arendt ve İnsanlığa Karşı Suçlar, Dost Yayınları, Ankara, 2015 , s.89.
[9] a.g.e.,s.90.
[10] Platon,Sokrates’in Savunması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,2012, sayfa 47-48
[11] a.g.e.,s.49.
[12] a.g.e., s. 77.
[13] a.g.e., s.78.
[14] a.g.e., s.52.
[15] a.g.e., s.63
[zombify_post]
0 Yorum