Önce İsveç fazla mesaiyi yasakladı, sonra Almanya’da mesai saatleri dışında telefonla aranmak ‘mobbing’ sayılmaya başlandı. Şimdi de Fransa, çalışanlara ‘mesai dışında ulaşılamama hakkı’ tanıyor.
Peki nedir bu ulaşılamama hakkı?
Çalışma hayatında sıkça karşılaştığımız bazı durumlar vardır. Örneğin; hafta sonu mailleri, mesai dışında gece saatlerinde atılan mesajlar, işe yeni başlayanlardan saat kaç olursa olsun gelen heyecanlı mesajlar, “ÇOK ACİLLL” konu başlığıyla gönderilen rahatsız edici e-postalar, yapacak işi olmayıp sosyalleşme niyetiyle mesaiye kalma gibi sebeplerle çalışanlar emeklerini ve zamanlarını fazla mesaiye harcayabilmektedirler. Bireylerin iş dışında kendilerine ayıracak zamanları ellerinden alınıp giderken ülkemiz maalesef fazla mesai konusunda dünyada önde gelen bir ülke olmakla birlikte artık bu durum bireyler için giderek normalleşmektedir. Bu normalleşmenin sonucunda çalışanlar çeşitli psikolojik ve sosyolojik problemler yaşamakta ve destek almaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu da haliyle bireyler için mali sorunları da beraberinde getirmektedir.
Önceleri, aslında çok da uzak olmamakla 10-15 sene öncesinde haberleşmenin ve teknolojinin günümüzdeki kadar gelişmiş olmadığı zamanlarda, bireylerin ulaşılabilir olmadığı zamanlar vardı. Çalışanlar bir sonraki gün mesai saatine kadar rahatsız edici mesajlara yahut e-postalara maruz kalmıyordu. Cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle ve internetin artık bir tık uzağımızda olmasıyla devam eden bu sonsuz erişim bireylerin kendilerine ayırdıkları özel zaman kavramını da artık yavaş yavaş ortadan kaldırmaya başladı.
Günümüzde çeşitli ülkelerde de bu gibi sorunlarla karşılaşılmış ve bu sorunları giderme konusunda çeşitli yollara başvurulmaya başlanmıştır. Örneğin New York açısından bu durumu kısaca özetlemek gerekirse; esnek saatler, çalışanlar tarafından çoğunlukla olumlu karşılansa da sürekli bağlantı halinde olmak, hem çalışanlara hem de şirketlere zarar verebiliyor, yoğun stres altında olduğunu bildiren çalışanların üretkenliğinin azaldığı, bunun da bir işletmenin gelirini ve kârlılığını etkileyebileceği görülmüştür. Bunun üzerine New York Belediye Meclisi, özel sektörde işverenlerin çalışanlardan işle ilgili iletişim kanallarını –örneğin mail ve mesajları- mesai saatleri dışında da kontrol etme ve yanıtsız bırakmama talebinin önüne geçecek bir mevzuat üzerinde görüşmeler yapmaktadır. Bu durum, işverenlerin kontrol dışı sorumluluklar yüklemesine engel olabilecek ve işini ofis dışına taşımak istemeyenler üzerinde kurulabilecek baskılara imkan vermeyecektir. Yasayı ihlal edecek şirketler, her defasında en az 250 dolar cezaya çarptırılacaktır. New York’tan gelen bu öneri, Fransa’da kabul edilen benzer bir teklif model alınarak hazırlandı ve ABD tarihinde bir ilk teşkil ettiği düşünülüyor. Bununla birlikte Fransa’da yasa, çalışan sayısı 50 veya daha fazla olan şirketleri kapsayacak şekilde düzenlenmişken New York için bu sayı “10 veya daha fazla çalışan” olacaktır.
Ülkemiz açısından bakıldığında ise; Türk İş Kanunu’na göre haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak tanımlanıyor. Türkiye, OECD ülkeleri arasında çalışanları en çok mesai yapan ülkeler arasında yer alıyor. Hal böyle iken teknolojinin gelişmesi ile çalışanlar açısından akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar nedeniyle mesainin eve taşması durumu söz konusu oluyor. Türkiye’deki haftalık mesai saatleri yasalarla net bir şekilde belirlenmiş durumdadır. Türk İş Kanunu’na göre çalışanlar için belirlenen normal haftalık mesai süresi 45 saat. Ancak, ülkenin genel yararları, işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla mesai yapılabiliyor.
Özellikle teknolojinin gelişmesi ve akıllı telefonların hayatımıza girmesi iş-özel hayat dengesi tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Son yıllarda özellikle beyaz yakalı çalışanlar ofislerdeki mesailerini bitirip eve gitseler bile evden çalışmaya devam edebiliyorlar. Bu sürenin fazla mesaiden sayılıp sayılmaması yahut bu sürelerde çalışanlara ulaşılamama hakkı tanınıp tanınmaması konuları ise sıkça tartışılıyor. Türkiye’de bu konuda net bir hüküm bulunmamakta, ancak e-posta ve benzeri yollarla mesai saatleri sonrasında da çalışandan iş yapması istenmesi halinde bunun çalışma süresinden sayılmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Çalışanların işle ilgili geçirdikleri tüm sürelerin çalışma süresi olarak nitelendirilmesi gerektiği düşünülse de bu konuda özellikle ispat sorunları ile karşılaşılmaktadır. Çünkü, çalışanın bu gibi durumlarda ne kadar mesai harcadığını kesin olarak saptamak güçtür. Tabi ki ulaşılamama hakkı kapsamında birkaç istisna da söz konusu olabilmelidir. Acil durumlar, yurt dışında çalışanlar, mesai saatleri dışında ulaşılamamayı tercih eden çalışanların verimliliği bundan etkilenecek mi gibi soru işaretleri de mevcuttur. Bazı ülkelerde bu gibi uygulamalar sınırlandırılsa da Türkiye’de özellikle yüksek ücreti olmayan çalışanların aleyhinde olan bu uygulamayı sınırlandırıcı net ve somut ölçütler geliştirilmelidir.
KAYNAKÇA
- http://hrexecutive.com/a-right-to-disconnect/
- https://medium.com/peoplebox-ats/ulasilamama-hakki-mesai-sonrasi-maillere-cevap-vermek-zorunda-miyiz-d19f026b71cc
[zombify_post]
0 Yorum