Adil Yargılanma Hakkı ve İlgili AYM İçtihatlarının İncelenmesi

Yazımızda AYM'ye yapılan bireysel başvurularda "adil yargılanma hakkı"nın ihlali iddialarını, bu hakkın sınırlarını inceleyeceğiz.9 min


82

Bu yazı esasen adil yargılanma hakkı ile ilgili olup karar örnekleri üzerinden ilerlemektedir. Bireysel başvurudan ve adil yargılanma hakkından kısaca bahsettikten sonra yedi örnek karar ile bahsedilecektir:

  • Olağan kanun yollarının tüketilmiş olması
  •  Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerinin bazı sınırları
  • Adli yardım talebinin, adil yargılanma hakkına etkisi
  • Bireysel başvuruda kişi yönünden yetki sınırlanmasının adil yargılanma hakkına etkisini
  • Makul sürede yargılanma hakkı
  • AİHS’nin 6.maddesindeki  “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının varlığı” kavramının yorumlanması

1- Bireysel Başvuruya Konu Olabilecek Hak ve Özgürlükler

Bireysel başvuru, 1982 Anayasası ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma alanı kapsamındaki hak ve özgürlükler açısından herkesin ihlal iddiasıyla başvurabileceği bir hak arama yoludur. Bu kurum Anayasa Mahkemesine 2010 Anayasa değişikliği ile eklenmiştir.

Bireysel başvurunun çeşitli ön-kabul edilebilirlik şartları vardır. Ancak biz kurumun ayrıntılı incelemesini yapmadan Anayasa Mahkemesi’nin “konu yönünden yetki” değerlendirmesinin kapsamını ele alacağız. Mahkeme’nin inceleme yaparken başvurabileceği kaynaklar Anayasa, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir.  Bu metinlerdeki ortak temel hak ve özgürlükler “ortak koruma alanı” nı oluşturur. Yalnızca bu ortak koruma alanındaki hak ve ihlaller bireysel başvuruya konu olabilir. Ayrıca bir hak koruma alanına dahil olsa bile, o hakkın ihlali başvurucu açısından; güncel, kişisel ve doğrudan olmadıkça “madurluk statüsü” oluşmamış demektir. Bu durumda mahkeme başvuruyu reddecektir.

2- Adil Yargılanma Hakkı

Adil yargılanma hakkı, Anayasa’nın m. 36 hükmündeki hak arama hürriyeti başlığı altında ele alınmıştır. Kavram itibariyle hak arama hürriyeti, kişilerin hak arama yoluna başvurup başvurmama durumunda hür olmasını ve kişilerin ihlal edilen bir hakkının telafisi için başvurulabilecek yollarını ifade etmektedir. Adil yargılanma hakkı esasen sadece yargılama faaliyetiyle değil, muhakemenin bütünüyle ilişkilidir. Yani muhakemeyi oluşturan üç görev de    -iddia, savunma, yargılama- bir bütün olarak düşünülüp ele alınmalıdır. Alt unsurlardan oluşan bir temel haktır. Makul sürede yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı, bağımsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkı ve mahkemenin verdiği kararı gerekçeli olarak öğrenme hakkı şeklinde hakları kapsar.

Adil bir yargılama uyuşmazlığın tarafları arasında fiili ve hukuki bir fark gözetmeden iddia ve savunmaların eşit ölçülerde ve karşılıklı olarak yapıldığı bir yargılamadır. Aksi şekilde sürdürülen yargılamalar bu hakkın ihlaline yol açar. 

3- Örnek Kararlar Çerçevesinde Adil Yargılanma Hakkı ile İlgili Diğer Hususlar

ÖRNEK KARAR 1- Başvurucunun adil yargılanma hakkı ihlali iddiasının kabul edilebilir olması için öncelikle kişinin yargılanma hakkını kullanması gerekmektedir. Yani savcılığa başvurmalı, dava açmalı…vb.  aksi halde hem ihlal edilebilecek somut bir hak kullanımı yoktur, hem “olağan başvuru yollarının tüketilmemesi” gerekçesiyle kişinin başvurusu reddedilir. Çünkü olağan başvuru yollarının tüketilmesi aynı zamanda bireysel başvurunun ön şartıdır. 

Bu durum AYM, Zeki Kartal başvurusu, 2013/2803, 21/01/2016 başvurusunda açıkça görülmektedir. Başvurucu kızının ölü doğması üzerine, kusurlu olduğunu düşündüğü doktor hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kavuşturmaya yer olmadığı kararının, etkili bir soruşturma yapmaksızın alındığını iddia ederek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de iddia etmiştir. AYM’nin karar metninin 58. paragrafında iddiaya şu şekilde karşılık verilmişti:

Bakanlığın görüş yazısında, kabul edilebilirlik incelemesi ile ilgili olarak özetle  yaşam hakkı kapsamında “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda       mutlaka cezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarının kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği, adli ya da idari yargıda tazminat davası açıldığına ilişkin bir bilginin başvuru dosyasında bulunmadığı, bu durumda başvurucunun hem ilgili doktorların ve idarenin sorumluluğunun ortaya konulmasına, hem de gerektiği takdirde tazminat ödenmesine imkân sağlayacak bir yoldan kendisini mahrum bıraktığı…”

ÖRNEK KARAR 2- AYM’de bireysel başvuruya konu olabilecek hususlar ve adil yargılanma hakkı ile ilgili bir diğer husus da derece mahkemelerinin verdiği kararlar ile ilgilidir. AYM, derece mahkemesince verilen kararların esas yönünden adil olup olmamasını inceleyemez. Ancak derece mahkemesinin bariz hata yaptığı veya açık keyfilik içeren kararlar verdiği haller saklıdır.Bu husus AYM, Engin Ekinci başvurusu, 2014/3060, 10/03/2015 başvurusunda geçmektedir. Başvurucu derece mahkemesinin saydığı gerekçelerle adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Mahkeme kararının bu hususa ilişkin kısmında; Anayasa’nın 148. maddesine “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” ve 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesine “Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.” atıfta bulunmuştur. Ardından kararın 26. maddesinde açıkça derece mahkemesi kararının adil olup olmaması yönünden bireysel başvuru kararı yapılamayacağını ve bu durumun tek istisnasını söylemektedir: 

“Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,  bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez.”

ÖRNEK KARAR 3- Bireysel başvurularda adil yargılanma hakkının söz konusu olduğu bir diğer durum da “adli yardım talebi”dir. Bir karar örneği üzerinden konuyu ve AYM’nin tavrını inceleyeceğiz: AYM, Sadegül Başkul ve Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası Başvurusu, 2014/2197, 21/09/2017 başvurusunda başvurucu adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme müdahalenin varlığını kabul etmiştir: 

Başvurucunun adli yardım talebinin reddedilmesi sonucu masrafları ödemek zorunda bırakılması nedeniyle mahkemeye erişiminin engellendiği açıktır”. 

Ayrıca herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir. Adil yargılanma hakkının güvencelerinden birinin de “mahkemeye erişim hakkı” olduğu belirtilerek 40 ve 41. paragraflarda açıklanmıştır:

40. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2014/76, K.2014/142, 11 /9/2014). 

41. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).”

Görüldüğü üzere mahkeme bu açıklamaları yaparken daha önce verdiği kararlara da atıfta bulunmaktadır. Anlaşılan bu hususta AYM’nin geliştirdiği koruyucu bir tavır vardır.

Unutulmamalıdır ki AYM müdahalenin varlığını kabul ettikten sonra bunun ihlal oluşturup oluşturmadığını ayrıca incelemektedir. Hukuka uygunluk nedenlerinden yararlanan, kanununa aykırı olmayan, meşru bir amacı olan, ölçülü müdahaleler hak ihlali oluşturmaz. Örnek kararda yargılama masraflarının kanuna uygun ve meşru bir amacı (Gereksiz başvuruları önlemek, dava sayısını azaltmak ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirebilmesi amacıyla…) olduğu ifade edilmektedir. Ancak mahkeme, samut olayda başvurucuya ağır bir yük getirdiğini ve “hiçbir gelirinin olmadığını belgelediği halde adli yardım talebinin reddedilmesinin” ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu kabul ederek, müdahalenin ihlal oluşturduğu sonucuna varmıştır.

ÖRNEK KARAR 4- Bireysel başvuru ve adil yargılanma ile ilgili başka bir husus da bireysel başvuruda bulunabilecek kişiler ile ilgili sınırlamalar ve bunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiği düşüncesidir. Ayrıntıya girmeden açıklamak gerekirse, bireysel başvuruda bulunamayanlar 6216 sayılı Kanun’da şu şekilde düzenlenmiştir:

  1. Kendi alanları ile ilgili başvuran özel tüzel kişileri hariç olamak üzere “tüzel kişiler” 
  2. Yalnızca vatandaşlara tanınmış haklarla ilgili “yabancılar”

Ana kural, Anayasa’nın m. 148 hükmünde ve 6216 sayılı Kanun’un m. 45 hükmünde belirtildiği gibi “herkes” in bireysel başvuruda bulunabileceğidir. İnceleyeceğimiz başvuruda, başvurucunun kamu tüzel kişisi olması nedeniyle mahkeme “kişi yönünden yetkisizlik” kararı vermiştir. (AYM, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Başvurusu, 2013/1430, 21/01/2013) Ancak bizim için önemli nokta üye Erdal Tercan’ın “karşı oyu” dur. Çünkü burada adil yargılanma hakkı açısından ihlal olduğu ileri sürülmektedir. AYM’nin kendi içinde görüş ayrılıkları mevcuttur.

Kamu tüzel kişilerin tamamen bu haktan mahrum bırakılması, bireysel başvuru kurumunun “kamu gücü kullananlara karşı, kamu gücü kullanamayanların temel haklarını korumak” amacıyla kurulmasından kaynaklanmaktadır. Aksi halde bir çelişki meydana gelirdi. Ancak karşı oy kapsamında bu çelişkinin tüzel kişiler için her zaman yaşanmadığı, hükmün bireysel başvurunun amacını ve niteliğini dikkate alarak amaçsal yoruma tabi tutularak uygulama alanının belirlenmesi gerektiği savunulmaktadır:

“Kamu tüzel kişilerinin kamu gücü kullanmadıkları hallere de teşmil etmek, kamu tüzel kişilerinin de yararlanabilecekleri temel hak ve özgürleri kapsam dışı bırakacak şekilde yorumlayıp, uygulamak ve kamu tüzel kişilerinin kategorik olarak hiçbir şekilde bireysel başvuruda bulunamayacaklarını kabul etmek, bireysel başvurunun niteliğine aykırı olduğu gibi, amacına da uygun düşmez. O nedenle, kamu tüzel kişilerinin kamu gücü kullanmadıkları hallerde, yararlanabilecekleri temel hak ve özgürlüklere ilişkin konularda, sınırlı da olsa bireysel başvuruda bulunabilmelerini kabul etmek gereklidir.”

ÖRNEK KARAR 5- Bir başka husus Sözleşme’nin m. 6 ibaresinde geçen adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan “makul sürede yargılanma” hakkıdır. AİHS’ne göre; ceza yada hukuk davalarının ayrımı gözetilmeksizin makul sürede sonuçlandırılması adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Toplumun yargı organlarına olan güvenin süreklilik arz etmesi, hakkın gerçek sahibine en hızlı şekilde tesliminin sağlanması ve uyuşmazlığın taraflarının en kısa sürede tatmin edilmesi bakımından da yargılamanın makul süre içinde bitirilmesi oldukça önemlidir. Mevcut her olayda kendine özgü bir durum olduğu için ve bu özgünlükten dolayı farklılıklar meydana geldiği için, yargılama süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmektedir. 

AİHM, Çakmak ve Diğerleri, Türkiye, 53672/00, 25/01/2005 kararında AİHM, davadaki işlemlerin süresinin uzun olup olmadığını durumu hakkında; davanın karmaşıklığı göz önünde tutup, ilgili makamların tutumları nedeniyle başvurucunun karşı karşıya kaldığı riskleri dikkate alarak bir değerlendirme yapılması gerektiğini tekrarlamıştır.

AYM, Bekir Yazıcı Başvurusu, 2013/3044, 17/12/2015 kararında, makul sürenin kapsamı ve sürenin başlangıcı bakımından, AİHM içtihatlarına paralel birtakım tespitlerde bulunulmuştur. Bunlar:

Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatlerin niteliği gibi kıstaslarda, herhangi bir davadaki sürenin makul olup olmadığına ilişkin tespitlerin göz önünde tutulması gerektiğidir.

ÖRNEK KARAR 6- Adil yargılanma ile ilgili bir başka husus bireysel başvuruya konu olabilecek hakların, “ortak koruma alanı”nın kapsamıdır. Kural olarak Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlalinin iddiası kabul edilemez. Ancak Sözleşme’de adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddenin lafzına bakarak Anayasa Mahkemesi ortak koruma alanını daraltabiliyor. Bu husus ile ilgili AİHM’nin yorumunu yazımızın 4. Başlığında aktarmıştık. Bu kısımda ise Anayasa Mahkemesi’nin tavrını inceleyeceğiz.  AYM, Onur Solmaz Başvurusu, 2012/1049, 26/03/2013 kararında açıkça görülüyor: 

“…sözleşmenin 6.maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz.”

Sonuç olarak AİHM, Onur Solmaz Başvurusu’nda verilen karara kapı aralamıştır ve AYM başvurucunun iddiasının “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğu kararına varmıştır.

ÖRNEK KARAR 7- “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar” ve “suç isnadı” ifadelerinin söz konusu olduğu başka bir örnek karar:  AYM, İsmail Taşpınar Başvurusu, 2013/3912, 06/02/2014

Mahkeme yine AİHM’e atıf yaparak hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği hükmüne varmıştır.


KAYNAKÇA
  • Ekinci, Ahmet. “Anayasa Mahkemesi’nin Bireysel Başvuru Kararlarında Mahkemeye Erişim Hakkı.” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 18.3 (2014): 821-848.
  • ÇIRAK, Arş Gör Ezgi. “HAVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ÇERÇEVESİNDE ADİL YARGILANMA HAKKININ UYGULAMA ALANI.”
  • GÜZEL, Kenan. “ADİL YARGILANMA HAKKI BAKIMINDAN ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU.” Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi 5.8: 50-75.
  • https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

82

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.