İdam Geri Gelsin (!)

Tartışacağımız temel soru: İdama gerek var mıdır?5 min


33

Yaptırım Nedir?

Yaptırım, çoğu hukuk sisteminde ceza ve güvenlik tedbiri olarak ikiye ayrılır. Ceza; bir normun ihlali halinde gerçekleşen, kişiye çektirilen acıya denir. Hapis, para cezası, vücuda zarar verme, idam veya fail tarafından bir şeyin yapılması biçiminde ceza türleri uygulanabilir. Güvenlik tedbiri ise toplum için “tehlikeli” görünen kişilere suç işledikten sonra suçlunun kendisini ve toplumu koruyucu nitelikteki tedbirlerdir. Bu iş için TCK’da müsadere ve belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma kurumları vardır.

Devletlerin ya da daha kapsayıcı konuşmak gerekirse sosyal otoritelerin en büyük kaygıları suçla mücadele olmuştur. Çünkü bu durum toplumsal düzen ve refah ile doğrudan ilgilidir. Otoriteler, cezanın işlevlerine dayanarak tarih boyunca “cezalandırma” konusunda meşru görülmüşlerdir. Yazımız biraz da bu meşruluğun sınırlarından bahsetmekte.

Cezanın başlıca üç işlevi vardır: Ödetme, önleme, ıslah.

Cezanın Ödetici Yönü

Tarihte verilen ilk cezalarda “ödetme” amacı ağır basıyordu. Özgürlükçü ceza hukuku anlayışıyla beraber “ıslah” devreye girdi. Ancak hiçbir zaman ödetmenin son bulduğu söylenemez. Bu çok tartışmalı bir konudur ve bana göre; özellikle madurun kendisi ve sevdikleri göz ününe alındığında, ödetme kavramının cezadan tamamen ayrılması mümkün değildir.

Ödetme, suçluya suçu işlerken aldığı hazzı yok edecek bir acı vermektir. Bu acının varlığı toplumdaki diğer insanlar için cezanın “önleyici” boyutudur. Cezanın işlevini yerine getirebilmesi için acının konusu, toplum için değerli bir şey olmalıdır. Bu nedenle uzun yıllar maddi cezalar uygulanmıştır. Hapis cezaları, özgürlüğü bağlayıcı cezalar olarak, ayrı şekilde düşünülmemiştir. İdam mahkumları için bekleme süresinin geçtiği yer ya da bedensel cezaların çektirildiği yer olarak kullanılmıştır. Hatta bazı salgın hastalıkların, kıtlıkların yaşandığı dönemlerde idamın başka bir türü gibi işlev görmüştür. Mahkumlar aç, hasta, uyumaya bile yer olamayacak kadar dar hücrelerde ölüme terk edilmiştir.

Hapis, ikincil yapısıyla uzun yıllar “ölüm” ile beraber anılmıştır. Bu iki kavramın ayrı düşünülmesi ve hapisin “hürriyeti bağlayıcı suç” olarak kullanılması uzun yıllar süren sosyolojik-hukuki bir evrim kabul edilebilir. Bu nedenle  “özgürlük” kavramının insanlar için değer kazandığı tarihlere kadar ceza sistemi bedensel acılar üzerinden işlemiştir. Yani cezanın konusunu toplumun değerleri belirlediğinden, eski dönemlerin koşulları göz önüne alındığında, idam ve işkence anlaşılabilir. Ancak günümüzdeki koşullarda idam ve işkencenin varlığı kabul edilemez bir durumdur. Özgürlüğün kendileri için bir şey ifade etmediği insanlar, idamı savunmaya bahane olamaz. Cezalar objektifitir, herkese uygulanır. Sosyolojik evrimin gerisinde kalmış bir grup için böylesine geri dünüşü imkansız bir ceza, diğerlerine haksızlık olacaktır.

Cezalar İle İlgili İlkeler ve Beccaria

En popüler olanlar cezaların şahsiliği ve kanuniliği ilkeleridir. Ancak esasen hapis ve idam cezasını karşılaştırarak ilerlediğimiz bu yazıda, bizi en çok “suç ve cezanın orantılı olması” ve “cezaların insan onuruyla bağdaşır nitelikte olması” ilkeleri ilgilendiriyor.

Bu ilkelerin dikate alınmasını ve idamın kaldırılmasını sağlayan şey, Cesare Beccaria’nın attığığı ilk adımlardır.

Suçlar ve Cezalar Hakkında eserinde en temelde karşı çıktığı şey idam ve işkencedir. Ceza verme yetkisinin temelini açıklarken, suç ve ceza arasında ilişkiyi kurarken her aşamada “bedensel cezalar uygulanmamalı” fikrini temellendirir. Konuyu en baştan, yasaların oluşumundan alır:

İnsanlar, esenlik, güvenlik ve dirlik düzenlik uğruna hiç değilse özgürlüğün geri kalanından yararlanmak amacıyla onun bir parçasını gözden çıkarmışlardır. Bir ulusun egemenliği, herkesin iyiliği için gözden çıkarılan özgürlüğün bütün parçalarının toplamıdır. Hükümdar (egemen kişi) ise, ulusal egemenliğin yasal emanetçisi ve uygulayıcısıdır.

Yasalar dolayısıyla cezalar, toplum ile otorite arasındaki karşılıklı sorumluluklar zincirinden doğmaktadır. Bu nedenle insanların başkalarını öldürmesi yasakken “başkasını öldürebilme” hakkını otoriteyle paylaşıyor olması mümkün değildir. Çünkü daha en başta bireyler bu hakka sahip değildir.

Suç ve ceza arasındaki orantı cezaların etkililiği açısından çok önemlidir. Daha ağır suç ile başka bir suça aynı ağırlıkta ceza verilirse kişi daha ağır olan suçu işlemeye teşvik edilmiş olur. Örneğin en çok tepki gösterdiğimiz “öldürme” ve “tecavüz” suçlarına idam cezası verildiğini düşünelim. Suçlu tecavüz ettiği kişiyi öldürmeye ya da ilk suçunu işledikten sonra yakalanana kadar geçen sürede daha fazla tecavüz/öldürme suçu işlemeye teşvik edilmiş olur. Bu nedele daha ağır ceza daha caydırıcı olmayacaktır.

Ancak yine orantılı olduğu düşünülerek en ağır suça idam ya da işkence cezası verilmesi kabul edilemezdir. Çünkü cezalar, amaçlarını gerçekleştirebileceklerinden daha ağır olmamalıdırlar. “Bu sınırın ötesine geçen her ceza fazlalıktır, yararsızdır, gereksizdir ve böyle olduğu için de zorbalıktır.” Cezanın etkililiği ağırlığında değil kaçılınmaz oluşundadır. Sistemin, suç ve ceza kavramı bireylerin aklına aynı anda gelecek şekilde işliyor olması gerekir. Bu nedenle otoritelerin amacı; sistemi hızlandırmak ve af, erteleme, haksız tahrik, vb. kurumların yozlaşmamasını sağlamak olmalıdır.

Canavarca işkencelerin yapıldığı ülkeler ve dönemler, her zaman en kanlı ve en insanlık dışı eylemlerin/suçların işlendikleri ülkeler ve dönemler olmuştur.

Cezaların “önleme” işlevinden söz edeceksek; toplum açısından caydırıcı olan kaçınılmaz ve etkisi uzun süren cezalardır. Ölüm tam bir umutsuzluk halidir, kişinin idamı göze alarak suç işlerken içinde bulunduğu ruh hali de budur. Bu umutsuz insan için yapacağını yaptıktan sonra ölmek kurtuluş gibi görünebilir. Aynı kurtuluş hissini müebbet hapiste hissetmeyeceği çok açıktır.

Umutsuzluk, umutsuzluklardan doğan kötülüklere son vermez. Ama onları başlatır.

Karantina Dönemi ve Sonuç

Bedensel cezaları reddederken orantılılık ilkesini açıklayageldik. İnsanlar için hapis cezasının yeterli olduğunu anlamak için son dayanağımız “insan onuru”dur. 

Bir insanı hiçbir duyu organı çalışmaz bir durumda bırakırsanız kısa sürede akıl sağlığını kaybedeceğini biliyor musunuz? Bu duruma piskolojide yetersiz uyarılma denir. İnsan için hayatın anlamı ve varoluş ne kadar soyut da olsa gözlerini kapatıp düşünmeye başladığı an somut varlıkların görüntüleriyle başbaşa kalır. Sessiz bir konuşma eylemi gerçekleştirir. Doğduğu andan itibaren kendini ve çevresini anlamlandırmaya çalışan insan için duyuları, var olduğunun en büyük kanıtıdır. Bu nedenle yetersiz uyarılmaya maruz kalmış biri, bu süre uzadıkça kendisini var olduğuna ikna edemez ve sonunda çıldırır.

Bu tarz bir bunalımı çoğumuz sokağa çıkma yasağının uzun süre devam ettiği karantina günlerinde yaşadık. Özellikle bedensel cezaların doğruluğuna inananları o günleri hatırlmaya çağırıyorum. Hatırlayın ve günümüzde idam cezası yerine verilen ağırlaştırılmış müebbetin nasıl bir his olabileceğini tahmin etmeye çalışın. Ömrünüzün sonuna dek, yalnız, hiçbir sosyal aktiviteye katılmadan yaşamak… Sizce de yeterli değil mi?

Cezaların oranları ve onların uygulanma yöntemleri öyle seçilmelidir ki, bunlar insanların ruhları, zihinleri üzerinde pek çok kalıcı, ama suçlunun bedeni üzerinde en az üzücü iz bırakacak biçimde olsunlar.

Onura ve ruha sahip bir varlık olan insan için ruha çektirilen acılar yeterlidir. Toplumda çoğunluk “İdam geri gelsin!” diyorsa otarite bir kere durup düşünmelidir. Toplum anlamsız bir nefretle mi bunu istiyor, yoksa hapis cezası hakkıyla uygulanmadığı için mi istiyor? İnsanımızın çoğu ikinci sebeple bunu istiyor. Çok ciddi bir çoğunluk hapis cezasına “Giriyorlar cezalarını çekmeden çıkıyorlar, sonra tekrar aynı suçları işliyorlar.” düşüncesiyle yaklaşıyor. Evet, ama unutulmamalı ki sistemin bozukluğu “idam” ile düzeltilemez. Madem hapis cezalarının adaletsiz olduğunu düşünüyoruz, idam cezalarının adil uygulanacağına nasıl bu kadar emin olabiliyoruz? Velhasıl; balık baştan kokar.

İdam konusunda insanlar ne düşünüyor, fikir olması açısından röportajımızı izleyebilirsiniz.

Kaynakça

  • BECCARİA Cesare, Çev. Sami Selçuk, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Ankara, İmge Yayınları, 2016

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

33

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.