Bekçilerin Kolluk Teşkilatındaki Konumu Nedir?
Bekçilerimizin tabii olduğu 11.06.2020 tarih ve 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu (ÇMBK) m. 2’de de belirtildiği üzere bekçiler genel kolluk kuvvetlerine yardımcı olmak üzere emniyet ve jandarma teşkilatları bünyesinde silahlı bir kolluktur.
![]()
–
Bekçilerin Görev ve Yetkileri
ÇMBK’nın üçüncü bölümünde yer alan bekçi görev ve yetkileri başlığı altında:
- Bekçiler görevli oldukları mülki sınırlar içerisinde bulunan halkın istirahat, sağlık ve selametini sağlamak amacına yönelik birtakım sorumluluklar almışlardır. Örneğin ÇMBK 5. maddesinin b bendine göre şiddet ya da istismara uğrama riski altındaki kadın ve çocukları, engelli ve acizleri, kimsesizleri en yakin kolluk birimine teslim etmek bekçinin görev ve yetkileri arasındadır.
- Bunun dışında koruyucu ve önleyici görevi üstlenen bekçiler çalıştığı bölgeyi şüpheli durum ve olağan tehlikelerden korumak için kendi bölgesinde devriye yapmak, görev saati içinde karşılaştığı şüpheli durum veya kişileri bağlı olduğu genel kolluk birimlerine bildirmek, herhangi doğal afet meydana gelmesi durumunda genel kolluk birimini bilgilendirmek ve görevli ekipler gelinceye kadar önleyici tedbirler almak sorumluluğu altındadır.
- Makul ve gerekli bir sebebin bulunması koşuluyla kendisinin çarşı ve mahalle bekçisi oldugunu belirten belgeyi gösterdikten sonra sebebini belirterek durdurduğu kişiden kimlik veya gerekli başka belgenin ibraz edilmesini isteyebilir. Hatta üzerinde silah veya tehlike oluşturacak herhangi eşya bulunduğuna dair yeterli şüphenin oluşması halinde el ile kontrol yapabilir fakat şüpheliden kıyafetlerini çıkarmasını isteme veya arabasının dışarıdan bakıldığında görünmeyecek kısımlarının açılmasını talep etme yetkisi yoktur.
- Adli görev ve yetkileri arasında ise suç işlenirken veya işlendikten sonra delilleri henüz ortadan kaybolmamışken şüphelileri yakalamak, şüphelinin kendisi dahil herhangi birine zarar verecek hareketlerini önleyici tedbirler almak, suç delillerinin aynı kalmasını sağlamak, olayın tanıklarını kimlik ve adres bilgileriyle beraber genel kolluk birimine bildirmek gibi sorumlulukları mevcuttur. Ayrıca hakkında tutuklama, gözaltına alma, yakalama kararı çıkartılmış kişileri bağlı olduğu genel kolluk birimine teslim etme görevi bulunan bekçiler bunu yaparken de gerektiğinde silah kullanma yetkisine sahiptir.
- Genel kolluk kuvvetlerine görevlerinde yardımcı olurlar.
–
Zor – Silah Kullanma Yetkisi
Makalemizin ana konusunu teşkil edecek olan bekçilerin zor ve silah kullanma yetkisi hususuna ÇMBK m. 9 kısaca şöyle değinmiştir: “Çarşı ve mahalle bekçileri 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesinde belirtilen zor ve silah kullanma yetkisini haizdir.” Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun ilgili maddesinde polisin görevi esnasında direniş meydana gelmesi halinde zor kullanma yetkisinden bahsedilir. Bu yetki kapsamında direnmenin içeriğine göre direnenleri pasif hale getirebilmek amacıyla kademeli artan bedeni güç , maddi güç (bedeni kuvvet harici kullanılan kelepçe, cop, basınçlı ve boyalı su, göz yaşartıcı gaz veya tozlar, polis köpekleri ve sair hizmet araçlarını kapsar), kanuni şartlar gerçekleşirse ( bedeni ve maddi güç ile sonuç elde edilememesi halinde direnişi kırmak amacıyla kıracak ölçüde) silah kullanma vardır. Zor ve silah kullanmanın derecesi somut olayı göz önünde bulunduracak olan bekçilerin insiyatifindedir. PVSK 16. maddesinin 4 ve 8. fıkralarında belirtildiği üzere bekçinin zor kullanmadan önce direnenlere devam etmeleri halinde zor kullanılacağına dair uyarıda bulunması ve “dur!” ikazı yapması gerekse de durumun mahiyeti ve derecesi dikkate alınarak ihtar yapılmadan da zor kullanma olanağı vardır.
PVSK m. 6 gereğince bekçiler de kendisi veya başkasına karşı herhangi bir saldırı ya da saldırıya teşebbüs olması halinde zor kullanma yetkisinden bağımsız olarak TCK m. 25/1 de yer alan meşru müdafaaya dahil olacak şekilde saldırıyla orantılı olarak savunma yapar bunun için gerekirse silah kullanma yetkisi mevcuttur. Bekçi karşılaştığı direnme veya saldırıyı etkisiz hale getirmek amacında olduğu için kullandığı metotların derecesi her zaman daha üstün olmak zorunda olup istenen sonucun elde edilişine kadar kademeli şekilde artabilecektir.
–
Bekçiler Hangi Durumlarda Silah ve Zor Kullanma Yetkisini Haiz Olacaktır?
PVSK 16.maddenin 7. fıkrası gereğince şu üç temel durumda bekçilerin silah kullanma yetkisinden söz edilebiliriz.
1) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında;
2)bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak pasif hale getiremediği direnişi kırmak için, kıracak ölçüde olmak koşuluyla;
3) Adli para cezasını gerektiren suçlar dahil her türlü suç durumu için suçlu ya da şüphelinin yakalanmasını sağlayacak ölçüde olmak koşuluyla (PVSK m. 8’e göre) yakalanması ve yaptığı eylemeden men’i gereken kişinin kaçması halinde bekçinin önce “dur!” ihtarında bulunması, şahıs hala kaçıyorsa önce uyarı amacıyla ateş açması buna rağmen durmuyorsa ve yakalanması olanaksız hale gelmişse;
bekçinin silah kullanma yetkisi doğmuş olacaktır.
Aynı maddenin (16) 9. fıkrasında; bekçinin zor veya silah kullandığı esnada kendisine silahlı saldırıda bulunan kişiye (etkisiz hala getirecek oran ve ölçüde) düşünmeden silahla ateş etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Esasında bahsedilen yetki meşru müdafaa kapsamına girse de kanun koyucu durumu açık ve şüpheye yer verilmeyecek şekilde ayrı olarak ele almayı uygun görmüştür.

–
Silah ve Zor Kullanma Yetkisinin Kullanılmasında Hukuka Uygunluk Sebebi Sınırlarının Aşılması Hali
Kuvvet kullanmada ve meşru savunmada yetki sınırlarının aşılması, kasten veya taksirli (kast olmaksızın)suç adı altında iki farklı şekilde meydana gelebilir. TCK m. 27 gereğince işlenen suçun niteliğine baktığımızda kanun gereği taksirli olması durumunda da cezalandırılıyorsa taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden başlayıp üçte birine kadar cezaya hükmedilir. Meşru savunma sırasında kanunilik sınırının aşılması göz ardı edilecek derecede failin heyecan, korku veya telaşından kaynaklanıyorsa meşru savunmayı yapan kişi (fail) herhangi bir ceza almaz. AİHS m. 2 nefse bağlı (yasam hakkına yönelik) saldırılar dışındaki durumlarda meşru müdafaanın ölüm sonucu doğurmayacak şekilde yapılması gerektiğini savunur. Aksi halde yaşam hakkının ihlali söz konusu olacaktır.
Her ne kadar bekçiler görevleri dolayısıyla zor kullanma yetkisiyle donatılmış olsa da bu yetki ancak kanunun çizdiği sınırlar çerçevesinde kullanılmalıdır. ÇMB, yetkisine dair sınırı isteyerek veya bilerek aşmamış ise ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerle sınırın aşılmasına dair hükmün uygulanması yerinde olacaktır.
Fakat kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanmak ve kasıtlı hareket etmek suretiyle sınırı aşması halinde TCK m. 256, failin “kasten yaralama” suçundan yargılanacağına dikkat çekmiştir. Yargıtay uygulamasına göre bu suç düzenlemesiyle, başta bireylerin vücut bütünlüğü ile şeref ve haysiyetini koruma altına almak amaçlanmış bunun dışında hukuki değer olarak kamu idaresinin itibarı, idarede disiplinin sağlanması ve halkın kamu görevlilerine karşı duyduğu inanç ve itimat muhafaza edilmek istenmiştir. Yetki sınırının aşılması suçuna dair asliye ceza mahkemesine dava açılması re’sen savcılık tarafından olup şikayete tabii suç niteliği taşımadığından şikayetten vazgeçilmesi ihtimalinde dahi soruşturma devam eder. Dava açmak için zamanaşımı suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıl süre ile sabit tutulmuştur.
Adli para cezası: yetki sınırlarının aşılması suçuna 1 yıl ve altında hapis cezası hükmedilmişse adli para cezasına dönüştürülebilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması: denetim sürecinde birtakım şartlar sağlandığında ceza kararının bozulması ve davanın düşmesi hali.
Erteleme: Verilen hapis cezasının belirli koşullarla infaz edilmesinden vazgeçilmesi.
Devletler kamu düzeni ve güvenliğini sağlarken bir yandan da vatandaşların bireysel haklarından bir şekilde yararlanmasını sağlamak durumundadır. Zor kullanma olgusunun içerdiği silah kullanma yetkisi doğrudan insanların yaşama hakkına karşı tehdit oluşturduğundan bu yetkinin kullanılması birtakım ilkelerle açıklanmıştır. Anayasamızın 90. maddesine göre iç hukukumuzda da uygulanabilir olan AİHS 2. maddesinde açıkça belirtildiği gibi “her bireyin yaşama hakki vazgeçilmez olup kanunun idam öngördüğü bir suç işlemediyse hiç kimse kasten öldürülemez.” AİHS’ne göre yakalama-tutuklama kararının yerine getirilmesi, yasal savunma, bir tutuklu ya da hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanmanın yasal yolla bastırılması durumlarında “mutlak zorunluluk, son çare olma, orantılılık (amaca ulaşmak için gereken minimum derecede zor kullanma)” ilkelerine uygun olarak silah kullanılması ölüme yola açarsa anılan maddeye aykırılık oluşmayacaktır.
Birleşmiş Milletler, Kuvvet Kullanmaya Yetkili Memurlar Tarafından Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temel İlkeler Kararı’nın, “Genel Hükümler” başlığı altında yer alan 5. maddesinde belirtildiği üzere kolluk kuvvetleri;
(a) Bu tür araçların kullanımına sınırlı olarak başvurmalı ve suçun ağırlığı ve başarılması hedeflenen meşru amaç ile orantılı biçimde tasarrufta bulunmalıdır.
(b) Zararı ve ziyanı asgariye indirmelidir ve insan yaşamına saygı göstermeli ve korumalıdır.
(c) Yaralanan ya da uygulamadan etkilenen kişilere, mümkün en erken anda yardım edilmesini ve tıbbi müdahalede bulunulmasını temin etmelidir.
(d) Yaralanan ya da uygulamadan etkilenen kişilerin akrabalarına yahut yakın arkadaşlarına mümkün en erken anda bildirimde bulunulmasını temin etmelidir.

–
Bekçilerin Silah Kullanma Yetkisi Yaşam Hakkına Yönelik Tehdidin Artması Anlamına mı Gelir?
Devletin kamu düzenini sağlamak için silahlı güçlere ihtiyacı olduğu gerçektir ve her silah kullanımı, sonucunda ölümü getirebilecek tehlike arz eder. Dolayısıyla kamu düzenini koruma amacıyla oluşturulan bütün unsurlar insan hayatını güvende tutmaya odaklanmalıdır.
2 haziran 2007 tarihli değişiklik ile PVSK 16. maddesinde belirtilen silah kullanma yetkisi genişletilmiş , bununla beraber insan hayati daha çok tehlikeye girmiştir. Çakmak ‘ a göre yaşama hakkı ihlali sayılmayan durumlar için şu şartların bulunması gerekir: “Haklı müdahale için kanunda öngörülmüş olması, demokratik toplumda gerekli ve zorunlu bir müdahale olması ve yapılan müdahalenin orantılı olması”. AİHS 2/2 maddesine göre şu üç temel durumda kuvvete başvurma zorunluluğu, olayın akışı içinde ölüm sonucunu doğurmuşsa yaşam hakkını ihlal etme yasağına istisna oluşur.
1) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunmak için savunmada bulunması; (bunun için saldırının var olması, bir hakka yönelik ve haksız olması , savunmanın saldırıyla eşzamanlı gerçekleşmesi koşulları sağlanmalıdır. AY m. 17/4′ e göre meşru müdafaa kapsamında öldürme eylemi AY’nin 1. maddesine (Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir) aykırılık teşkil etmez. Aynı şekilde TCK m. 25′ de her türlü hakka yönelik haksız saldırıyı o anda defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden -savunmanın uygun ölçüde olması koşuluyla- failin ceza almayacağı hususu düzenlenmiştir.
2)Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması için.(direnişin bastırılmasında sırayla önce bedeni güç, bu yetersiz kalırsa maddi güç unsurları, en son çare olarak direnişi kıracak ölçüde silah kullanılabilir. TCK m. 265′ te kamu görevlisini görevinden alıkoyacak cebir ve silah kullanımı ile aktif direnişte bulunan kimselerin 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası alacağı düzenlenmiştir. TCK de aktif ve pasif direnme ayrımı yapılmış olup pasif direnme bir suç olarak bile tanımlanmamışken PVSK m. 16/7′ nin b bendinde her iki direnme için zor ve silah kullanma yetkisi doğacağı düzenlenmiştir. Söz konusu durum yoruma açık, karışıklığa yol açacak ve insan hayatını tehlikeye sokacak türdendir.
3) Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için; ( insan hayatını en çok tehlikeye sokan durumdur. TCK m. 45 ve 46′ da genel olarak suçların müeyyideleri açık şekilde belirtilmiş olup ülkemizde idam cezası bunların arasında yoktur. Kimler hakkında tutukluluk kararı verileceği de CMK m. 100’de belirtilmiştir. Kişinin yakalanmasından elde edilecek faydanın kişiye verilebilecek zarardan daha üstün olması gerekir. Fakat failin işlediği iddia edilen suçun ağırlığı dikkate alınmayarak her suç için bekçilere silah kullanma yetksinin doğması, yaşama hakkına önemli tehdit oluşturmaktadır.
–
Sonuç
Bekçilerin silah ve sair maddi güç unsurları ile donatılmış olması, suçun işlenmesine caydırıcı etki edecek ve asayişin sağlanmasında önemli rol oynayacak olsa da silah kullanma yetkisini emniyet güçleri yeterince kullanırken bekçilere aynı yetkinin aynı sınırlarla verilmiş olması insanların yaşama hakkına yönelik daha fazla tehdit anlamına gelir. Bu nedenle verilen yetkiyi bekçilerin kendi içinde muhasebe yaparak ve yalnız yukarıda bahsettiğimiz koşullar sağlandığında uygun ölçüde kullanması gerekir. TCK m. 256’da kamu görevlisi özelinde bekçilerin, yetkisi dışında kuvvet uygulayarak kişiye herhangi zarar vermesi durumunda kasten yaralama suçuna ilişkin cezai sorumluluk alacağı hüküm altına alınmış böylece kişinin yaşam hakkı, şeref ve haysiyeti korunmaya çalışılmıştır.
–
Kaynakça
- http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2009-83-532
- http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/14260/501983.pdf?sequence=1&isAllowed=y
- https://www.academia.edu/42880986/%C3%87ar%C5%9F%C4%B1_mahalle_bek%C3%A7ilerinin_asayi%C5%9Fe_olan_etkileri_Gaziantep_ili_ve_Erzurum_ili_%C3%B6rne%C4%9Fi
- https://katalog.marmara.edu.tr/eyayin/tez/T0052871.pdf
- http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/3188/10005394.pdf?sequence=1&isAllowed=y
- https://openaccess.iku.edu.tr/bitstream/handle/11413/680/SeldaGunerYLtez.pdf?sequence=1&isAllowed=y
[zombify_post]
Gayet açıklayıcı ve anlaşılırdı.Yazılarınızın devamını bekliyoruz 💜