Anayasa Mahkemesi’nin Mülkiyet Hakkının Korunmasına İlişkin Getirdiği Yeni Yaklaşımlar: Gayrimenkul Uyuşmazlıklarında Mülkiyet Hakkı

Bu çalışmanın amacı Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkı ihlaline ilişkin getirdiği yeni bakış açısının değerlendirilmesidir. 19 min


156

ÖZET

Mülkiyet hakkı ile ilgili düzenlemeler hukuk sisteminin her zaman ana temelini oluşturmuştur. Mülkiyet, kişinin eşya üzerinde hâkimiyet kurmasıyla oluşan ilişkiyi ifade etmektedir. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir. Mülkiyet hakkının ihlali pek çok şekilde gündeme gelebilir. Mülkiyet hakkının kamu ve toplum yararı amacıyla sınırlanabileceği Anayasa’da hüküm altına alınmıştır. Bu sınırlama ölçülü olmalıdır. Anayasa Mahkemesi de son dönemde vermiş olduğu bireysel başvuru kararlarında mülkiyet hakkının ihlali ve sınırlanmasına ilişkin yeni bakış açıları sağlamıştır. Bu bakış açısı ile mülkiyet hakkının bireysel yönünün de korunması sağlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Mülkiyet, Mülkiyet hakkı, Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru

GİRİŞ

Genel olarak bireyin eşya üzerindeki hâkimiyeti ifade eden mülkiyet hayatımızın pek çok alanında yer almaktadır. Taşınır mülkiyeti, taşınmaz mülkiyeti, gayri maddi değerlerin mülkiyeti derken tarihsel süreçte bizimle beraber var olmuş ve beraberinde çeşitli uyuşmazlıkları da barındırmıştır.

Günümüzde mülkiyet hakkı temel hak ve hürriyetlerin bir parçası olmanın yanında hukukun birçok alanında değinilen ve koruma altına alınan bir hak olarak ayrılmaz bir parçamız haline gelmektedir.  Koruma altına alınan bu hakka müdahale ise insan hakkı ihlali olarak kabul edilir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gerek Anayasa’da koruma altına alınan bu hakkın ihlali hâlinde bu ihlalin giderilmesi için yargı yoluna başvurulabilmekteyiz.

Bu çalışmanın amacı da bu ihlallerin olması hâlinde Anayasa Mahkemesi’nin ihlal sınırı değerlendirmesi ve bu ihlallere getirdiği yeni bakış açılarını örneklendiren kararları hangi perspektiften değerlendirdiğini araştırmaktır. Çalışmada öncelikle mülkiyet, mülkiyet hakkı ve bu hakka getirilen sınırlandırmalara değinilmiştir. Devamında ise mülkiyet hakkının varlığı ve meşru beklenti başlığı altında gayrimenkul uyuşmazlıklarında mülkiyet hakkının uygulanabilirliği ve bunu örneklendiren Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verilmiştir.

1.Mülkiyet Hakkı 

Hak kavramı hukuk sözlüğünde, “hukuken korunan menfaat”, “davranış özgürlüğü”, “sahiplik ileri sürebilme”, “yasaca tanınan ayrıcalık”, anlamlarına gelmektedir[1]. Anayasada temel haklar arasında yer almakla birlikte tanımlanmamıştır. Diğer taraftan mülkiyet hakkı ayni bir haktır. Eşya üzerinde doğrudan doğruya hâkimiyet sağlayan haklara ayni haklar denir[2]. Medeni Kanun mülkiyeti tanımlamamakla beraber, 683. Maddesinde bu hakkın içeriğini belirtmektedir. Bu hükme göre, ‘‘bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir[3].’’

1.1. Mülkiyet Hakkının Konusu ve Tanımı 

Mülkiyet hakkının konusundan kasıt mülkiyet hakkının ne tür varlıklar (şey, nesne, mal) üzerinde hâkimiyet yetkisi sağladığıdır. Bugün genel olarak mülkiyet hakkının taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde hâkimiyet yetkisi sağladığı kabul edilmektedir. Ancak gayri maddi malların (fikir ve sanat eserleri, patent hakkı vb.) mülkiyet hakkına konu olup olmayacağı tartışmalıdır[4].

Anayasa Mahkemesine göre mülkiyet hakkının konusu ikiye ayrılmaktadır. Bunlar; maddi mallar ve gayri maddi mallar. Maddi mallar; taşınır ve taşınmaz mallardan ibarettir. Gayri maddi mallar ise, sinema filmleri üzerindeki haklar, patent hakları gibi fikri ve sınai haklar ile alacak haklarıdır[5].

Mülkiyet hakkının konusunda açıklandığı gibi mülkiyet hakkı sürekli değişen ve gelişen bir haktır. Bu sebeple genel geçer bir mülkiyet hakkı tanımı yapmak çok zordur. OĞUZMAN, SELİÇİ ve OKTAY ÖZDEMİR’ e göre mülkiyet hakkı, “eşya üzerinde en geniş yetki sağlayan ayni haktır[6].’’

Bir ayni hak olan mülkiyetin konusu eşyadır. Eşya Hukukunda belirlilik prensibi uyarınca, ancak bağımsız varlığı olan belirli bir şey, bütün hâlinde bir mülkiyet hakkına konu teşkil edebilir[7].

2.Mülkiyet Hakkına Sınırlama (Müdahale) 

Ayni haklar, mutlak haklar kategorisi içinde yer alır. Mutlak hak ihlal edildiği takdirde ihlal eden herkese karşı savunulabilir. Başka bir deyişle mutlak hak herkes tarafından ihlal edilebilir ve bu niteliği gereği hak sahibi kişi herkese karşı doğrudan doğruya (aracısız olarak) hakkına riayet edilmesi talebinde bulunabilir[8].

Mülkiyet hakkı, Anayasal zemine sahip bir haktır[9]. Anayasa m. 35 bu zemini şöyle açıklamıştır: ‘‘Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.’’ Madde metninden de anlaşılacağı üzere bu hak ancak ve ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir.

Mülkiyetin, ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği yolundaki kural bir yandan kanun koyucuya mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırma imkânı vererek bir sınırlandırma amacı teşkil eder, bir yandan da mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek bir sınırlama sınırı oluşturur[10].

Mülkiyet hakkının içeriğine ilişkin olan MK m.683’ün birinci fıkrasına göre, malik ‘‘hukuk düzeninin sınırları içinde’’ o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Mülkiyet hakkının kanunlarla sınırlandığı durumlarda ise, mülkiyet hakkının sağladığı bazı yetkileri malikin kullanması sınırlanmakta veya bu yetkiler tamamen malikin elinden alınmakta olduğundan, malik mülkiyet hakkının sağladığı bu koruyucu yetkiden de sınırlı olarak faydalanabilir. Kanunlarla getirilen sınırlamaların hukuka uygun olması için birtakım nitelikleri haiz olması gerekmektedir[11].

3.Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Mülkiyet Hakkı ve Sınırlanması

Türk Hukukunda, mülkiyet hakkı hem Anayasada, hem de Kanunlarda koruma altına alınmıştır.

Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir[12]. Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder[13].

Gerçekten, Anayasanın 35. maddesinde,

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” 

şeklinde ifade edilerek, mülkiyet hakkı Anayasal bir kurum olarak güvence altına alınmış ve AİHS Ek Protokolde yer alan düzenlemeye paralel olarak, ancak kamu yararı amacı ile sınırlanmasına olanak tanınmıştır. Bu bağlamda, “mülkiyet hakkı”nı “temel haklar” içinde düzenleyen Anayasamız; bu hakkın kullanılmasının “toplum yararına aykırı olamayacağı”nı ve ancak “kamu yararı”yla sınırlanabileceğini belirtmiş bulunmaktadır[14].

Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir[15].

Anayasa Mahkemesi kararlarına bakıldığında; mülkiyet hakkını ortadan kaldıran veya bu hakkın kullanımını çok zorlaştıran ve imkânsız kılan, imkânsız kılacak derecede kayıtlar getiren, mülkiyet hakkını açıkça veya örtülü olarak yasaklayan, malikin etkisini ortadan kaldıran veya amacına ulaşmasını önleyen, eşitliğe aykırı, kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi mülkiyet hakkını ortadan kaldıracak derecede bozan, tazminat isteme hakkını kaldıran veya değerinden az bir bedelle veya tazminatı para harici bir yolla ödeyen, ölçüsüz, getirdiği sınırlamanın kapsamının açıkça çizilmediği, demokratik rejime aykırı yollarla sınırlama getiren, makul bir amaç gütmeyen, anayasanın metnine ve ruhuna aykırı ve anayasada belirtilen ilkelere dayanmayan, cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı ve başvurulabilecek kanun yolları gösterilmeyen düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir[16].

4.Mülkiyet Hakkının Varlığı ve Meşru Beklenti

Bir kişinin Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 1. Protokol 1. madde (P1-1) açısından mülkiyet hakkının sunduğu korumadan yararlanabilmesi için, öncelikle mülkiyet değerinin başvurucunun malvarlığı içerisinde yer alması gerekmektedir. AY. m. 35 ve P1-1, mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması ya da mevcut olması şeklinde ifade edilebilir[17].

Mülkiyet hakkı kişinin şahsında mündemiç olmayıp, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında hukuki korumadan istifade edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır. Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması veya mevcut olması şeklinde de ifade edilebilir[18].

Dolayısıyla mülkiyet hakkının sunduğu koruma kapsamından yararlanabilmek için öncelikle ulusal hukuka göre bir malvarlığı değerine sahip olmak gereklidir. Uyuşmazlık, mevcut malvarlığında bir azalmayı konu etmeli; ileride kazanılması muhtemel değerleri (mülkiyet edinme hakkı) konu etmemelidir[19].

Mülkiyet hakkının uygulanabilirliğini sağlayan meşru beklenti, ekonomik hayatın ihtiyaçları karşısında kişilerin gelecekteki hukuki statülerini güvenceye almak üzere hukuki güvenlik temelinde (öngörülebilirlik, belirlilik, sürprizlere kapalılık) üretilmiş bir kavramdır[20].

Hukuki temeli bulunmayan veya geçersiz temellere dayanan hak kazanma umutları ile sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı, o beklentiyi veya iddiayı Anayasa (AY) m. 35 (ve AİHS P1-1) anlamında “meşru” kılmaz[21].

Ancak hakkın tam olarak kazanılmamış olduğu bazı hâllerde, özellikle ekonomik hayatın gerekleri ve hukuki güvenlik anlayışı, hakkın ileride mevcut olacağına dair hukuki umudu ifade eden bir kısım meşru beklenti hâllerinin de mülkiyet hakkının güvence kapsamına dâhil edilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Ancak bu hâllerde, hakkın kazanılacağı yönünde salt bir umudun ötesinde kişinin, hakkın mevcudiyeti yönünde meşru bir beklentisi olması gerekir[22].

AYM’nin ifadesiyle meşru beklenti, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne, başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına veya ayni menfaatle ilgili hukuki işleme dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir[23].

4.1. Gayrimenkul Uyuşmazlıklarında Mülkiyet Hakkının Uygulanabilirliği 

Özellikle gayrimenkullere ilişkin başvurularda mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin ileri sürülebilmesi için, tapu gibi resmi kayıtlara dayanılmalıdır[24].

Derece mahkemelerinin uyuşmazlığa ilişkin yargılamaları esnasında başvurucunun mülkiyet hakkının bulunmadığı yönündeki kararları veya tespitleri, AYM’yi Anayasa m. 35 anlamında mülkiyet hakkının uygulanabilir olmadığı sonucuna götürebilir. Ancak derece mahkemelerinin mülkiyet hakkının varlığı/yokluğu veya mülkiyetin edinileceği yönündeki meşru beklentinin varlığı/yokluğu hakkındaki değerlendirmelerine kural olarak karışılmamasını, başvurucunun önceden sahip olduğu mülkiyet hakkının (örneğin gayrimenkul tapusu) derece yargılamaları neticesinde iptal edilmesiyle karıştırmamak gerekir. Başvurucunun uyuşmazlık esnasında hukuka uygun olarak sahip olduğu mülkiyet hakkına yapılan her müdahale, mülkiyet hakkı çerçevesinde incelenmektedir[25].

4.1.1. Tapularla İlgili Meseleler 

Kişilerin mülkiyetle ilişkisini gösteren hukuki belgeler arasında tapu senetleri başta gelmektedir. Tapu gibi mülkiyeti gösteren belge sunulamadığı veya sunulan tapuların hukuki geçerliliğinin şüpheli olduğu hallerde anayasal mülkiyet hakkının uygulanabilir olmadığına karar verildiği görülmektedir[26].

AİHM, başvurucu lehine kesinleşmiş bir yargı kararının sonradan yeniden gözden geçirme suretiyle değiştirilerek başvurucunun taşınmazından yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını kabul etmiştir[27].

‘‘Başvurucunun lehine olan yargı kararının uygulanmaması mülkten yoksun bırakma sonucunu doğurmamaktadır. Somut olayda müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir[28].’’

Ali Kayan[29] başvurusunda taşınmazın tapuya tesciline ilişkin kesinleşmiş yargı kararının uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

AYM Fahrettin Çakıroğlu ve Saime Çakıroğlu başvurusunda[30] miktara ilişkin belirtmenin terkini davasının hiçbir araştırma yapılmaksızın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle reddedilmesini mülkiyet hakkı ihlali olarak görmüştür.

“Taşınmazı kullanmayı engellemeyen ancak taşınmaz üzerinde hukuki tasarruflarda bulunmayı önemli ölçüde kısıtlayan söz konusu müdahaleyle başvuruculara aşırı bir külfet yüklenmiştir[31].’’

Mehmet Koca kararında[32], mükerrer kadastro sebebiyle hatalı olarak oluşturulan tapu kaydının iptali sebebiyle başvurucuya TMK m. 1007 gereğince tazminat ödenmemesini mülkiyet hakkı ihlali olarak görmüştür.

“Tapularının kısmen iptal edilmesi karşılığında başvurucuya tazminat ödenmesinin başvurucuya yüklenen külfeti hafifletecek ve kamu yararı ile bireysel menfaatlerin dengelenmesini sağlayacak önemli bir araç olduğu söylenebilir[33].’’  

Başka bir kararda[34] kadastrodan kaynaklanan maddi hatanın düzeltilmesi sebebiyle yüzölçümü azalan taşınmaz bakımından Türk Medeni Kanunu m.1007 gereğince tazminat ödenmemesini mülkiyet hakkı ihlali olarak kabul etmiştir.

AYM’nin mülkiyet hakkının somut vakada uygulanabilir olup olmadığını tartışırken kendisini ulusal mahkemelerin takdirleriyle kısıtlamasına örnek olarak tapu tahsis belgesi uyuşmazlıklarından bahsedilebilir. Bilindiği üzere, ıslah imar planının yapılması, belirlenen bedelin yatırılması ve benzeri bazı koşullarının gerçekleşmesiyle gecekondu niteliğindeki yapıların tapu almasını sağlayan bu belge Yargıtay ve Danıştay tarafından mülkiyet hakkı içeren bir belge olarak değil şahsi hak içeren ve taşınmazın fiili kullanım durumunu gösteren zilyetlik belgesi olarak görülmektedir[35].

Taşınmazın tapuya tesciline ilişkin kesinleşmiş yargı kararının uygulanmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvuru konusu olan kararda AYM’nin farklı bir bakış açısıyla ihlal verdiği görülmektedir.

‘‘Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmazların Asliye Hukuk Mahkemesince 1/7/2010 tarihinde başvurucu adına tapuya tesciline karar verilmiş ve bu karar Yargıtayca onanarak 8/10/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Bununla birlikte Tapu Müdürlüğü başvurucuya söz konusu taşınmazların 2011 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında orman arazisi olarak Hazine adına tescil edildiğinden bahisle tapuya tescil edilemeyeceğini bildirmiştir. Buna göre söz konusu taşınmazların başvurucu adına tapuya tescil edilmemesi başvurucunun bu taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunmasını engellemektedir. Üstelik bu taşınmazların kadastro sonucu Hazine adına tescil edildiği dikkate alındığında başvurucunun taşınmazlardan dilediği gibi yararlanma veya taşınmazları kullanma hakkının da kısıtlanmış olduğu söylenebilir. Dolayısıyla tapuya tescil etmeme işleminin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur[36].’’

Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir[37].

‘‘Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yönelik nihai bir yargı kararının uygulanmamasının ihlale yol açtığını daha önce çeşitli kararlarında kabul etmiştir. Buna göre ilgili mahkeme kararını uygulamakla görevli kamu makamları, bu kararın uygulanmasını engellemekte ya da kararın uygulanması için gerekli özeni göstermemekteyse bu durumun Anayasa’nın 35. maddesinin ihlali anlamına geldiği sonucuna yol açtığını vurgulamıştır[38].’’

  • Kamulaştırmayla İlgili Meseleler

Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasında en çok karşılaşılan yöntemlerden biri de kamulaştırmadır. Anayasa’nın 46.maddesinde kamu yararının gerektirdiği hâllerde, özel mülkiyette olan bir taşınmazın malikin rızası aranmaksızın[39] kamu malları arasına aktarılmasını ifade eder.

‘‘Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.’’ 

Bilindiği üzere 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma amacına yönelik olarak kullanılmadığında orijinal malike belirli koşullar altında taşınmazını geri alma hakkı tanımaktadır (2942 sayılı Kanun m. 22-23). Malikin geri alma hakkı somut bir vakada kullandırılmadığında mesele bireysel başvuruya konu olmaktadır. Geri alma

hakkının gündeme geldiği bireysel başvurularda ele alınan ilk mesele, mülkiyet hakkının uygulanabilirliği meselesidir; zira orijinal malikin taşınmazıyla arasındaki hukuki ilişki kamulaştırmanın kesinleşmesiyle kesilmiştir[40].

AYM, Mehmet Eray Celepgil ve diğerleri[41] başvurusunda, taşınmazın askerî güvenlik bölgesi alanında olduğu gerekçesiyle kamulaştırma yapılmadan etrafı tel örgülerle çevrilerek belirli bir süre boyunca tazminat ödenmeksizin taşınmaza el atılmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiği değerlendirilmiştir[42].

Anayasa Mahkemesi, vekâlet ücretine ilişkin kararda[43] satın alma usulünde teklif edilenden fazla kamulaştırma bedeli tespit edilmesine rağmen kamulaştırma bedelinin önemli ölçüde azalmasına sebebiyet verecek miktarda aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesini mülkiyet hakkı ihlali olarak değerlendirmiştir.

‘‘Sözü edilen başvuruda sonuç olarak taşınmazı kamulaştırılan başvurucunun satın alma usulündeki bedeli kabul etmediği olayda derece mahkemelerince daha yüksek bir bedelin tespit edilmesiyle başvurucunun haksız olmadığının anlaşıldığı ve kamulaştırmayı yapan idareye başvurucunun vekâlet ücreti ödemek zorunda bırakılmasıyla kamulaştırma bedelinin önemli ölçüde azalmasına sebebiyet verildiği belirtilmiştir. Buna göre bu sonuca başvurucunun davranışının yol açtığı gösterilemediğinden müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yükleyerek müdahalenin dayandığı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulmuş olduğu, başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu değerlendirilmiştir[44].’’ 

Kararda müdahalenin aşırı külfet yüklemesi ve kamu yararı ile gözetilmesi gereken adil dengenin bozulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

Dursun Sarı başvurusunda kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği kararı verilmiştir.

‘‘Olayda satın alma usulünde teklif edilenden fazla bir tutarın kamulaştırma bedeli olarak tespit edildiği ve başvurucunun kamulaştırma bedelinin tamamı tutarında vekâlet ücretini ödemek durumunda kaldığı anlaşılmıştır. Buna göre somut başvuruda da -yukarıdaki ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durumun söz konusu olmadığı dikkate alındığında- mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır[45].’’

4.1.3 İmar Planında Taşınmazın Kamu Hizmetine Ayrılmasıyla İlgili Meseleler 

Anayasa Mahkemesi 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri ile 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen geçici 11. maddeye dayalı olan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığını değerlendirmiş, ayrıca taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesine yönelik müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıklanmıştır[46].

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/196, K.2018/34 sayılı kararı ile anılan madde iptal edilmiştir. Bu çerçevede ölçülülük yönünden yapılan değerlendirmede ise uygulama imar planının onaylanmasından itibaren beş yıldan fazla süre geçmesine rağmen imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın kamulaştırılmaması ve herhangi bir tazminat da ödenmemesinin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği kanaatine ulaşılmıştır[47]

Kararda bu sebeple kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

‘‘Başvuruda da başvuruculara ait taşınmazlar uygulama imar planında kamu hizmeti alanına ayrılmıştır. Başvurucular bu taşınmazları daha sonraki tarihlerde satış yoluyla edinmişlerdir. Başvurucuların taşınmazların maliki oldukları tarihten itibaren beş yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen taşınmazların halen kamulaştırılmadığı ve kendilerine herhangi bir tazminat da ödenmediği dikkate alındığında bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülü değildir[48].’’

Anayasa Mahkemesi, imar uygulamalarıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleleri kural olarak mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesi kapsamında değerlendirmiştir. Ancak imar planlarında kamu hizmet alanına ayrılan taşınmazlara yönelik müdahalenin kamulaştırma sürecinin bir aşamasını teşkil ettiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi müdahalede geçen süreyi de dikkate alarak müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir[49].

Orhan Sütlü başvurusunda[50] , imar planında kamu hizmet alanına ayrılan taşınmazın sonradan yapılan değişiklikle özel amaçlarla kullanımının mümkün hâle getirilmesini mülkiyet hakkı ihlali olarak görmemiştir.

“İmar planıyla yapılan düzenlemelerle taşınmazın kullanım durumunun belirlenmesinin de mülkiyet hakkına bir müdahale oluşturduğu kuşkusuzdur. Ancak idarenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin takdir yetkisi dikkate alındığında bu müdahalenin her durumda tazminat ödenmesini de gerektirdiği söylenemez[51].” 

Sonuç olarak kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin bozulması nedeniyle AYM mülkiyet hakkının ihlali kararı vermiştir.

Hüseyin Ünal başvurusunda[52] imar planında kamu hizmet alanına ayrılan taşınmazın plan onaylanmasına rağmen uzun süre kamulaştırılmamasını mülkiyet hakkı ihlali olarak değerlendirmiştir.

“İmar uygulamalarıyla taşınmazların kamu hizmetine ayrılmasındaki kamu yararı amacı ile başvurucuların mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil denge, ancak taşınmazın makul bir süre içinde kamulaştırılması yoluyla sağlanabilir[53].” 

İbrahim Sözer ve Diğerleri kararında[54] imar planında kamu hizmet alanına ayrılan taşınmazın ve sonrasında kamulaştırılmadan vazgeçilirse dahi uzun süre kısıtlamanın beraberinde getirdiği zararın giderilmemesini mülkiyet hakkı ihlali olarak değerlendirmiştir.

“Kamu makamlarının taşınmazın kamulaştırılması ya da kamulaştırılmaya gerek duyulmaması durumunda imar planı değişikliğiyle taşınmaz üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması hususundaki edilgen tutumları, bunun karşılığında herhangi bir tazminat da ödenmemesi başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir[55].”

SONUÇ

Mülkiyet hakkı gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde gerek Anayasa’da koruma altına alınan malik ve mülk arasındaki ilişkiyi ifade eden temel hak ve özgürlüklerden bir tanesidir. Bu hak 2012 yılından bu yana bireysel başvuruya konu olan ve ihlal kararı verilen hakların başında gelmektedir.

Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkı yaklaşımlarında müdahalenin meşruluğa götüren kolu olan kamu yararı ve diğer kolu olan sınırlandırmanın sınırı dediğimiz ölçülülük ilkesini göz önünde bulundurarak karar vermektedir. Bu yaklaşım, içerikte geçen gayrimenkul ile sınırlı olmamakta, alacak hakkı gibi ekonomik değere sahip malvarlığı değerleri de bu ölçütler göz önüne alınarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple mülkiyet hakkına müdahale son derece kritik bir öneme ve incelemeye sahiptir. Kamu yararı ve ölçülülük ilkesinin yanında Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu bazı kararlarda mülkiyet hakkının bireysel yönünün de korunmasını sağlamaktadır. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM’nin kararlarında olduğu gibi belli bir sistematik hâlinde yayınlandığını görmekteyiz.

Sonuç olarak Anayasal ve kanuni düzenlemelere uyularak mülkiyet hakkının keyfi sınırlanmasının önüne geçilmeli, ihlal hâlinde meydana gelen zararın telafisi sağlanmalı ve temel hak ve hürriyetlere saygının topluma aşılanması gerekmektedir.

ATIF

  1. YILMAZ, Sözlük, s. 438. (Naklen, AKÇA, Kürşat, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkı)
  2. OĞUZMAN, Kemal / ÖZER, Seliçi / ÖZDEMİR, Saibe Oktay, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul 2020, s. 1
  3. OĞUZMAN, Kemal / ÖZER, Seliçi / ÖZDEMİR, Saibe Oktay, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul 2020, s. 312
  4. AKÇA, Kürşat, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkı
  5. AKÇA, Kürşat, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkı
  6. OĞUZMAN, Kemal / ÖZER, Seliçi / ÖZDEMİR, Saibe Oktay, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul 2020, s, 312
  7. OĞUZMAN, Kemal / ÖZER, Seliçi / ÖZDEMİR, Saibe Oktay, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul 2020,s, 326,327
  8. YALÇIN, Yasemin, Kentsel Dönüşüm Hukukunda Mülkiyet Hakkı Sınırlamaları, Yüksek Lisans Tezi, s.6
  9. YALÇIN, Yasemin, Kentsel Dönüşüm Hukukunda Mülkiyet Hakkı Sınırlamaları, Yüksek Lisans Tezi, s.7
  10. Eren, F., (1977) “Anayasa ve Yeni Gelişmeler Karşısında Medenî Kanunun Mülkiyet Kavramına Verilecek Anlam”, Medeni Kanunun 50. Yılı, AÜHF Yayınları No. 408 Ankara, 1977 s. 186. ( Naklen, ŞİMŞEK, Suat, Mülkiyet Hakkının Kapsamı, Sınırlandırma Nedenleri ve Şartları Açısından 1982 Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Karşılaştırılmalı Bir Analiz-I, s. 200, TBB Dergisi 2010 (91) )
  11. YALÇIN, Yasemin, Kentsel Dönüşüm Hukukunda Mülkiyet Hakkı Sınırlamaları, Yüksek Lisans Tezi, s. 9
  12. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, No: 2013/817, 19/12/2013, § 32
  13. Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53
  14. YALÇIN, Yasemin, Kentsel Dönüşüm Hukukunda Mülkiyet Hakkı Sınırlamaları, Yüksek Lisans Tezi, s. 15
  15. Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. NO: 2014/1546, 2/2/2017, § 55-58
  16. Saim Tuğrul, Kamu Hukuku Açısından Mülkiyet Hakkı ve Sınırlandırılması, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul, 2004, s.128-129, (Naklen, YALÇIN, Yasemin, Kentsel Dönüşüm Hukukunda Mülkiyet Hakkı Sınırlamaları, Yüksek Lisans Tezi, s. 15).
  17. Gemalmaz, Mülkiyet Hakkı, sf: 137 vd.
  18. Zekiye Şanlı B. NO: 2012/931, 26/6/2014, § 33
  19. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 50
  20. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 53
  21. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 53
  22. Abbas Emre B. NO: 2014/5005, 6/1/2016 § 52
  23. Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi Başvurusu, No. 2012/636, 15/4/2014, para. 37; Selçuk Emiroğlu Başvurusu, No. 2013/5660, 20/3/2014, para. 28. (Naklen)
  24. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 58
  25. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 59
  26. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 59
  27. Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, §§ 66-80
  28. Ali Kayan, Başvuru NO: 2015/9814, 20/3/2019 & 64; Necdet Çetinkaya, B. No: 2013/7725, 24/3/2016, § 57
  29. No: 2015/9814, 20/3/2019
  30. ÖZGÜR, Duman/ FIRTINA, Umut/ ÖZDEMİR AKCA, Ayşe Didem/ ŞAHİNER, Muhammed Emin/ ŞENOL, Eşref Uğur/ ALTIN, Mahmut/ ÖZCAN, Olcay/ TUTAL, Ozan, Mülkiyet Hakkı Karar Özetleri, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 2020, s. 49
  31. Fahrettin Çakıroğlu ve Saime Çakıroğlu, Başvuru NO: 2016/12574, 25/9/2019 & 56
  32. Mehmet Koca, B. No: 2014/19791, 19/12/2017
  33. Mehmet Koca, B. No: 2014/19791, 19/12/2017 § 54.
  34. Sefa Koşar, B. No: 2015/18352, 10/5/2018
  35. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 71
  36. Ali Kayan Başvurusu, B. NO: 2015/9814, Karar Tarihi: 20/3/2019, & 62
  37. Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58
  38. Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, §§ 55-75; Mehmet Hocaoğlu, B. No: 2013/3207, 15/10/2015, §§ 59-74; Ali Kayan Başvurusu, B. NO: 2015/9814, Karar Tarihi: 20/3/2019, & 67
  39. SABUNCU, s. 162 (Naklen).
  40. GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, s. 75
  41. No: 2014/612, 1/2/2017
  42. ÖZGÜR, Duman/ FIRTINA, Umut/ ÖZDEMİR AKCA, Ayşe Didem/ ŞAHİNER, Muhammed Emin/ ŞENOL, Eşref Uğur/ ALTIN, Mahmut/ ÖZCAN, Olcay/ TUTAL, Ozan, Mülkiyet Hakkı Karar Özetleri, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 2020, s. 29.
  43. ÖZGÜR, Duman/ FIRTINA, Umut/ ÖZDEMİR AKCA, Ayşe Didem/ ŞAHİNER, Muhammed Emin/ ŞENOL, Eşref Uğur/ ALTIN, Mahmut/ ÖZCAN, Olcay/ TUTAL, Ozan, Mülkiyet Hakkı Karar Özetleri, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 2020, s. 18.
  44. Sadettin Ekiz, § 70; Dursun Sarı, Başvuru NO: 2017/19448, 13.2.2020 & 27
  45. Dursun Sarı, Başvuru NO: 2017/19448, 13.2.2020 & 28
  46. Hüseyin Ünal, §§ 44-50; Mehmet Salih ve Diğerleri, & 21
  47. Hüseyin Ünal, §§ 51-62; Mehmet Salih ve Diğerleri, & 21
  48. Mehmet Salih ve Diğerleri, & 22
  49. ÖZGÜR, Duman/ FIRTINA, Umut/ ÖZDEMİR AKCA, Ayşe Didem/ ŞAHİNER, Muhammed Emin/ ŞENOL, Eşref Uğur/ ALTIN, Mahmut/ ÖZCAN, Olcay/ TUTAL, Ozan, Mülkiyet Hakkı Karar Özetleri, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 2020, s. 71
  50. Orhan Sütlü, B. No: 2017/31564, 25/12/2018
  51. Orhan Sütlü, B. No: 2017/31564, 25/12/2018, & 40
  52. Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018
  53. Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, & 55
  54. İbrahim Sözer ve Diğerleri, B. No: 2016/10425, 4/4/2019
  55. İbrahim Sözer ve Diğerleri, B. No: 2016/10425, 4/4/2019, & 52

 –

KAYNAKÇA

  • AKÇA, Kürşat, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkı, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Özel Sayı, Cilt:1, Yıl 2015, s. 543-596
  • GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-6, 2018.
  • GEMALMAZ, Burak, Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Usulünde Mülkiyet Hakkının Uygulanabilirliği Meselesi I: AYM Kararlarının Mülkiyet Hakkının Mevcudiyetinin Dayanağı Olarak Uluslararası Hukuka Açıklık Açısından Eleştirel Değerlendirilmesi, İÜHF, Anayasa Yargısı 32, Yıl 2015, s. 379-401.
  • OĞUZMAN, Kemal / ÖZER, Seliçi / ÖZDEMİR, Saibe Oktay, Eşya Hukuku, 22. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2020.
  • ÖZGÜR, Duman/ FIRTINA, Umut/ ÖZDEMİR AKCA, Ayşe Didem/ ŞAHİNER, Muhammed Emin/ ŞENOL, Eşref Uğur/ ALTIN, Mahmut/ ÖZCAN, Olcay/ TUTAL, Ozan, Mülkiyet Hakkı Karar Özetleri, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 2020.
  • SANCAKDAR, Oğuz, AİHM’in Gayrimenkul Mülkiyeti ve İmar Hukuku Uyuşmazlıklarına Yaklaşımından Kesitler ve Karar Örnekleri, İzmir Barosu Dergisi, 2019, s. 511- 558
  • ŞİMŞEK, Suat, Mülkiyet Hakkının Kapsamı, Sınırlandırılma Nedenleri ve Şartları Açısından 1982 Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Karşılaştırılmalı Bir Analiz-1, TBB Dergisi, S.91, 2010, s. 181- 228
  • TABAK, Bahadırhan, Mülkiyet Hakkı ve Anayasa Mahkemesinin Mülkiyet Hakkına Bakışı, Çankaya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2016.
  • YALÇIN, Yasemin, Kentsel Dönüşüm Hukukunda Mülkiyet Hakkı Sınırlamaları, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2018.

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

156

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.