Suçun insanla birlikte ortaya çıktığı gerçektir. Dünya kurulduğundan beri insanlar toplu yaşamışlar ve her devirdeki aile, klan, site, imparatorluklar, feodalite gibi birlikleri korumak için ceza tedbirlerine başvurmuşlardır. Bugün de suç işleyenleri cezalandırmaktayız. Fakat cezanın sadece günlük dilden ibaret olmadığının da farkındayız. İşte burada ‘’cezanın gayesi nedir, ceza vermek hakkının esası nedir?’’ gibi soruları akıllarımıza gelmektedir. Cezanın gayeleri meselesi ceza hukukunun bir konusu olduğu gibi çözümünde hukuk felsefesi ve sosyolojisini de içine alan bir meseledir. Özellikle Aydınlanma Çağında Ceza Hukukunda bu konuyu ele alan farklı görüşler olmuştur.

Klasik Okul olarak adlandırılan görüşe göre cezanın amacı toplumsal yarar ve mutlak adaletin sağlanmasıdır. Klasik düşünce, irade özgürlüğü varsayımına dayanır. Bu nedenle akıl hastalarının özgür iradesi bulunmadığından cezalandırılması mümkün değildir. Küçüklerin ise irade özgürlüğü sınırlı olduğundan cezaları azaltılmalıdır.
Diğer bir görüş olan Pozitivist Okul ise Klasik Okul’a tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pozitivist okul ahlaki sorumluluğu değil failin sosyal tehlikeliliğini, soyut suç yerine somut suçluyu ve nihayet ödetici ceza yerine emniyet önlemlerini esas almıştır. Bu nedenle pozitivist düşünceye göre; cezanın esası toplumsal sorumluluktur, suç işleyen kişi bedensel ya da ruhsal (psişik) yönden hasta kişidir, burada irade özgür değildir.
Daha sonra ise bu iki görüşü birleştiren Telifçi Okullar ortaya çıkmıştır. Burada ise kesinlikle hem cezaya hem de ıslaha ihtiyacın varlığı muhakkaktır. Akıl hastalarını ve psişik (ruhsal) karışıklıkları önlemek suçluyu ıslah etmektir.

Güvenlik tedbirlerinin amacı, zamanla gelişen toplum düzeni ve buna paralel olarak değişen ceza hukuku anlayışı toplumu suçtan korumak için cezaların yeterli olmadığı kanaatinin doktrince paylaşılmasını sağlamıştır. Pozitivistlerin ortaya koyduğu çözüm önerilerinde ise güvenlik tedbirleri ortaya çıkmıştır.
Uygulanan tedbirlerdeki insanilik unsurunun ağır basması ile toplumu tehlikeye düşüren, toplum için zararlı davranışları icra eden kişilerin kefaret ödemelerinin ya da ızdırap çekmelerinin ve bu sayede toplumu korumak ve suçtan zarar görenlerin tatminini sağlamak yerine yeniden suç işlemesine engel olmak (tekerrürü önlemek) ve iyileşmesini sağlayarak toplum için tehlikelilik vasfını ortadan kaldırmak üzere çeşitli tedavi ve iyileştirme tedbirlerinin uygulanması görüşü genel kabul görmüştür.

Özellikle suç işlemeye ehil sayılmayan ancak toplum için tehlikeli olan ve ceza kanunlarında suç olarak tasnif edilen fiilleri işleyen kişilerin cezai müeyyidelere tabi tutulamaması ve bu tür kişilere yönelik önleyici ve iyileştirici tedbirlerin mevcut olmaması güvenlik tedbirleri uygulamasının ceza hukuku mevzuatına girmesinin temel gereklerinden biri olmuştur.
Güvenlik tedbirleri sadece suç işleyen kişiye, suçun konusuna ve suçta kullanılan araca yönelik uygulanır. Güvenlik tedbirleri ile ceza arasındaki ortak amaç özel önlemedir. Güvenlik tedbiri uygulaması ile toplumun diğer fertlerine korku vermek ya da onları uyarmak ve bu sayede suç işlenmesinin önüne geçmek amaçlanmaz. Caydırma aslında güvenlik tedbirlerinin amaçları arasında değildir. Uygulama neticesinde böyle bir sonuç ortaya çıksa bile bu etki tali niteliktedir.

Güvenlik tedbirlerinin asıl amacı suç işlemek suretiyle tehlikelilikleri ortaya çıkan kişilerin toplumdan uzaklaştırılma veya topluma yeniden kazandırılmaları yoluyla toplumu korumaktır. Güvenlik tedbirleri sadece geleceğe yöneliktir. Amaç suçta tekerrürün önlenmesi değil, suç işlenmesinin önlenmesidir. Güvenlik tedbirleri, işlenmiş olan suç ve bu sebeple failin cezalandırılmasını değil, toplum bakımından gösterdiği tehlike sebebiyle geleceğe yönelik, toplumu ilerideki suçlardan koruma amacını taşır. Güvenlik tedbirlerinin suçun önlenmesi olan nihai amacına ulaşırken izlediği ara hedeflerin farklı olması her bir tedbirin amacının ayrı ayrı belirlenmesini gerektirmez.
Bazı tedbirler birden çok ara amacı gerçekleştirerek suçta tekrarın önlenmesine çalışırken bazı tedbirler ise sadece bir ara hedefi gerçekleştirerek suçta tekrarı önlemeye ve böylece toplumu suçtan korumaya çalışır. Daha önceki kısımlarda belirttiğimiz gibi güvenlik tedbirlerinin niteliği ve hukuk dünyasındaki yeri açısından doktrinde farklı görüşler mevcuttur. Güvenlik tedbirlerinin müeyyide olduğunu ifade eden yazarlar olduğu gibi müeyyide olmadığını, önleme tedbiri olduğunu kabul eden yazarlar da mevcuttur. Aynı şekilde güvenlik tedbirlerinin ceza hukukundan farklı olarak ayrı bir hukuk dalı şeklinde incelenmesini ve bu hukuk dalına güvenlik tedbirleri hukuku denmesini öneren yazarlar da bulunmaktadır. Bu bağlamda Klasik Suç Teorisi ve 5237 sayılı TCK’nın kabul ettiği suç teorisi anlamında farklı sonuçlara varılabileceği görülür.
Günümüzde dünya devletleri ceza kanunlarında ayrı bir bölüm halinde veya maddeler içinde teker teker zikrederek güvenlik tedbirlerine yer vermiştir.

Güvenlik tedbirleri topluma zararlı veya toplumu tehlikeye düşüren hareketleri icra eden kişilerin ıslah edilerek yeniden topluma katılmasını amaçlar. Kişinin gelecekte yapabileceği zararlı veya tehlikeli hareketlerini önlemeye çalışır. Önemli olan kişinin tehlikelilik halinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu durumda da güvenlik tedbiri uygulamasında, kişide tehlikelilik halinin varlığının tespiti gerekli ve yeterlidir. Bu temel anlayış ceza ve güvenlik tedbirlerini birbirinden kesin olarak ayırır. Uygulamada zaman zaman aynı şekle bile dönen (örn. Özgürlüklerin kısıtlanması) bu iki davranış biçimi dayanak noktaları farklı olduğu için birbirinin yerine ikame edilemezler.
Cezaların niteliklerinde izlenilen güvenlik tedbirlerinin niteliklerini başlıklar altında sıralarsak:
1. Güvenlik tedbiri kanuni olmalıdır.
2. Güvenlik tedbiri ferdileştirilebilmelidir.
3. Güvenlik tedbiri şahsi olmalıdır.
4. Güvenlik tedbiri kişilere eşit uygulanamaz.
5. Güvenlik tedbirinin tamir edilebilirlik niteliği yoktur.
6. Güvenlik tedbiri insani olmalıdır.
7. Güvenlik tedbiri fiil ile orantılı olmaz.
8. Güvenlik tedbiri özel önlemeyi amaçlar.
9. Güvenlik tedbirine yargı kararı ile hükmedilmelidir.

Özetleyecek olursak: Toplumun suçtan korunma vasıtalarından biri olan güvenlik tedbirlerinin amacı kanımızca tekrar suç işlenmesini önlemek maksadıyla faildeki tehlikelilik durumunun ortadan kaldırılması ve failin toplumla uyumlu hale getirilmesidir. Yaptırım sisteminde yerini alan güvenlik tedbirleri kanımızca şöyle tanımlanabilir; “ceza kanununda tanımlanan bir suçun işlenmesi sebebiyle bir ceza yargısı sonucu oluşan hâkim kararına dayanarak; suçun konusu, suçta kullanılan araçlar üzerinde veya cezai sorumluluğu olmasa bile fail hakkında failin tehlikelilik hali ile orantılı olarak uygulanan; failin tehlikelilik halini ortadan kaldırarak failin tekrar suç işlemesini engellemeyi ve iyileşip topluma yeniden katılabilmesini amaçlayan, ceza ile veya yalnız başına uygulanabilen, herhangi bir kefaret ya da zarar verme amacı olmamasına rağmen faile acı ve ızdırap verebilen onun bazı haklarından yoksun kalmasını sağlayan bir yaptırımdır”.
Uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza mahkemesinden alınan yargı kararına ihtiyaç duyan güvenlik tedbirleri uygulama safhasına geldiğinde çok farklı idari makamlar tarafından infaz edilebilirler. İnfaz işlemi sürecinde kararı veren hâkimin ya da mahkemenin infaz sürecini denetleme ve gerekli görüldüğünde tedbirin değiştirilmesi imkânına sahip olduğu dikkate alındığında güvenlik tedbirlerinin karar aşamasının yargısal ancak infaz aşamasının karma bir nitelik taşıdığını söyleyebiliriz. Özellikle bu tür sorunlarla karşı karşıya kalan ülkelerin infaz rejimlerini de ele almaları gerekmektedir.
KAYNAKÇA
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/2150/22265.pdf
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/96279
Prof.Dr.Hamide Zafer Ceza Hukuku Genel Hükümler Ders Kitabı
0 Yorum