Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187 ile 191. maddeleri arasında yer alan ispat hukuku konusunu ele alacağız. İspat, tarafça ileri sürülen bir talebin dayandığı hukuk kuralının koşul vakıalarının somut olayda iddia edildiği gibi gerçekleştiği hususunda davaya bakan hakimde deliller üzerinden aktarılan bilgiler aracılığıyla kanaat uyandırmak üzere yapılan inandırma faaliyetidir. Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. Ancak burada ispat açısından temel soru, kimin, neyi nasıl ispat edeceğidir. Yazımızın devamında bu sorulara cevap arayacak ve bu şekilde ispat hukukunu anlatmaya çalışacağız.
–
I- İspatın Konusu
Bu başlık altında “Neyi ispat edeceğiz?” sorusuna yanıt arayacağız.
İspat, bir hakkın mevcudiyetinin tespitini ve/veya gereğinin yerine getirilmesini yahut mevcut olmadığının tespitini konu alır. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Delilleri ve delillerin incelenmesini bir başka yazımızda kaleme alacağız.
Aslında ispatın konusunu maddi vakıalar oluşturur. Bu maddi vakıalar uyuşmazlığın halli bakımından önemli vakıalar olmalıdır. Kural olarak taraflarca getirilen vakıalar da ispatın konusunu teşkil ederken esas nokta vakıaların çekişmeli olmasıdır. İspatın konusuna ilişkin belirleme ise esasında ön inceleme sonunda hazırlanan tutanak ile yapılmaktadır.
Vakıalar müspet ve menfi vakıalar olmak üzere 2 kısımdır. Müspet olanın ispat edilmesi, var olanın delillendirilmesi ile mümkündür. Menfi davalar ise sebepten hareketle, sonuçtan hareketle yahut da aksi durumun imkansızlığı ortaya konularak bir hususun mevcut olmadığı ispat edilir. Buna karşılık hukuk kuralları, ispatın konusunu oluşturmaz.
–
II- İspatın Gerekmediği Haller
Her iddianın yahut vakıanın ispat edilmesine bazen gerek kalmaz. Şimdi bu halleri aşağıda başlıklar halinde incelemeye çalışalım.
–
A. Herkesçe Bilinen Vakıalar
İspat bakımından ancak çekişmeli vakıaların konu alınabileceğine üst başlıkta değinmiştik. Bu yüzden, çekişmeli sayılmadıklarından, herkesçe bilinen vakıaların ispatı da gerekmez.
–
B. İkrar
HMK m. 188’de yer alan ikrar bir vakıanın doğru olduğunun, bu vakıanın aleyhine olduğu tarafça veya onun iradi yahut kanuni temsilcisi aracılığıyla mahkemeye bildirilmesidir. İkrar beyanı duruşma esnasında sözlü olarak veya mahkemeye sunulan imzalı bir belge ile yapılabilir. Mahkeme dışında, bir vakıanın doğruluğunun beyan edilmesi ikrar niteliği taşımaz ancak bir delil olarak kullanılabilir. Zımni ikrar medeni usul hukuku anlamında geçerli bir ikrar değildir. Mahkeme kural olarak ikrar ile bağlıdır ve maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça da ikrardan dönülemez.
İkrarın türleri de sonuçları bakımından önemli bir yere sahiptir.
Basit ikrar, bir vakıanın aleyhine olduğu kimse, herhangi bir ilave yahut nitelik değişikliği yapmaksızın, o vakıanın doğru olduğunu beyan etmişse söz konusu olur. Bu ikrar türü için ispata ihtiyaç yoktur.
Vasıflı ikrar, bir vakıanın aleyhine olduğu kimse, söz konusu vakıanın maddi boyutunun doğruluğunu beyan etmesine rağmen, hukuki niteliğini değiştirmektedir. Ufak bir örnek vermek gerekirse, kişi para aldığını kabul etmekte ancak parayı borç olarak değil de bağış olarak kabul ettiğini ifade etmesidir. Bu ikrar türü için paranın borç olarak verilip verilmediği ispata muhtaçtır.
Birleşik ikrar, bir vakıanın aleyhine olduğu kimse, o vakıanın doğru olduğunu beyan eder, ancak beyanına o vakıa ile ilgili veya ilgisiz ikinci bir vakıa ekleyerek varılmak istenen sonuca karşı çıkar. Bu türü de bir örnek ile açıklayalım. Kişi borç aldığını kabul etmekte ancak daha sonra borç aldığı parayı ödediğini iddia etmektedir. Bu ikrar türü için vakıanın doğru olduğunun kabulünde ispata ihtiyaç yokken başka bir vakıanın ileri sürülmesi bakımından ispata ihtiyaç vardır.
–
C. Karine
Karine, bilinen bir olaydan bilinmeyen başka bir olayın veya hukuksal durumun varlığı yahut yokluğu hakkında sonuç çıkarılmasıdır. Kanuni karineye dayanan taraf sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır
Karinenin de fiili ve kanuni olmak üzere 2 kısımdır. Fiili karineler hayat tecrübelerine dayanır. Kanuni karinelerde ise bizzat kanun hükmü söz konusudur. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kesin olmayan kanuni karinelerin aksini ispat edebilir.
–
III- İspat Hukukuna İlişkin Yükler
Bu başlık altında ise “Kim ispat edecek?” sorusunu cevaplayacağız. Bunun için özellikle ispat yükü başlığına bakmanızı tavsiye ederiz.
–
A. İddia Yükü
Taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu yargılamalarda, soyut hukuk kuralının öngördüğü sonuca talip olan tarafın, o kuralın öngördüğü koşul vakıalara karşılık gelen somut vakıaları mahkemeye bildirme ve bunları ileri sürme yüküdür. Dava dilekçesinde iddia yükünü yerine getirmeyen taraf, iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı başlayıncaya kadar bu yükün gereğini yerine getirebilir. Şayet iddia yükü eksik yerine getirilmişse mahkeme davayı esastan reddeder. İddia yükünün gereği hiç yerine getirilmemişse, mahkemenin esası hakkında karar verebileceği bir dava konusu mevcut olmadığı için, davanın usulden reddedilmesi gerekir.
–
B. Somutlaştırma Yükü
Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. İlgili taraf bu yükü yerine getirmemişse, hakim, tarafı vakıaları somutlaştırmaya veya hangi vakıayı gösterdiği hangi delille ispat edileceğini açıklamaya davet eder.
–
C. İspat Yükü
İspat yükü esas itibariyle uyuşmazlığın halli bakımından önem taşıyıp taraflar arasında çekişmeli bulunan vakıaların kim tarafından ispatlanacağının belirlenmesini düzenleyen müessesedir.
İspat faaliyetleri için 3 durum söz konusudur:
- İspat faaliyeti başarılı olur ve hakim ilgili normun öngördüğü sonuca hükmeder.
- İspat faaliyeti başarısız olur ve hakim ilgili normun öngördüğü sonuca hükmetmez.
- İspat faaliyeti başarısız olur, ancak burada iddia edilen vakıaların gerçek olup olmadığı konusunda belirsizlik vardır. Yargılamanın sonuna gelinmesine ve bütün deliller değerlendirilmiş olmasına rağmen, vakıanın mevcut olup olmadığını tespit edilebilmiş değildir.
İspat bir yük olup asla yükümlülük değildir.
HMK m. 190 uyarınca “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”
İspat yükünün dağılımına ilişkin tarafların sözleşme yapması da mümkündür.
–
D. Delil İkame Yükümü
Delil ikame yükü, tarafları muhatap alarak, yargılamanın başında ve içerisinde, ispatsız kalma sebebiyle davanın kaybedilmesi neticesinden kaçınmak için uyuşmazlık konusu vakıalar hakkında hangi tarafın deli getirebileceğini ve getirmesi gerektiğini gösterir. Teknik manada bir yüktür ve yalnızca taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda geçerlidir.
Soyut delil ikame yükü, yargılamadan önce ve yargılamanın başında hangi tarafın delil ikame yükünü taşıdığını ifade eder. Soyut ikame yükü, bu halde hangi tarafça ispat girişiminin başlatılması gerektiği meselesini belirler. Yani vakıayı ispat yükünü taşıyan taraf, aynı zamanda soyut delil ikame yükünü de taşır.
Somut delil ikame yükü ise ispatı gereken vakıaların mevcudiyetine ilişkin olarak mahkemede ön/geçici bir kanaatin oluştuğu usuli durumda, davayı kaybetmemek için hangi tarafın delil getirmesi gerektiği sorusuyla ilgilidir.
–
IV- İspat Ölçüsü
Tam ispat, belli bir vakıanın doğruluğu hakkında hakimde oluşturulması gereken kanaatin kesinlik yahut kesinlik sınırındaki muhtemel görme derecesinde olmasıdır.
Oluşan kanaatin ağır basan ihtimal derecesinde olması halinde ise yaklaşık ispattan söz edilir. Bir vakıanın ispatsız kalması sonucu ise o vakıanın yok kabul edilmesidir.
–
V- İspat Türleri
Son olarak ispat türlerini inceleyeceğiz. 3 çeşit ispat türü vardır.
Asıl ispat, somut bir vakıayı ileri sürüp bundan kendi lehine sonuçlar çıkaran tarafça yerine getirilen ispattır.
Karşı ispat, ispat yükü kendisine düşen tarafın hasmının, ispat yükü kendisinde olan tarafın henüz kesin delille ispatlayamamakla birlikte hakimde bir ölçüde de olsa oluşturduğu kanaati sarsmak yahut henüz yapılmamış olan asıl ispatın yapılabilmesini mantıksal açıdan imkansız kılacak nitelikteki bir vakıayı ispatlamak şeklinde ifade edilebilir.
Aksini ispat, ispatın konusunu oluşturan bir vakıanın adi yahut kesin olmayan bir kanuni karineye dayanılarak ispat edilmiş sayıldığı hallerde, o vakıanın söz konusu olduğu karinenin öngördüğü karine sonucunun aksine gerçekleştiğinin ispat yükü kendisine düşmeyen tarafça ispatlanmasıdır.
“Nasıl ispat edeceğiz?” sorusunun cevabı ise bu yazının totali ile oluşan ve anlaşılan usul işlemlerini gerçekleştirilmesidir.
–
Kaynakça
Atalı, Murat – Ermenek, İbrahim – Erdoğan, Ersin. Medeni Usul Hukuku. Ankara: Yetkin Yayınları, 2018.
Pekcanıtez, Hakan – Atalay, Oğuz – Özekes, Muhammet. Medeni Usul Hukuku. İstanbul: On İki Levha Yayınları, 2019.
[zombify_post]
0 Yorum