John Rawls’un Adalet Teorisi

"Doğruluğun düşünce sistemlerinin ilk erdemi olması gibi, adalet de toplumsal kurumların ilk erdemidir."- John Rawls4 min


41

Eski Yunan’dan beri siyaset felsefesinin temel tartışma konusu olan adalet konusunda birçok kuramlar ortaya atılmıştır. Bu kuramlar, adaletle ilgili problemlere bir yol haritası olmasına karşın, adaletle ilgili tüm sorunlara çare olamamıştır. Bu tartışmalara yönelik teoriler üreten felsefecilerden birisi de John Rawls’tur. Kendisi, adalet ile ilgili teorilerini faydacılık üzerinden oluşturmuş, aynı zamanda faydacılığı eleştirirken insanın biricikliğine ve özerkliğine vurgu yapmıştır. En meşhur eseri  “A Theory of Justice (Bir Adalet Kuramı)” olan Amerikan ahlak ve siyaset filozofu John Rawls’u yakından tanıyalım.

“”

John Rawls, 21 Şubat 1921 yılında Baltimore, Maryland’de doğdu. Babası önde gelen hukukçulardan birisiydi, annesi ise Kadın Seçmenler Birliği’nin başkanıydı. Rawls Princeton’da öğrenim gördü ve Wittgenstein’ın öğrencisi Norman Malcolm’dan etkilendi. Ülkenin prestijli okullarından olan Cornell, MIT ve Harvard gibi yerlerde çalıştı. Aslında Rawls, başlarda din üzerine çalışmalar yapmak istiyordu fakat 2. Dünya Savaşı sırasında piyadeyken savaşın korkunç gerçeklerini fark etmesiyle ve Yahudi Soykırımını öğrenmesiyle bundan vazgeçti. 1960’larda Amerika’nın Vietnam’daki askeri eylemlerine karşı çıktı. Vietnam çatışması onu Amerika’nın siyasi sistemindeki kusurları analiz etmeye ve vatandaşların hükümetin agresif politikalarına vicdanlı bir şekilde nasıl direnebileceklerini düşünmeye yönlendirmişti.

Rawls 1971’de yayımlanan “Adalet Teorisi” isimli eserinde adil bir toplumun nasıl düzenlenmesi gerektiğini tartışmakta ve bu doğrultuda iki temel adalet ilkesi ortaya koymaktadır. Birinci ilke herkes için eşit özgürlük ilkesidir. Bu ilke toplumdaki her bireyin diğerleri ile eşit hak ve özgürlüklere sahip olmasını öngörmektedir. İkinci ilke ise toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin düzenlenmesine ilişkindir. Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler şu iki şartı karşılamalıdır; İlk olarak, bu eşitsizlikler, herkese adil bir fırsat eşitliği altında açık olan konumlara ve makamlara bağlanmalıdır; ikinci olarak, bu eşitsizlikler toplumun en dezavantajlı üyelerinin en çok yararına olacak şekilde olmalıdır.

Rawls’un teorisinde adalet her şeyin temelidir ve her şeye önceldir. Dolayısıyla siyasal ve toplumsal alana yönelik bütün kararlar adalet ilkelerine dayanmalıdır ve adalet ilkelerinin çerçevesi içerisinde olmalıdır. Ona göre, insanların adalete duyduğu ihtiyaç, toplumsal yaşamın koşullarından kaynaklanmaktadır. Bir arada yaşamanın getirdiği koşullar; malların, refahın, hak ve özgürlüklerin dağıtımına ilişkin problemleri gündeme getirmektedir. Bu sorunların çözümü için toplumda belli adalet ilkelerin varlığı gereklidir. İşte bu ilkelerin arka planında yatan koşullar adaletin koşullarını oluşturur. Kendisi, adaletin koşullarını ikiye ayırmaktadır: objektif ve sübjektif koşullar. Objektif koşullar, insanların bir arada işbirliğine dayanarak yaşamasını gerektiren koşullardır. Adaletin sübjektif koşulları ise insana ilişkindir. İnsanlar birbirine benzer ihtiyaçlara sahiptirler ve benzer çıkarları vardır. Belli koşullarda aralarında işbirliği de söz konusudur. Ancak tüm bunlara rağmen her insanın kendine ait bir yaşam planı ve bir iyi anlayışı vardır. Bu farklı yaşam planları ve iyi anlayışları insanları farklı amaçlara yönlendirir ve bu da yararlanılan toplumsal ve doğal kaynaklar üzerinde çatışmaya neden olur. Sonuç olarak, bu koşullar adalet probleminin var olması bir ön şart oluşturmaktadır.

Rawls’a göre adil toplumda devlet, adaletin koşullarını sağlamakla yükümlüdür. Adaletin içeriğinin ne olması gerektiği ise halkın kurucu gücü tarafından belirlenmelidir. Sosyal adaletin ilkeleri ve işleyiş süreci, eşitliği sağlayacak bir kurgu olmalıdır. Rawls’ın asıl üzerinde durmak istediği konu, özgür iradenin önemidir. Fırsat eşitliği ve özgürlük kavramları son derece önemlidir. Ekonomik ve sosyal kazanımlar için bu değerlerden vazgeçilemez.

“”

Aynı zamanda ona göre adalet duygusu insanlarda doğuştan var olan bir duygudur ve bireyler hakkaniyete uygun davranmanın aslında kendi yararlarına olacaklarının bilincindedirler.

Adalet teorileri üzerine çalışanlar, Rawls’un teorisinde ortaya konan her fikre karşı olsalar bile, bunun nedenlerini açıklamak zorunda kalmıştır. Rawls, teorisini devam eden yıllar içinde geliştirerek, “Political Liberalism (Siyasal Liberalizm)” adlı eserinde siyasi liberalizm olarak tanınacak yeni bir yaklaşımı ortaya koymuştur. Rawls, toplumsal sözleşme düşüncesinden yola çıkarak adil bir toplumun nasıl kurulabileceği sorusunun yanıtını aramaktaydı. Toplumsal sözleşme anlayışına getirdiği en önemli yenilik bilgisizlik örtüsü kavramıdır. Hipotetik bir başlangıç durumunda bilgisizlik örtüsü altında bir araya gelen taraflar, kendileri ile ilgili özel bilgilerden yoksun olarak toplumsal yaşamı düzenleyecek adalet ilkelerini belirlemektedir. Siyasi liberal adalet teorisinin en temel amacı, bir adalet anlayışını herhangi bir kapsamlı (comprehensive) metafiziksel, ahlaki, dini ya da felsefi doktrine başvurmaksızın ya da bağlı kalmaksızın gerekçelendirmektir. Bunun en temel nedeni, insanların evrensel olarak kabul görecek bir iyi anlayışını (conception of the good) ortaya atmaktan yoksun olmasıdır.

Adalet Teorisi’nde daha çok ahlaki anlamda konumlandırılan bir adalet anlayışı temelinde istikrarlı ve homojen bir toplum modeli geliştirmeye çalışan Rawls, sonraki yapıtı olan Siyasal Liberalizm’ de ise daha çok siyasi nitelikli ve günümüz toplumlarının çoğulcu niteliğine uygun, pratik olarak gerçekleştirilebilir bir adalet anlayışı oluşturma çabasına girmiştir.

“”

Kısacası Rawls, adaletin her şeyin temel ve öncel olduğunu savunmakta ve buna yönelik ilk teorisinde “özgürlük” ve “fırsat eşitliği” ilkelerini ön plana koymuştur. Adalet duygusunun insanlarda doğuştan var olduğunu ve bireylerin hakkaniyete uygun davranarak aslında kendilerine fayda sağlayacaklarını bilincinde olduklarını düşünerek bunları “Faydacılık” teorisiyle de bağdaştırmıştır ve adaletin oluşmasının ön koşullarını açıklamıştır. Daha sonrasında bu teorisini geliştirerek Siyasal Liberalizm isimli eserinde yeni bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu yaklaşımda sınıflar arası uçurumu göz önünde bulundurarak, pratik olarak gerçekleştirilebilir bir adalet oluşturmaya çalışmıştır.

“”

KAYNAKÇA:

YÜKSELBABA, Ülker. “ÇAĞDAŞ DAĞITICI ADALET KURAMLARI: RAWLS’A VE DWORKIN’E GÖRE DAĞITICI ADALET”  http://www.kamuhukukculari.org/upload/dosyalar/UOlker_YuOkselbaba.pdf

(Avşar, H. (2006). John Rawls’un Adalet Teorisi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.)    acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/3180/4034.pdf

AYDIN, İsrafil. “JOHN RAWLS- SİYASAL LİBERALİZM VE TÜRK SİYASAL YAŞAMI” http://www.flsfdergisi.com/sayi26/329-339.pdf

ÇELİK, Raşit. “Adalet Ölçütü Olarak İki Önemli Yaklaşım: Birincil Değerler ve Kabiliyetler”    https://dergipark.org.tr/download/article-file/367884

MACİT, M. Hanifi. “JOHN RAWLS’UN HALKLAR SINIFLAMASI ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME”   http://www.flsfdergisi.com/sayi19/213-222.pdf

https://plato.stanford.edu/entries/rawls/

https://gokhancoskun.wordpress.com/2017/06/23/rawls-bir-adalet-teorisi-ve-ozgurluk-kavrami-tanimlamalari/

http://entelektuel.com/adalet-teorileri-rawls-nozick-ve-gerwith/

http://www.yenifelsefe.com/toplum-sozlesmesi

http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi43_pdf/2tarih_siyaset_uluslararasiiliskiler/kose_sevda.pdf

http://www.felsefe.gen.tr/filozoflar/bir-adalet-kurami-rawls.asp

http://www.felsefe.gen.tr/filozoflar/rawls-adalet-anlayisi.asp

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

41

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.