Bu yazıda Modern Ceza Hukuku ve evrensel hukukun vardığı, bireylerin, toplumların hakları açısından en önemli teminatlarından olan masumiyet karinesi ve masumiyet karinesinin in dubio pro reo (kuşkudan sanık yararlanır) ilkesi ile ilintili olduğu noktalara değineceğiz.
–
Giriş
–
Hukuk düzenini ve barışı yeniden inşa etmeye müsebbip olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması hukuk sistemimizin yegane amacıdır. Bu eylemin ise ancak insan hakları ihlal edilmeksizin, hukuka uygunluk ilkesi uyarınca gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Hukuka aykırı bir fiil neticesinde herhangi bir ihbar, şikayet üzerine Cumhuriyet savcısı soruşturma başlatır. Cumhuriyet savcısının ihbar, şikayet üzerine dosya açıp, yeterli şüphe dahi olsa kamu davasının açılması ve şüphelinin yargılanmasını talep ettiği iddianameyi hazırlayıp, hazırlanan iddianamenin sunulduğu mahkemece kabul edilmesi sürecine soruşturma evresi denir. Bu evrede üzerine suç isnat edilen kişi şüpheli sıfatındadır. İddianamenin kabulü ile yargılamanın bitişi arasındaki sürece ise kovuşturma evresi denir. Bu evrede şüpheli sıfatı yerine sanık sıfatı kullanılır. Sanığın üzerine atılı suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut delillerle ispatlanması ve sanık aleyhine hüküm kurulması üzerine sanık artık ‘suçlu’ olarak adlandırılır.
–
Genel Olarak;
Suçsuzluk karinesi, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade eder.
Bazen suçsuzluk karinesi, bazen de masumluk karinesi olarak adlandırılan bu kavram ilk defa ve açıkça 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 9. maddesinde tutuklulukla ilişkili olarak “Her insan, suçlu olduğu bildirilinceye kadar suçsuz sayılacağından, onun tutulması gerekli görüldüğü zaman, kendisini elde tutmak için gereken sıkılıktan artık bir sertlik yasayla ciddi biçimde cezalandırılmalıdır” şeklinde temel insan hakları kataloğundaki yerini almıştır.
İlke daha önceleri buna riayet edilmemekle birlikte İngiltere’de de bilinmekteydi. Ancak ilkeye ilk kez Amerika’da Rhode Island Anayasası’nda aleni bir şekilde yer verilmiştir. Karine, insan hakları konusunu bütün dünyaya mal eden 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (m. 11/1) ve 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de (İHAS) (m. 6/2)7 yerini almıştır. Türkiye, gerek 1948 tarihli Bildirge’ye gerekse 1950 tarihli Sözleşme’ye taraftır. Diğer taraftan karine, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş ise de, yasama, yargı ve yürütmeyi bağlayan ilke olarak mevzuattaki yerini8 1982 Anayasası’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde almış bulunmaktadır.
Bir kimsenin beraat edebilmesi için üzerine atılı suçu ispat etmesi gerekmez, suç işlendiğinin %100 biçimde hiçbir kuşkuya yer vermeyecek anlamda ispatlanamaması bile sanığın beraati için yeterlidir. Bu anlamda karşımıza kuşkudan sanık yararlanır ilkesi çıkar zira sanık üzerinde herhangi bir cezalandırma eylemi için sanığın suç işlediğinin %100 ispatlanması gerekmektedir, %1’lik bir şüphe dahi sanığın beraati için yeterlidir.
–

Bu teminatlara adli makamlar gibi toplumda yer alan üçüncü kişi ve kurum, kuruluşlar da uymak zorundadır. Çoğu zaman, olay, kişi, zaman, dosya içindeki delil ve bu delillerin delil değeri hakkında herhangi bir bilgi olmadığı halde adı suça karışmış kişilerin; basın, sosyal medya ve çevrede ‘suçlu, kesin bu suçu işledi’ şeklinde lanse edildiğine ve daha da ileri gidilip suçu sabit olmayan şüpheli ve sanıkların tüm bilgilerinin bilmeden ya da kasten bir şekilde teşhir edildiğine tanık oluruz. Bu noktada masumiyet karinesinin ihlali oluşur. Çünkü girişte belirtildiği gibi bir kişi ancak yargılama sonucu ulaşılan deliller neticesinde mahkemece suçlu bulunması halinde sıfatı suçlu olur.
Bu ihlale yönelik hukuki düzenlemeler mevcuttur.
Basın Kanunu’nun 19. maddesinde yer almaktadır. Söz konusu 19. maddeye göre; “Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet Savcısı, hakim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, iki milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda on milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmi milyar liradan az olamaz. Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hakim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır.”
Bu haliyle basın ve medya organlarının bağımsız yargıyı etkilemesi ihtimaline binaen bireylerin de adil yargılanma, lekelenmeme gibi hakların ihlali durumunda ağır para cezaları öngörülmüştür.
–
Şüpheden Sanık Yararlanır
Ceza yargılamasında bu ilkenin uygulanabilmesi için, delil değerlendirme aşamasının tamamlanmış olması gerekir. CMK’nin 217. maddesi uyarınca, hâkim, tarafsızlıktan arınmış, objektif bir şekilde vereceği kararı ancak duruşmada hazır edilen ve huzurunda tartışılmış her türlü yasal delillere dayandırabileceğinden, maddi gerçeğe ulaşma hedefine uygun olarak ve yeni delil elde edilmesinin imkansız olduğu sonucuna ulaşılmalıdır. Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi, delil araştırması ve değerlendirmesi aşamaları eksiksiz bir biçimde gerçekleştirilmeden hüküm verilmesi hukuka aykırı olacağından; bütün delillerin toplanmış olması, gerekirse var olan delillerle ilgili bilirkişi incelemesi yapılması ve raporlandırılması ve bu aşamadan sonra tartışmaya ve değerlendirmeye gerek başkaca bir delilin bulunmaması gerekmektedir. Tüm bu soruşturma ve kovuşturma evrelerindeki hukuki işlemler tamamlandıktan sonra şayet sanığın %1 bile olsa masum olabileceği kuşkusunu uyandıran bir delil varsa bir diğer deyişle %100 suçlu olduğuna dair bir delil mevcut değilse sanık beraat ettirilmedir.

–
Sonuç
Türk hukuk sisteminin yegane amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve elde edilen dosya kapsamındaki tüm veriler ışığında suçlu olanı cezalandırmak, masum olabilme ihtimali bulunanı ise beraat ettirmektir. Bu hususta objektif, tarafsız, bağımsız yargı üyelerinin, toplumun kişilerle, kişilerin kişilerle arasında bir hak ihlali olmaması adına; delil toplama ve değerlendirme evresini eksiksiz bir şekilde tamamlarken aynı zamanda sanığın adil yargılanması ve kişilik haklarının, masumiyet karinesinin ihlaline neden olan; yargının bağımsızlığından taviz vermeye neden olabilecek üçüncü kişilerce suçu sabit olamayan kişilerin ‘suçlu’ olarak lanse edilmesini, lekelenmeme hakkını her daim korumaları gerekmektedir yine buna bağlı olarak hükmün tarafları, taraf ifadeleri, delilleri ışığında eksiksiz bir değerlendirme yapılarak yargılama sonucu %1’lik şüphenin bile masumiyet karinesi ve ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi uyarınca sanık lehine değerlendirilmesi ve hüküm kurulması gerekmektedir.
0 Yorum