Öncelikle Ekim 2019 itibariyle yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile CMK’nın önceden ilga olan 250. maddesi tekrar düzenlenip “seri muhakeme usulü” şeklinde bir kurum getirilmiştir:
“MADDE 250- (1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),
Gürültüye neden olma (madde 183),
Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),
Mühür bozma (madde 203),
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),
Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra),
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268),
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13’üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 93’üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç.
d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç.
e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.
(2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir.
(3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.
(4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler.
(5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir.
(6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir.
(7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez.
(8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında;
a) Şüphelinin kimliği ve müdafi,
b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi,
c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri,
d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti,
g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği,
h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmışsa ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri, Gösterilir.
(9) Mahkeme, şüpheliyi müdafi huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır.
(10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz.
(11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.
(12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz.
(13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz.
(14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir.
(15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”
Ancak bu düzenlemedeki problemler saymakla bitmeyecek ölçüdedir ve temel hukuk normları ve adil yargılanma hakkına aykırıdır. Adil yargılanma hakkı, içeriği tam olarak belirli olmasa da kapsamı da devamlı bir gelişim gösteren[1] ceza muhakemesi sürecinin şüpheli/sanık olan kişi bakımından âdil bir şekilde gerçekleştirilmesi için tarafsızlığı ve bağımsızlığı teminat altına alınmış ve kanunla kurulmuş bir mahkeme önünde, aleni duruşmada hakkaniyete uygun olarak yargılanma[2] anlamına gelen “temel”[3] bir “insan hakkı”[4] ‘dır.
Bu seri yargılama kurumunun yanlışları ve ortaya çıkardığı hukuka aykırılıklar:
- İlk fıkraya göre seri yargılama usulü yalnız soruşturma evresi sonunda uygulanabilmekte fakat sonundan ne anlam çıktığı açık değildir. Keza bu norm içerisinde de CMK’da da soruşturma evresinin ne zaman sona ereceği ile ilgili herhangi bir hüküm yoktur.
- Soruşturmanın etkin bir şekilde olması en temel gaye iken işlerin yoğun olması ve soruşturmaları hızlı surette sonlandırma isteğinden ötürü, ortaya çıkabilecekken çıkarılamamış bir delilin sonradan ortaya çıkması birçok hukuk ilkesinin ihlâli sonucunu doğurur. Hedeflenen fayda azalır.
- Ara muhakeme aşamasının önemi savcılığın kusursuz bir iddianame hazırlama durumunun olmamasından ötürü çok fazla iken, ara muhakeme evresinde soruşturma dosyasındaki eksiklikler giderilip, dosyasının şeklen ve deliller bakımından madden tekemmül ettirilmesinin istenmesi ile sağlanan[5] yarardan mahrum kalınması –seri yargılama usulünde ara muhakeme pek tabii olmaz- şüpheli tarafa dezavantaj doğurur. Şüpheli, seri yargılamada teklifi değerlendirirken, mevcut delil durumunu, lehine olan delillerin de toplanmadığını bilmeksizin sadece usul açısından bilgilendirilerek, kendi geleceği hakkında karar verecektir ki kararda[6] bilgi ve belgelere ulaşma açısından denk olanaklar sağlanmamasının hukuka aykırı olduğu yer almıştır.
- Kanun maddesinde katalog suçlar yazılmıştır lakin kanun koyucunun niçin bu suçları ekleyip eklemediği birçok suçu neden eklemediği merak konusudur, çünkü kanunun gerekçesinde açıklama olmayıp[7] ilerde ne şekilde ne yöne evirileceği meçhuldür.
- Ceza muhakemesi hukukunun temel hedeflerinden biri olan caydırıcılık unsuru da “mahkemeye çıkmayıp savcılıkta sanki bir oto galeride pazarlık eder gibi yargılama yapılması” şeklinde tezahür ettiğinden dolayı suç işlemeye yönelik caydırıcılığı olmamakta, hatta özendirici bir izlenim vermektedir.
- Yargının iş yükünü azaltmak sebebiyle doğrudan cezada yarı oranında indirim uygulamak Türk yargısının acziyetini kabul etmek olur ki işbu sebep hiçbir şekilde meşru olamaz. Zira ne hakkaniyete ne de kamu düzeninin korunması amacına uygun olur.
- Bununla birlikte tüm yargılama türlerinde önemli bir hak olan susma hakkı[8] seri yargılama usulünde yoktur çünkü kullanılırsa zaten bu usul var olamaz. Hatta denilebilir ki “ki, seri muhakeme usulü şüphelinin ‘susma hakkından feragati’ üzerine kurulmaktadır.”[9] Keza kabul ile birlikte aleyhe deliller açısından kendisini savunamamakta olup adil yargılanma hakkı bu bağlamda ihlal edilmektedir.[10]
- Bir diğer önemli sorun ise 250/2-3’te düzenlenen bildirimin mahiyetinin belirsizliğidir. Savcılığın temel işlevi bilgilendirme olarak düzenlendiği açıkken, suç isnadına, isnada esas alınan olgulara, kanıtlar vb. durumlarla ilgili bir beyanda bulunup bulunamayacağı belirsizdir. Bununla beraber soruşturmada gizlilik esas olduğundan, delillerin müşterekliği ve doğrudanlığı sorunları ortaya çıkarak, tarafların teklif öncesi delillerin hepsine ulaşıp ulaşamayacağı, itiraz edip edemeyeceği vs. soruları cevapsız kalmaktadır.[11]
- Teklifin de kanunda müdafi olmaksızın yapılabileceği fakat kabul beyanında müdafi bulunması zorunluluğu da isabetli olmayan diğer bir noktadır. Teklif süreci de aslen bir yargılama faaliyeti olduğundan dolayı, bütün teklif sürecinde de müdafinin mevcut olması şartı olmalıdır. İfadenin alınmasında tanınan bu hakkın teklif görüşmeleri sırasında tanınmaması açıkça CMK’nın ve âdil yargılanma hakkının ihlalidir.
- Öteki bir problem ise çelişmeli yargılama ilkesi temelli meramını anlatma hakkı hususundadır. Keza Anayasa Mahkemesi kararında[12] “…Âdil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir…” şeklinde çelişmeli yargılama ile etkin şekilde katılma hakkı arasındaki bağı ortaya koymuştur. Meramını anlatma ilkesi, yargılamaya katılanların, muhakemenin objesi olmaktan çıkarak süjesi hâline gelmesini sağlama amacında[13] iken seri yargılama usulünde açıkça sınırlandırıldığı aşikardır. Bununla birlikte Ayrıca Anayasa md.141/3’te düzenlenen Gerekçeli karar verme zorunluluğu, hâkimin katip rolüne geçmesi ile birlikte çok mantıksız ve saçma bir yöne evirilmiştir ki sonucu Yargıtay kararında[14] yazan şekilde “…Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulama da keyfiliğe yol açacaktır.” olacaktır.
- Bu sistemin getirilmesinin temel amacı işleri hızlandırıp yoğunluğu azaltmak iken “zincirleme suç, mevcut soruşturmanın derdest olup olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecek hâllerin de getireceği iş yükünü vs. gibi hususların tespiti açısından yazışmaların yapılması ve sonuçların beklenmesi çok ağır kalem faaliyetleri olup, sadece kâtibi olan ve kendi özel kalemi bulunmayan Cumhuriyet savcısı açısından yerine getirilmesi neredeyse imkânsız iş yükü yaratacaktır, ki savcılıkların mevcut iş yükü hâkimliklerden daha da az değildir.
- Suçu kesinleşmeksizin herkesin suçsuz olduğunu düzenleyen[15] Masumiyet Karinesi bakımından da şüphelinin suçluluğundan yola çıkılması, talepnamenin düzenlenmesi için herhangi bir özel şüphe derecesinin olmaması nedenleriyle de İspat yükünün şüphelide olması ya da adlî makamlarca suçlu olduğu varsayımı olması[16] mevcuttur ve hukuka aykırılık olduğu açıktır.
- Yeni düzenlemede 250/9 gereği mahkemenin tek işi şüpheliyi dinlemek ve şartların oluşup oluşmadığını kontrol etmektir. Yani “seri muhakeme usulünde hâkim, şeklî denetlemede bulunan ve Cumhuriyet savcısının talepnamesindeki yaptırımını onaylayan bir süjedir.”[17] Bu durumun sonucu olarak da mahkemenin -hukuka aykırı şekilde- bireyi suçsuz kabul edebilirliği ve hükmü gerekçelendirmesi olanaksızdır.[18]
- Diğer bir belirsizlik ise hangi olağanüstü kanun yollarının kullanılabileceğidir. Çünkü itiraz müessesesi hükme değil hâkim kararına karşı gidilebilecek yol iken ve 250/9’da itiraza başvurulabileceği düzenlendiğine göre seri muhakemede hüküm değil karar vardır. Bu yanlışlıkla birlikte itirazın kapsamında nelerin olabileceğinin belirsizliğinin temel sebebi, seri yargılama usulünde şüpheliye mahkemede iddialara cevap hakkı, mahkemeye de savcılığın yaptırımını değiştirme şansı tanınmamasıdır. Yani; İDM’nin sahip olmadığı esasa ilişkin inceleme yetkisinin ikinci derece mahkemesinde yapılacak kanun yolu incelemesinde vaki olup olmayacağı belirsizdir. Kaldı ki MSHUS m. 14/5; AİHS 7 Numaralı Protokol m. 2; T.C. Anayasası m. 36/1’de düzenlenen ve CMK m. 260 gerekçesinde de “kanun yollarına başvuru”nun “insan hakları ve âdil yargılama ilkesi bakımından büyük önem” taşıdığı vurgulanmıştır.[19]
- AİHM ısrarla verdiği kararlarında[20] savcılık makamının hâkimi etkilemek için açıklama yapmasını dahi hukuka aykırı kabul ederken seri yargılama usulünde hakinin sadece savcının kâtibi olmasını nasıl değerlendireceği meçhuldür.
Kısaca: seri yargılama hükümlerinin, Yukarıdaki sebepler ile bunun yanında Temel ilkeler olan;
- Silâhların eşitliği ilkesi,
- Çelişmeli yargılama ilkesi,
- Meram anlatma hakkı,
- Masumiyet karinesi,
- Aleyhe delil gösterme yasağı,
- Susma hakkı,
- Kanunî hâkim ilkesi,,
- Tarafsız ve bağımsız mahkeme önünde yargılanma hakkı
- Şüpheden sanık yararlanır ilkesi,
- Gerekçeli karar verme anayasal emri,
İHLAL EDİLMİŞTİR.
Tüm bunlardan dolayı da genel manada hukuka açık bir şekilde aykırı olduğu belirlenmiştir. Meğerki “de lege ferenda” tekliflere göre yeni bir düzenleme getirilmiş olsun. Ancak -sözde- hukuk devletinin, temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin esaslara uyarak, anayasal sınırlar dâhilinde hareket etmesi zorunlu iken bu yazıda anlatılan suretlerde, âdil yargılanma hakkı başta olmak üzere, anılan tüm hak ve ilke ihlâllere aykırılığı ve Anayasa m. 13 gereklerine uygun olarak oluşturmadığı ortadadır.
KAYNAKÇA VE ALINTILAR
[1]Yar. 4. CD, E. 2017/22730, K. 2018/469, 11.1.2018.
[2]Yar. 6. CD, E. 2016/6833, K. 2017/1003, 18.4.2017.
[3]Yar. CGK, E. 2014/12-234, K. 2017/110, 28.2.2017; Yar. 6. CD, E. 2016/6833, K. 2017/1003, 18.4.2017.
[4]Yar. CGK, E. 2014/12-234, K. 2017/110, 28.2.2017.
[5] Bahri Öztürk ve diğerleri, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku (Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2017), 617.
[6]AİHM, “Cevat Soysal v. Türkiye,” 23.12.2014, (Başvuru No: 17362/03),
[7] Gerekçe: https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem27/yil01/ss105.pdf.
[8]Yener Ünver ve Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Cilt. 1, 15. Baskı, (Ankara: Adalet Yayınevi, 2017): 157
[9]UĞURLUBAY, G. A. A., Haydar, N., & Korkmaz, M. SERÎ MUHAKEME USÛLÜNE İLİŞKİN SORUNLAR. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1(2), 255-306.
[10]AİHM, “John Murray v. The United Kingdom,” 08.02.1996, (Başvuru No. 18731/9), para. 45; “Saunders v. The United Kingdom,” 17.12.1996, (Başvuru No. 19187/91), para. 68-69.
[11] UĞURLUBAY, G. A. A., Haydar, N., & Korkmaz, M. SERÎ MUHAKEME USÛLÜNE İLİŞKİN SORUNLAR. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1(2), 255-306.
[12]AYM, “Mehmet Ali Bedir ve Tevfik Günay Kararı,” 21.01.2016, (Başvuru No: 2013/4073), para. 27.
[13]Yener Ünver ve Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Cilt. 1 (Ankara: Adalet Yayınevi, 2019), 40; Veli Kafes, Ceza Muhakemesinde Meram Anlatma İlkesinin Sağlanması, CHKD 3, no. 2, (2015): 183.
[14]Yar. 7. CD, E. 2014/34227, K. 2018/545, 18.1.2018:
[15]Üzülmez, Suçsuzluk Karinesi, 42; Metin Feyzioğlu, “Suçsuzluk Karinesi: Kavram Hakkında genel Bilgiler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”
[16]AİHM, “Nemtsov v. Russia,” 31.07.2014, (Başvuru No. 1774/11), para. 92; AİHM, “Topić v. Croatia,” 10.10.2013, (Başvuru No. 51355/10), para. 45.
[17] UĞURLUBAY, G. A. A., Haydar, N., & Korkmaz, M. SERÎ MUHAKEME USÛLÜNE İLİŞKİN SORUNLAR. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1(2), 255-306.
[18] Hüküm gerekçesinin doyurucu olmadığı hâllerde ihlal olduğu açıktır: Bkz. AİHM, “Melich and Beck v. the Czech Republic,”24.10.2008, (Başvuru No. 35450/04) para. 49-55; AİHM, “Ajdarić v. Croatia,” 13.12.2011, (Başvuru No. 20883/09), para. 51.
[19]Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, (Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2019), 571.
[20]“Palchik v. Ukrayna” 03.07.2017, (Başvuru No: 16980/06), para. 31-33; Bkz. AİHM, “Korobov v. Ukraine,” 21.07.2011, (Başvuru No: 39598/03); AİHM, “Kuzmina v. Ukraine,” 16.06.2016, (Başvuru No: 11984/06).
0 Yorum