Yargı Bağımsızlığı ve Türkiye’deki Yargı Bağımsızlığı Sorunu

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı nedir,nasıl sağlanabilir? Türkiye'de bu ilkenin biçimleniş tarzında ne gibi sıkıntılar vardır?8 min


95

Yargı Bağımsızlığı

Otoriter ya da totaliter rejimlerde yargı, karşımıza temel hak ve özgürlüklerin korunması ,korunma güvencesi olarak değil de aksine bunlar üzerinde mevcut siyasi otoritenin baskısını kullanabilme amaçlı olarak işlev görürken (mahkemeler bu rejimde  adalet dağıtan kurumlar olmayıp rejim karşıtlarını yargılayıp cezalandıran, rejimin aşırı güç kullanımını meşrulaştırmaya çalışan yerlerdir) liberal demokratik rejimlerde temel hak ve özgürlüklerin güvencesi konumundadır. Bu devlet şekline göre hukukun önünde her insanın hakkı eşittir ve adaletin dağıtımının mümkün olabilmesi için adil yargılanma şarttır. Hukuk devleti ilkesinin kuşkusuz en önemli prensiplerinden birisi budur. Hukuk devleti ilkesinin dayandığı kuvvetler ayrılığı siyasal iktidarın kullanılmasını yasama, yürütme ve yargı şeklinde üç organa dağıtarak iktidarın tek elde toplanmasına engel olur. Bu sayede organlar üzerinde  güç azalımı olduğu için birbirini dengeleme mekanizması ortaya çıkar. Devlet iktidarını sınırlayan ve özgürlükleri güvence altına alan kuvvetler ayrılığının üçüncü yüzü olan yargı, yasama ve yürütme gibi siyasi iktidarı kullanmayıp bağımsız olmalıdır. Bunun sonucunda ortaya çıkan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı kavramı hiçbir yerden emir ve talimat almadan, çevresel ve siyasi  bir baskı altında olmadan, hakkaniyete uygun olarak adil bir şekilde hakların korunması ve yargılama yapılması demektir.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi hukuk devletinin yapı taşlarındandır. Demokratik rejimlerde demokrasinin korunması, insan haklarının güvence altına alınması bu şekilde mümkün olabilir. Yargı bağımsızlığının sağlanamadığı hukuk devletinde hukuk ilkesinden ne kadar söz edilebileceği tartışmalıdır. Zira hak denen kavram adil bir yargılama sonucu insanlara güvence verir.

Yargı bağımsızlığının sağlanmasının en önemli temsilcisi hakimlerdir. Tarafsız ve bağımsız bir yargı için hakimlerin hiçbir yerden emir ve talimat almadan, siyasi ve çevresel (hâkimlerin meslektaşlarından, üst düzeyde görev alan yüksek hâkimler gibi yargı hiyerarşisi içerisinde yer alan kişi veya mahkemelerde dahil olmak üzere) ya da içsel bir baskı altında kalmadan objektif bir şekilde karar vermeleri gerekir. Bağımsızlık, hakimin karar vermesi için hiçbir baskı altında kalmaması olarak tanımlanırken, tarafsızlık hakimin iç mukayese sonucu bir yargıya varmadan, önyargılarından ve bireysel kanaatlerinden sıyrılmış bir şekilde karar vermesi olarak anlamlandırılabilir. Bağımsızlık, hakimlere tanınan bir hak olduğu kadar vatandaşa karşı da bir yükümlülüktür.

Adaleti yüksek bir kanun olarak kabul etmekten vazgeçen millet, bu felaketini hiçbir başarı ile telafi edemez.

Buradaki bağımsızlık denilen kavram hakimin keyfi olarak karar verebileceği, mutlak bir bağımsızlık değildir. Hakimler kanunu uygulamakla yükümlüdür ve kanun çevresinde bağımsız bir şekilde kararlarını verirler. Hakimin bağımsızlığı kanuna bağlılıktır. Bu şekilde demokratik bir toplumda yaşayan her bireyin adalet kapsamında haklarının korunması ve çıkarlarının gözetilmesi sağlanabilir.

Türkiye’deki Yargı Bağımsızlığı Sorunu

Yargı bağımsızlığı ilkesi ilk kez  uluslarası bir belgede, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10.maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Herkes, hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnadında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir.”. Daha sonra bu ilke 1952’de yürürlüğe giren AİHS’in 6.maddesinde  adil yargılanma hakkı adı altında “Herkes, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, adil ve açık bir yargılamayla görülmesini isteme hakkına sahiptir.”şeklinde vuku bulmuştur.Bu şekilde daha bir çok farklı uluslarası belgede de kendine yer edinen yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının insan hakları ve demokratik bir ortam için ne kadar önemli olduğu anlaşılmalıdır.Diğer belgelerden farklı olarak insan hakları için yaptırım ve etkin bir koruma mekanizması  öngören İHAS üzerinden gidecek olursak,sözleşmenin 6.maddesinin 1.fıkrasında  geçen ‘bağımsız ve tarafsız bir mahkeme’lafzı ve devamında gelen ‘adil yargılanma’lafzının birbirini tamamladığı görülür.Bu iki kelimeden biri olmazsa diğerinin de olamayacağı sözleşmeden net şekilde anlaşılmaktadır.

Uluslarası belgeleri imzalayan ülkelerin, belgelerdeki maddeleri iç hukukunda anayasaları ile güvence altına aldıkları görülür.Anayasada yer almayan ya da anayasadaki şekliyle çatışan bir hakkın davada görünüm şekli imzalanan uluslarası belgelere göre şekil bulur.

Yargı bağımsızlığı ilkesi Türkiye’de 21 Anayasası hariç  yürürlüğe giren her anayasada olmasına karşın güvenceleri yeterli  düzeyde sayılabilecek ilk düzenlemeler 61 Anayasasında görülür.1982 Anayasasında ise yargının Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını, mahkemelerin bağımsızlığına ilişkin kesin hükümleri 138.madde de uluslarası hükümlere uygun olarak yer almaktadır. Maddeye göre: Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”. Son yıllarda yapılan akademik çalışmalara göre yargı bağımsızlığı anayasada net şekilde belirtilmesine karşın uygulamada ne kadar buna bağlı kalındığı tartışmalı bir konudur. Yargı bağımsızlığını dejure (hukuki bağımsızlık) ve defacto (fiili bağımsızlık) olarak ikiye ayırırsak bir ülkede hukuki bağımsızlık olsa bile yargıçlar yargı bağımsızlığına negatif etki edici baskılara maruz kalabilir. İşte burada başlayan sorun domino etkisi gibi devamında gelecek bir yıkımın başlangıcı olur. Baskı altında bir yargılama, hak kaybına uğrayan şahıslar ve oluşan mağdurluk durumu, bunun sonucunda yargıya azalan güven ve getirdiği huzursuz ve güvensiz bir toplum.

Türkiye’de yargının bağımsızlığının yeterliliği karşılamadığı iddialarına örnekler şu şekilde sıralanabilir: Adalet Bakanının HSK başkanı olması, HSK’nin yapısı ve oluşumunun yargı bağımsızlığını olumsuz etkilemesi, hakim ve savcıların inceleme ve soruşturma işlemlerini yapan HSK’nin soruşturma izni alması için Adalet Bakanlığının iznine ihtiyaç duyması, Kurul kararlarının yargı denetimi dışında tutulması ve kararlara karşı etkili bir itiraz yönteminin bulunmaması, hakimlerin ve savcıların aynı işlevde olmamasından dolayı ayrı kurullara verilmesi gereken özlük haklarının aynı Kurula verilmesi, kurul üyelerinin birden fazla seçilme imkanının olması gibi bazı örnekler bu şekilde sıralanabilir. Genel olarak bakıldığında yargının yürütmenin kıskacından kurtulamadığı görülür. 2009 tarihli raporda 82 Anayasasının yargı bağımsızlığı anlamında önemli güvenceler barındırdığını lakin bunların uygulanmasında birtakım soru işaretleri olduğu belirtilmiştir. Bunlardan biri Adalet Bakanlığına bağlı olmasının bağımsızlık ve tarafsızlığa dış tehdit oluşturduğu diğeri ise HSK ve yüksek mahkemeler tarafından ilk derece mahkemelerce iç tehdit oluşturan gözetim yetkisidir.

Venedik Komisyonu’nun 2007 tarihli raporunda belirtilen “Yargı konseyi üyelerinin önemli bir bölümü veya çoğunluğu, yargı organı tarafından seçilmelidir. Yargı konseyinin demokratik meşruluğunu sağlamak için, diğer üyeler parlâmento tarafından, uygun hukukî niteliklere sahip kişiler arasından seçilmelidir. Yargı organı içinde korporatizmin olumsuz etkilerinden kaçınabilmek için, bir yanda yargı bağımsızlığı ve kendi kendini yönetim ile öte yanda yargı organının zorunlu hesap verirliği arasında denge kurulmalıdır.” görüşüyle yargı bağımsızlığı adı altında can alıcı bir noktaya parmak basılmıştır. Nitekim yargı bağımsızlığı için önemli olan kurulları bağımsızlığı tehdit edici unsurların çoğunluğu oluşturabileceği biçimde oluşturmak yerine yargı bağımsızlığını sağlayacak yargı temsilcilerinin çoğunluğunu oluşturacak biçimde oluşturmak daha doğru olacaktır. Oluşumu tamamen yargıya bırakmak da birtakım sakıncalara sebebiyet vereceği için (hakimlerin hakimler tarafından seçilmesinin bir çeşit kast zihniyetine sebebiyet vermesi gibi) sakıncalıdır. 2010 Anayasa değişikliğiyle getirilen ve 2017 Anayasa değişikliğiyle aynı yaklaşıma devam edilen sisteme göre Cumhurbaşkanınca  4 üyenin hukukçu öğretim üyeleri ile avukatlar arasından atanması ve bir üyenin de Türkiye Adalet Akademisince seçilmesi kast sisteminin yumuşatılmasına etki edici bir değişikliktir. Bu sistem yumuşatıcı etki yapmış olsada madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak Kurul’un üyesi olan Adalet Bakanı ve Bakanlık müsteşarını da Cumhurbaşkanının atadığı düşünülürse, Cumhurbaşkanının toplam 6 üye seçtiği, TBMM’ye 7 üye kaldığı gözlemlenebilir. TBMM’ye de ağırlık olarak sistemin Cumhurbaşkanının hakim olması dikkate alınırsa HSK üzerinde yine yürütmenin ağır bir etkisi olduğu rahatlıkla görülebilir.

Özet

Genel olarak özetlenecek olursa hukukun üstünlüğü ilkesini baz alaraktan eşitliği sağlama, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma, devletinde hukuka bağlı olduğu bir sistem içerisinde bireylere hukuki güvenceler sunma  ilkeleri içeren hukuk devleti için bunları sağlayabilecek temel değerlerden biri yargı bağımsızlığıdır. Şüphesiz demokratik bir rejim için birey ve hak kelimeleri çok önemlidir ve bu kelimelerin ortak kesişim noktası olan adalet ilkesi yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve getirdiği adil yargılanma ile sağlanır. Bu bağımsızlık sadece hakimin yasama yürütme karşısında bağımsızlığı olarak değil, çevresel ve içsel bir baskı altında da kalmadan kanuna uygun olarak karar vermesidir. Bugün ülkemizde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda mevcut hukuki ve fiili durumlar incelendiğinde durumun pek iç açıcı olduğu söylenemez. Yargı işlevini tam olarak yerine getiremediğinden toplumsal olarak insanların adalet, eşitlik, adil yargılanma gibi kavramlara güveni sarsılmıştır. Yapılması gereken yargı organlarının kurumsal, hakimlerin ise bireysel olarak bağımsızlık ve tarafsızlığı sağlayıcı bir şekilde görevlerini yapmalarına olanak tanımak, bunu sağlayıcı tedbirler almak ve bunun getirisi olan yargıya ve adalete inanç kavramının toplumda tekrar nüksetmesini sağlamaktır. Hukuk devleti ilkesinin ve getirdiklerinin sadece anayasalarda geçmesiyle değil bunu fiili olarak doğru şekilde uygulamaya konulmasıyla olacağı ,bunun en önemli yapıtaşlarından olan denetim mekanizması yargının bağımsız olarak hareket etmesine imkan tanımanın getirdiği sonuçların toplum üzerinde yavaşça etki göstermesinin hukukun üstünlüğü inancının tam manasıyla oluşmasına yardım edeceği önemle dikkate alınacak bir husustur.

Kaynakça

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

95

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.