Kürtaj, istenmeyen bir gebeliğin çeşitli yöntemler ile sona erdirilmesidir. Gebeliği sonlandırma kararı, birçok toplumda kadının kendi bedeni üzerinde sahip olduğu bir hakkın ötesinde; felsefi, ahlaki, hukuki ve dini tartışmaların odağındadır. Kadının kürtaj hakkı ile ceninin yaşam hakkının çatışması, bu tartışmaların temel noktasını oluşturur.
–
Tarihsel Gelişim
Tarihsel bağlamda kürtaj hakkının gelişimi açısından birçok farklı etken söz konusu olmuştur. Dinler ve resmi ideolojiler kürtajı “cinayet” olarak nitelendirirken, kürtaj; kadın örgütleri tarafından kadın özgürlüğünün en önemli dinamiği olarak öne sürülmüştür. Sanayi Devrimi’ne kadar kürtaj hakkı üzerinde din ve politika etkisi hakimiyetini sürdürmüştür. Kürtaj, toplumsal bir sorun olarak görülmüş, sınırları din ve devlet tarafından çizilmiştir. Sanayi Devrimi sonrasında ise üretim ve cinsel özgürlük talepleri gidişatı önemli ölçüde değiştirmiştir. Kadın iş gücüne duyulan ihtiyaç doğrultusunda kadın hak ve özgürlükleri gelişme göstermeye başlamış, kürtaj konusunda da olumlu yaklaşımlar yüksek sesle söylenmeye başlanmıştır.
Resmi ideolojiler ve dinler belli dönemlerde kürtajı “yasak” ve “günah” olarak değerlendirirken, toplumsal durum ve şartlara göre kürtajın bir “hak” olarak kabul edildiği de olmuştur. Örneğin, kürtaj genel olarak semavi dinler tarafından “çocuk katli” olarak kabul edilir. Fakat nüfus artışını kontrol altında tutmak amacıyla kilisenin zaman zaman kürtaja olumlu yaklaştığı tarihsel süreçte görülmüştür. Veyahut, bazı ülkelerde savaş dönemlerinde kadın iş gücüne duyulan ihtiyaç doğrultusunda kürtaj hak olarak tanınmışken, savaş sonrası dönemde kadının “anne olma” vasfı ön plana çıkmış ve kürtaja bakış açısı önemli ölçüde değişmiştir. Bu iki çelişkili yaklaşımın temelinde toplumsal çıkarlar yatmaktadır.
Doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesinden önceki dönemde sahipsiz hamile kadınlar ve çocukların sayısı artış göstermiştir. Bu dönemde çocukların doğar doğmaz öldürülmeleri suretiyle ekonomik ve ahlaki anlamda bir tedbir mekanizması geliştirilmiştir. Doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi, yasal anlamda cinsel özgürlüğün gelişmesini sağlamıştır. 18. yüzyılın sonlarında kadının iş hayatına katılmasıyla birlikte kürtaj, hak olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Kadın örgütleri tarafından kadının yalnızca “eş ve anne olma” vasıflarına sahip olmadığı, iş hayatına özgürce katılım gösterebileceği ve daha da ötesinde; anne olup olmama kararının kadına bırakılması gerektiği düşüncesi sık sık yinelenir olmuştur. Çocuk bakımının kadın için ekonomik yük oluşturduğu gerekçesi, kadınlar için cinsel ve ekonomik özgürlük elde etme noktasında sıkça dile getirilmiştir.
19. yüzyılın sonlarında kürtaj, Avrupa’da, diğer doğum kontrol yöntemlerinin yanında “ihtiyaç” olarak nitelendirilmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise kürtajın yasal statüsü elde edilmiştir. Bu sırada kadın örgütleri, “gönüllü anneliğin” yaygınlaştırılmasını talep etmiştir. Bunun sonucunda kadınların çocuk doğurma “sorumluluğundan” kurtulması hedeflenmiştir.
Kürtaj konusunda kadın lehine bir tutum sergileyen Avrupa, savaşlar neticesinde nüfuslarının giderek azalmasıyla birlikte kürtajı yasaklama yoluna gitmiştir. Savaş dönemleri sonrasında cinsel özgürlük ekseninde politikalar değişmiş, kürtaj konusu kısır döngü halini almıştır.
1970’li yıllarda feministlerin etkisiyle birçok ülkede kürtaj yasağı kalkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada her yıl yaklaşık kırk altı milyon gebelik, isteyerek sona erdirilmektedir.
–
Türk Hukukunda Kürtaj
Kürtaj yasağı neticesinde kadınların yasa dışı gebeliği sonlandırma yollarına başvurması ile kadın ölümleri artmıştır. Bu sebeple ilk olarak Batı ülkelerinde, daha sonra ise gelişmekte olan ülkelerde kürtaj, kanuni bir hak olarak kabul edilmiştir.
Türkiye’de; 1983 yılında Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un m. 5 hükmünce gebeliğin sonlandırılmasına, 10 haftaya kadar olan gebelikler ile sınırlı tutulmak üzere izin verilmiştir.
Ek olarak, Türk Ceza Kanunu da bu konu ile ilgili bir hükme yer vermektedir. Türk Ceza Kanunu m. 99/2:
“Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.”
TCK m. 99/2’nin istisnası, TCK m. 99/6’dır:
“Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir.”
Fakat ne yazık ki, kadının cinsel saldırıya uğradığının kim tarafından belirleneceği hususunda bir hüküm yoktur. Şayet kesinleşmiş mahkeme kararının gerekli olduğu savunulacak olursa, ülkemizdeki uzun yargılama süreleri TCK m. 99/6 hükmünü işlevsiz hale getirecektir çünkü bu nedene dayanarak açılmış bir davanın yirmi hafta içerisinde sonuçlanması ve kesinleşmesi mümkün değildir.
–
Tartışma Noktası: Kadının Bedeni Üzerindeki Karar Hakkı ile Ceninin Yaşam Hakkının Çatışması
Gebeliğin sonlandırılmasına izin verilmesini savunan görüşe göre; kadın, kendi bedeni üzerinde karar verme hakkına sahiptir. Bu sebeple gebeliğin sonlandırılmasını engelleyici nitelikteki herhangi bir düzenleme bu hakkın ihlalidir. Gebeliğin sonlandırılmasının yasaklanmasını savunan görüşe göre ise; gebeliğin sonlandırılması ceninin yaşam hakkını sona erdirmektedir, bu sebeple gebeliğin sonlandırılması kesinlikle yasaklanmalıdır.
–
Ceninin Hukuki Durumu
Türk Medeni Kanunu m. 28:
“Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.”
–
Ceninin Yaşam Hakkının Korunması
Yaşam hakkı, Anayasa’nın m. 17 hükmünce düzenlenmiştir. Yaşam hakkı, kişinin sahip olduğu en temel haktır. Gebeliğin sonlandırılması sonucu ceninin yaşam hakkının ihlal edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için hukuki açıdan yaşamın başlangıcı ile ilgili görüşlere bakmak gerekir.
*Bir görüşe göre, cenine yaşam hakkı, ana rahmine düştüğü andan itibaren tanınmalıdır. Bu görüş kabul edilecek olursa, gebelik ancak hukuka aykırılığı ortadan kaldıran hallerden biri altında sona erdirilirse ceninin yaşam hakkı ihlal edilmemiş olacaktır.
Diğer bir görüşe göre, cenin kişilik haklarını tamamen sağ doğduğu anda kazanır. Bu görüş kabul edildiği takdirde, ceninin yaşam hakkından söz edilemeyecektir.
Son görüşe göre ise, gebeliği sonlandırma hakkı kanuni düzenlemeler çerçevesinde belirlenmelidir. Belirli hallerde, kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkı ceninin yaşam hakkından üstün tutulmalı; bu haller dışında ise cenine yaşam hakkı tanınmalı ve bu yaşam hakkı korunmalıdır.
–
Kadının Kendi Bedeni Üzerinde Karar Verme Hakkı
Gebeliğin sonlandırılması, kadının kendi bedeni üzerinde karar verme ve geleceğini belirleme hakkının bir uzantısı olması dolayısıyla kişilik hakları içerisinde değerlendirilir. Cenin henüz hukuki anlamda kişilik kazanmamış olsa da yaşam hakkına sahip bir varlık olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla sorunun çözümü için, kadının kendi bedeni üzerindeki karar verme hakkının mı, yoksa ceninin yaşam hakkının mı üstün tutulacağı belirlenmelidir.
Bir görüşe göre, gebeliğin isteyerek sonlandırılması halinde ceninin yaşam hakkı yok sayılmaktadır.
Diğer bir görüşe göre ise, ceninin yaşam hakkı vardır fakat ceninin yaşam hakkının olması, kadının kendi bedeni üzerinde karar verme hakkını sınırlamamalıdır çünkü hiç kimse başka birini yaşatmak uğruna kendi haklarından fedakarlık yapma zorunluluğu altında değildir.
–
Sorunun Çözümü
Şahsi kanaatimce, yukarıda belirtilen görüşler bağlamında, hukuken korunan iki hukuk süjesinden birini daha az korunmaya layık gören her iki görüşü de savunmak yanlış olacaktır. Kadının vücudu üzerinde tasarruf hakkının sınırsız olmadığını kabul etmekle birlikte, kadının vücudu üzerindeki haklarını da hiçe saymamak gerekir. Dolayısıyla, kanuni çerçevede belirli kısıtlamalar ile kadına gebeliği kendi isteği ile sonlandırma hakkının verilmesi gerekmektedir. Hukukumuz açısından değerlendirilecek olursa, kanunlarımızda var olan eksikliklerin giderilmesi ile daha sağlıklı sonuçların elde edileceği muhakkaktır.
–
Kaynakça
- Çoban, Funda. “Bir İnsan Hakkı Olarak Güvenli Kürtaja Erişim”, Artvin Çoruh Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi 2 (Kış 2015).
- Uyumaz, Alper – Avcı, Yasemin. “Türk Hukukunda Gebeliğin Sonlandırılması”. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 7/1 (2016).
- Yıldırım, Sait. “Hak, Cinayet ve Politika Üçgeninde Kürtaj Hakkı”. Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi 19/42 (2018).
0 Yorum