İİK m.150/ı Tarafından Kredi Kurumlarına Tanınan Hakların Anayasal İlkeleri İhlali

İcra hukuku kanun tarafından herkese eşit mesafede olup, tarafların usul işlemleri böyle gerçekleştirilecektir. Peki eşitlik kanun tarafından ihlal edilebilir mi ?15 min


105

1)KREDİ KURUMLARI

Kredi kurumları denince herkesin aklına ilk gelen bankalar olsa da Türkiye’de mevcut kredi kurumları bankalar ile sınırlı değildir. Türkiye’de bankalar dışında ki kredi kurumlarına, faktoring şirketleri ve özel finans kuruluşları, Esnaf Kefalet Kooperatifleri, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB)örnek olarak verilebilir. Her ne kadar bahsedilen kuruluşlar bankalar dışında kredi veren kurumlara örnek olarak kabul edilebilse de doğal olarak vatandaşın kredi için başvurduğu öncelikli kurum bankalardır. Hal böyle olunca vatandaşın kredi borcu olan kurumlar arasında da bankalar birinci sırada gelmektedir. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre Türkiye’de vatandaşların bankalara olan kredi borcu 3 Temmuz 2020 tarihinde yaklaşık 706 milyar TL olup bu kredilerin 343 milyar TL’si ihtiyaç, 239 milyar TL’si konut ve 8,6 milyar TL’si de taşıt kredilerinden oluşuyor.Bireysel kredi kartlarındaki toplam borç miktarı ise 115 milyar TL’yi bulmaktadır.

Bankalara olan borç miktarı her yıl artma gösterirken özellikle pandemi sonrası Ekonomist Mustafa Sönmez hükümetin bu sert daralmayı aşmak için kredi musluklarını sonuna kadar açmaya karar verdiğini ve özellikle kamu bankaları üzerinden tüketici kredilerini hızla vermeye başladığını belirtmiştir. Hükümetin belirlemiş olduğu bu politikaya örnek olarak, hükümet tarafından bankalara gönderilen talimatla asgari ödeme tutarını bir yıl içinde üç kez ödemeyen vatandaşların kredi kartlarının 2020 sonuna kadar kapatılmamasını istemesi gösterilebilir. 

Anlaşılacağı üzere bankalar; vatandaşa kredi verirken veya bireylere kredi kartı tahsil ederken gerek ülkenin ekonomik durumu gerek bireylerin borç karşısındaki tutumu gerek hükümetin belirlemiş olduğu ekonomik plan sebebi ile bile bile ladese girerek yani verilen kredinin geri ödenmeyeceği veya ödenemeyeceği göz önünde tutularak kredi verme yolunu tercih etmektedirler. Bankaların bu tercihi de yukarıda gösterilen borç tutarının sebeplerinden birisi olarak kabul edilmelidir. Bankalar Birliği tarafından belirlenmiş borç miktarından anlaşılacağı üzere bugün ülkemizde ki borç ilişkilerinin büyük kısmını bankalara olan borçlar oluşturmaktadır. Bu sebeple bankalar hakkında hukukumuzda yer alan düzenlemeler önem arz etmektedir. 

Hukukumuzda bankalara ait düzenlemeler çok kapsamlı ve çeşitlidir. Bankalar, bağlayıcı kuralları genel olarak banka hukuku veya bankacılık mevzuatı olarak incelenebilir. Bu çerçevede 5411 sayılı Bankacılık Kanunu iki ana gruba ayrılabilir. İlk olarak bankaların kuruluşu, örgütlenmesi, faaliyete geçmesi, faaliyet konuları, bankaların denetlenmesi ve faaliyetlerine son verilmesini düzenleyen kurallar girmektedir. İkinci grup kurallar ise bankaların üçüncü kişilerle kurduğu borç ve sözleşme ilişkilerini düzenleyen esaslardır. Fakat aslında Bankaların üçüncü kişilerle ilişkileri Bankacılık Kanunu dışında daha çok genel kanunlar çerçevesinde ele alınmaktadır. 

Bahsedilen kanunların başında, Medeni Kanun, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanunu yer almaktadır. Bu kanunlar normlar hiyerarşisine göre aslında Bankacılık Kanunu hükümlerinden sonra gelse de Bankacılık Kanunu madde 2 ye göre “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler tatbik olunur.” ibaresi ile bahsedilen kanunların ne zaman uygulanacağına atıf yapılmaktadır. 

Bahsedilen kanunlar ile kredi kurumları hakkında ki düzenlemelerin Türk hukukunda geniş bir alan kapsamakta olması hukukumuzun kazuistik yapısı sebebi ile teoride ve pratikte belirli problemleri doğurmaktadır. Bugün, bir başlık altında toplanabilecek kurumlara karşı ülkenin vatandaşlarının toplam borç miktarı, herhangi devletin dış borç stokunun yaklaşık dörtte biri ile aynı miktar ise (Haziran 2020 tarihi itibariyle Türkiye Dış Borç Stoku 423,7 Milyar Dolar) üstelik bahsedilen devlet, Dünya Bankası raporlarına göre düşük ve orta gelirli 120 ülke arasında en çok dış borcu olan 6. ülkeyse, elbette kanun koyucu tarafından bu kurumlar lehine belirli düzenlemeler yapılmalıdır. Fakat bu kurumlar lehine yapılacak düzenlemelerin, hukuksuzluğa ve Anayasa ile korunmuş temel hakların ihlaline sebebiyet vermeden, vatandaşa göre zaten daha güçlü olan bankalara karşı bireyi güçsüzleştirmeden, bankaların alacaklarını tahsil etmeleri için uygun bir platform hazırlanmasına yönelik olması gerekmektedir. Maalesef bugün yürürlükte olan kredi kurumları lehine düzenlemeler yukarıda bahsedilen hususlara uygun olarak hazırlanmamış olup bir çok, hukuka ve hakka aykırı sorun doğurmaktadır. Bu sorunların Türk hukukunu nasıl zedelediğini ve anayasal ilkeleri adeta hiçe sayarak bir kez daha vatandaşın adalet sistemine olan güvenini nasıl kırdığını yazımın devamında incelemeye çalışacağım. Bahsettiklerimin daha iyi anlaşılması için öncelikle kredi kurumları lehine düzenlemeler ile ihlal edilen anayasal ilkelerden bahsetmem gerekmektedir.

2)ANAYASAL İLKELER

Hukukun temel ilkelerinden olan adil yargılanma/tarafların eşitliği ilkesi, anayasal güvence ile korunan, (AY m.36) (1) adaletin adil ifası için temel unsurların arasında yer alan,tarafların usul ve esas işlemlerini gerçekleştirmesi bakımından kanun nezdinde eşit olma durumlarını ifade eden mevcut bir haktır. Gel gelelim adaletin ifa edildiği mahkemelerde, bahsedilen ilkenin dolaylı olarak veya doğrudan ihlal edildiği zamanlar olsa da kanunlarımız tarafından bariz bir şekilde ihlal eden hükümlere, taraflar arasında daha güçsüz olanın korunduğu durumlar dışında (örnk. 4857 sayılı İş Kanunu(İşçi Lehine Yorum İlkesi))(2) çok sık rastlanmamaktadır.  Tarafların eşitliği ilkesinin gayri safi değerini idrak edebilmek için adalet kelimesinin anlamına bakmak yeterlidir. Unutulmamalıdır ki adalet sadece hukuka uygunluğun sağlanması ile değil hakka ve hukuka uygunluğun sağlanması ile elde edilir. Taraflar arasında eşitlik ilkesinin kanun koyucu tarafından sağlanmasının ihtiyari zorunluluğu hakka uygunluğun sağlanması için gerçekleştirilmelidir. Kanun koyucu tarafından kurum ve kişilere tanınacak hukuki haklar belirlenirken, kurum ve kişilere ait sıfatlar tabi bulundukları sistem içerisinde değerlendirilerek, herkes için eşit bir ortamda, kanunen tanınan haklarını ifa edebilecekleri bir sistem hazırlamanın temel yapı taşlarından birisidir taraflar arasında eşitlik ilkesi.

Silahların eşitliği ilkesi ise kısaca tarafların, taraf oldukları uyuşmazlık süresince eşit haklar ile iddia ve savunma yapmalarını güvence altına alan ilkedir. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı tarafından 2012/775 numaralı 06.05.2015 tarihli kararına göre,  silahların eşitliği ilkesi, tarafların usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir. Gene aynı karara göre taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa bile silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılır. Silahların eşitliği ilkesi anlaşılacağı üzere hukuk devleti için temel şartlardan bir tanesidir. İcra organları ve icra hukuku tarafından hukuk devleti ilkesinin kabul edildiği göz önünde tutularak, silahların eşitliği ilkesinin de icra organları ve icra hukuku için geçerli bir ilke olduğu kabul edilmelidir.

3)İCRA İFLAS KANUNU İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİNE İLİŞKİN DÜZENLEMELER 

Hukukun temel yapı taşlarından olan bu ilkelerin icra hukuku içinde geçerli olduğundan bahsedildi. Yani icra hukuku da şekli anlamda kanun tarafından herkese eşit mesafede olup, taraflar tarafından usul işlemleri de böyle gerçekleştirilecektir. Peki eşitliğe yani hakka ve ayrıca hukuka aykırı kanun hükümleri getirilebilir mi? Sorunun cevabını hem İcra ve İflas Kanunu tarafından Rehinin Paraya Çevrilmesi Yolu ile İlamlı Takip için düzenlenen “Alacak veya İpotek Hakkı veya Her İkisinin Bir İlam veya İlam Niteliğinde Belgede Tespit Edilmiş Olması ile İlamlı Takip” (İİK m.150/h)(3) ,İpotek Akit Tablosunun Kayıtsız Şartsız Bir Para Borcu İkrarını İhtiva Etmesi Halinde İlamlı İcra Takibi (İİK m. 149-149/a)(4) ve Kredi Kurumları ile İlgili Özel Düzenleme (İİK m. 150/ı)(5) maddelerini karşılaştırarak hem de m.150/ı tarafından borçlu tarafa tanınan hakları inceleyerek cevaplamaya çalışacağım. Takdir okuyucunun.

İİK m.150/h, m.149-149/a, m.150/ı maddelerinde düzenlenen takip yollarında ortaya çıkan farklılıklar sadece bahsedilen takip yolları için bir çarpıklık temsil etmemekte olup adeta icra hukukunun çarpık gelişmiş sistematiğinin özet bir resmini yansıtmaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki üç takip yolu da rehinin paraya çevrilmesi için başvurulacak olup İİK’nın İpoteğin Paraya Çevrilmesi başlığı altında düzenlenmektedirler. Üç takip yolu için paralel düzenlemeler elbette mevcuttur. Örneğin üç takip yolu içinde kanun koyucu satış isteme süresini taşınır rehini için altı ay, taşınmaz rehini için bir yıl olarak belirlemiş, belirlenen süreler içinde satış istenmemesi halinde ise takibin düşeceğini m.150/e(6) fıkrasında belirtmiştir.

4)TAKİP DAYANAĞI BELGELER HAKKINDA DÜZENLEMELER

Bahsedilen üç takip yolu ile aynı şey amaçlanmış olsa da temel farklılık icra takibi başlatılması için zorunluluk arz eden, borcun ispatı ve icra takibinin başlatılabilmesi için icra dairelerine sunulacak evraklar hakkında ki düzenlemelerde göze çarpmaktadır. İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip, kredi kurumları dışındaki alacaklılar için madde 149-149/a ve 150/h maddelerinde düzenlenmiştir.

Bunlardan ilki İİK 150/h maddesinde belirtilen “Alacağın veya rehin hakkının yahut her ikisinin bir ilamda veya ilam mahiyetini haiz belgelerde tespit edilmiş olması”halinde ipotek alacaklısının ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip yapabilme hakkıdır. Böylece ipotek alacaklısı İİK m.38’de(7) belirtilmiş olan İlam mahiyetini haiz belgeler ile takip yoluna başvurabilecektir.

İkinci takip yolu ise özel bir ilamlı icra yolu olan İİK m.149-149/a maddelerinde düzenlenmiş “İpotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmesi halinde” ipotek alacaklısının ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip yoluna başvurabilme hakkıdır. Görüldüğü üzere iki takip yolu içinde kanun koyucu icra takibine başlanabilmesi için borcun, içerikleri benzer olan ve resmi bir memur önünde düzenlenmiş belgeler ile ispat edilmesini istemiştir. 

Sadece Kredi Kurumları için düzenlenmiş olan üçüncü takip yolu İİK 150/ı maddesinde düzenlenmiş takip yoludur. Bahsedilen kanun maddesi belki kanun koyucunun mahcubiyetinden kaynaklı olarak belki maddenin içeriğinin hukuksuzluğunun üstünü örtmek amacıyla bir hayli karışık olarak düzenlenmiştir. Madde 150/ı iki parçalı bir düzenlemeye sahiptir.

İlk kısım takip öncesi kredi kurumu tarafından şekil ve süre içerisinde düzenlenecek ihtarı borçlu tarafa göndermesine ve borçlu tarafın gönderilen ihtara itirazına ilişkindir. Kredi kurumları; ibraz edecekleri ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcunu ikrar etmese bile borçluya ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayri nakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla borçlunun kredi sözleşmesinde yazılı adresine veya ipotek akit tablosunda belirtilen adrese tebliğ edilmesiyle veya gene kredi kurumları lehine olan İİK 68/b(8) maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne sunarsa, icra müdürü borçluya 149. madde uyarınca ödeme emri gönderecektir. 

Kredi kurumları için düzenlemeye ilişkin kanun maddesinin sadece ilk kısmı bile tarafların eşitliği ilkesinin ihlali için yeterlidir. Kanun koyucu tarafından kredi kurumları dışında ki gerçek ve tüzel kişilere sadece ilam veya ilam niteliğinde belge ile veya ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız para borcunu ikrar etmesi halinde takip hakkı tanınmışken, kredi kurumlarına kendilerinin düzenlediği ve resmiyeti olmayan belgeler ile takip hakkı tanınmıştır. Ayrıca kredi kurumlarının düzenlediği belgelerin adeta ilam niteliğinde kabul edilmesi kanunun esas aldığı ilam niteliğinde belgelere de tamamen aykırılık teşkil etmektedir. Böylelikle kredi kurumlarının kendi düzenledikleri belgelerin, bir mahkeme kararı ile eş tutulması, borçlu tarafın borçsuz olduğunu veya takip başlatılan borç miktarının hatalı olduğunu ispatı için hakları sınırlandırılmıştır. Emsal Anayasa Mahkemesi  kararlarında daha önce belirtilmiş olan “taraflar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığı gerekli kılınmalıdır”(9) şeklindeki ifadenin kaynağı olan AY.m 36 açıkça ihlal edilmektedir. 

Ayrıca diğer ipotek alacaklıları sadece ilam veya ilam niteliğinde belge ile icra takibi başlatabilecekken kredi kurumlarının kendi düzenledikleri belgeler ile takip başlatabilmesi, kredi kurumlarına diğer alacaklılara göre hem daha az masraflı bir yolla hem de çok daha hızlı bir şekilde takip başlatabilme hakkı tanımıştır. Örneğin borçlu taraf hem kredi kurumuna hem diğer alacaklıya karşı ipotek hakkı ile borçlandığında, kredi kurumu diğer alacaklılardan önce icra takibi başlatabilecek ve gerek satış sırasında gerek maaş haczi sırasında diğer alacaklılardan önce tahsilat yapabilecektir. Bu sebeple alacaklı taraflar arasında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini düşünmekteyim. 

5) ALEYHİNE BAŞLATILAN İCRA TAKİBİNE KARŞI BORÇLUNUN HAKLARI

İİK 150/ı maddesinin kalan düzenlemesi borçlu tarafın hakkında başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe karşı ileri sürebileceği haklarına ilişkindir. Kanun maddesine göre, borçlu hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara veya gayri nakdi kredi nedeniyle tazmin talebine 8 gün içinde ve usulüne uygun olarak itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle icra mahkemesine şikayette bulunabilir. Bu düzenleme ile normalde borçlunun icra takibine itiraz yolu icranın geri bırakılması iken borçluya şikayet yoluna başvurma hakkı tanınarak, borçluya hakkında başlatılan icra takibine karşı koyabilmesi için sınırlı bir hak tanınmıştır. İİK m.150/ı’ya göre şikayet yoluna başvuran borçluya karşı kredi kurumlarının alacağını 68/b’ye göre ispat etmesi durumunda borçlunun şikayetinin reddedileceği belirtilmiştir. İcra mahkemesi tarafından yapılan inceleme sırasında, borçlu, borcun sona erdiğine veya ertelendiğine ilişkin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunamazsa da takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği de düzenlenmiştir.

Böylece öncelikle tarafları borçlu ve kredi kurumu olarak kabul ettiğimiz zaman görüyoruz ki kredi kurumlarına icra takibi başlatılabilmesi için normalde yürürlükte olan haklardan fazlası tanınmış ve ispat için kurumların kendilerinin düzenlediği belgelerin kullanılabilmesi kabul edilmiş üstelik borçluya da takibe itiraz edebilmesi için takibe itiraza kıyasen daha dar ve sınırlı bir yol olan şikayet hakkı tanınmıştır. Üstelik kredi kurumları için yapılan düzenleme ile şikayet, ilamlı icrada icranın geri bırakılması yoluna binaen eklenmiş ise de aslında şikayet alacaklı tarafın işlemlerine itiraz için değil icra organlarının işlemlerine karşı başvurulabilecek bir hukuki yoldur. 

Her ne kadar  borçlunun hakları bunlardan ibaret olmayıp örneğin ipoteğin iptali için menfi tespit davası açabilme gibi hakları olsa da borçlunun elindeki hakların kanun tarafından bir hayli sınırlandığını ve borçlunun hakları sınırlandıkça kredi kurumlarının haklarının arttığını görüyoruz. 

Ayrıca kanun koyucu bir nevi kendisi ile çelişmektedir. Şöyle ki; borçlu tarafından şikayet yoluna başvurulduktan sonra, 68/b maddesinde belirtilen, kredi kurumlarının düzenlediği belgelere karşı, borçlu resmi ya da kendi imzası ikrar edilmiş bir belge sunmaması halinde takibin durmayacağı belirtilmiştir. Çelişkinin sebebi kanun koyucunun icra takibi başlatılabilmesi alacaklı tarafından düzenlenen belgelerin resmi olmasını talep etmezken, takibin durdurulabilmesi için borçlu tarafından resmi bir belge sunulmasını zorunlu görmesidir. Sadece bu düzenlemenin bile taraflar arasında eşitliği ihlal ettiği açıktır.

Tarafları alacaklılar nezdinde değerlendirdiğimizde de kredi kurumlarına kıyasla, diğer alacaklılara icra takibi başlatılabilmesi için verilen hakların ne kadar sınırlı olduğundan yukarıda bahsetmiştik. Maalesef bahsedilen takip yolları için farklar bununla sınırlı kalmamaktadır. Borçlu tarafın icra takibine karşı başvuracağı yollar 150/ı ile kredi kurumları için sınırlandırılmış olsa da diğer alacaklılar ve takip yolları için böyle bir durum söz konusu değildir. Özel bir takip yolu olan 149. Maddeye göre icra emrine, borçlu icranın geri bırakılması yolu ile itiraz edebilecektir.

İİK 150/h ile de ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takipte de borçlunun karşı koyabilmesi için ilamlı icraya ilişkin genel hükümlere atıf yapılmıştır. Böylelikle alacaklı taraf kredi kurumları olduğu zaman hem kendi düzenledikleri belgeler ile icra takibi başlatılabilecek ve borçlu bu icra takibine karşı diğer ilamlı icra takiplerinde sahip olduğu haklardan daha sınırlı bir şekilde karşı koyabilecektir. Fakat alacaklının kredi kurumu olmadığı durumlarda, alacaklı ya ilam ile veya ilama haiz belge ile veya ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmesi halinde icra takibi başlatabilecek ve borçlu, hakkında başlatılan icra takibine karşı madde 150/ı’ya nazaran daha fazla hak ile icra takibine karşı çıkabilecektir. Kanun koyucunun ipoteğin paraya çevrilmesi ile takip yolunda kredi kurumlarının kendi düzenledikleri belgeleri neden yukarıda bahsedilen diğer belgelere göre hiyerarşide daha üst sıraya koyduğunu anlamak zor olsa da bu düzenlemelerin hem şikayet kurumunu zedelediğini hem alacaklı taraflar arasında ki menfaat dengesini zedelediğini anlamak zor değildir.

6) SONUÇ

Peki bu ve benzeri düzenlemeler icra hukuku sistemine ne kadar zarar veriyor? Elbette bu sorunun somut bir cevabını bulamayız. Bahsedilen haksızlıklar ve daha nice hukuka ve hakka uygun olmayan, kişilerin ve kurumların haklarını ihlal eden düzenlemelerin, icra hukukunun pratikteki işlevselliğine zararını buzdağı olarak kabul edersek, buzdağının görünen kısmını gözlemle şansını bulabiliriz. Katı ve uygulanamaz kurallar ile örülmüş, içtihatlar ile yama yapılmış icra sisteminin yansıması olan, mimari yapısının bile kaotik olduğu, dosyaların toz tuttuğu icra dairelerine adımınızı ilk kez içeri attığınızda icra dairelerinin, eğitiminin temelleri oturmamış, kendisini keşfetmek yerine büyükleri ve çevresi tarafından yönlendirilmeyi seçerek yaşayan agresif yapılı genç bir kişi gibi olduklarını hissedebilirsiniz. Pratikte uygulanabilirliği olmayan, çarpık şekilde gelişmiş bir sistemin yansıması olan bu dairelerin görevlileri ve görevleri gereği bu dairelerde işlem yapmaya çalışan katiplerin, stajyerlerin ve avukatların oynadığı rollerde, sistemin bozukluğu ile paralel gitmektedir. Bu sebeple icra dairelerine gittiğinizde, sorumluluk hissinin onları gaddarlaştırmasıyla, sabırsızlıklarını kolayca sinire dökebilen ve çoğu kişinin aksine sinirini dişlerini gıcırdatmak yerine dişini göstererek karşındakine lanse edebilen kişilerin, pratikte doğru çalışması ütopik olan bir sistemin, çalışmaya devam ettiğinin düşünülmesi için görevlendirilmiş ve bu görevler verilirken görevini yerine getirebilmesi için zorunlu olan eğitim doğru temeller ile verilmediği için, haklı olarak sorumluluk almaktan çekinen görevliler ile çatışmasını veya işbirliği sağlamaya çalışmasını ön cepheden izleme  şansı bulursunuz.

Peki bütün bu karmaşanın vebali kimin boynuna altın kolye gibi takılmalı ? Belki tek sorumlu olmasa bile hayli büyük bir pay kanun koyucuda aranmalıdır. Yukarıda izah edildiği gibi kanun koyucu tarafından anayasa ile korunan bir hakkın ihlal edildiğini ve belki daha bir çok hakkın hukuken ihlal edilmese bile sınırında durduğunu bir Hukuk Fakültesi öğrencisi bile kolayca fark edip yorumlayabiliyorsa, bugün ülkemizin icra hukukunda uzman kişileri icra kanunlarının ve düzenlemelerinin daha sık alacaklı tarafı tatminden yana olduğunu ileri sürdüklerinde yanıldıklarını söylemek zorlaşıyor. İcra hukuku uzmanlarından olan Doç.Dr. Muhammet Özekes’in İcra ve İflas Kanunu’nda Yer Alan Kredi Kurumları İle İlgili İcra Hükümlerinin Eleştirisi isimli yazısında da yazımda bahsettiğim düzenlemeler hakkında “Anayasa’da temelini bulan eşitlik ilkesine, adil yargılanma hakkına; bunların tam bir yansıması olan silahların eşitliğine tamamen aykırı olduğu kanaatindeyiz. Ciddi ve dayanakları sağlam oluşturulmuş bir başvuru halinde Anayasa Mahkemesi’nin bu ilkelere aykırı hükümleri iptal etmesi kuvvetle muhtemeldir” açıklamasında bulunmuştur. 

Umuyoruz ki adaletin hakkı ve hukuku en kısa zamanda tekrardan bir araya gelir. 

___________________________________________________________________

1) 2709 Numaralı Anayasa Madde 36“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

2)YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2003/16778, Karar Numarası: 2003/16858, Karar Tarihi: 13.10.2003“..Mahkemece yapılan değerlendirme ve varılan sonuç işçi lehine yorum ilkesi kuralına göre hatalıdır.”

3)2004 Numaralı İcra İflas Kanunu Madde 150/h: Alacağın veya rehin hakkının yahut her ikisinin bir ilamda veya ilam mahiyetini haiz belgelerde tespit edilmiş olması halinde, ilamların icrasına dair hükümler kıyasen uygulanır.

4) 2004 Numaralı İcra İflas Kanunu Madde 149: İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir.

5) 2004 Numaralı İcra İflas Kanunu Madde 150/ı:Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdî veya gayri nakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi, krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafa ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse icra müdürü 149 uncu madde uyarınca işlem yapar. Şu kadar ki, krediyi kullanan tarafın hesap özetine ve borcun ödenmesine ilişkin ihtara ya da gayri nakdi kredi nedeniyle tazmin talebine, kendisine tebliğ edildiği veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde noter aracılığıyla itiraz etmiş olduğunu ispat etmek suretiyle icra mahkemesine şikâyette bulunmak hakkı saklıdır. Bu takdirde krediyi kullandıran taraf alacağını 68/b maddesi çerçevesinde diğer belgelerle ispatlayabiliyorsa, krediyi kullanan tarafın şikâyeti reddedilir. İcra mahkemesinde yapılan inceleme sırasında, borçlu, borcun sona erdiğine veya ertelendiğine ilişkin resmî veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunmadıkça takibin durdurulmasına karar verilemez. Hesap özetinin, tazmin talebinin veya ihtarın ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişiye tebliğ edilmesi veya tebliğ edilmiş sayılması Türk Medenî Kanununun 887. maddesinde öngörülen ödeme istemi yerine geçer.

6) 2004 Numaralı İcra İflas Kanunu Madde 150/e

7) 2004 Numaralı İcra İflas Kanunu Madde 38

8) 2004 Numaralı İcra İflas Kanunu Madde 68/b:Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen kredilerde krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafın kredi sözleşmesinde belirttiği adresine, borçlu cari hesap sözleşmesinde belirtilen dönemleri veya kısa, orta, uzun vadeli kredi sözleşmelerinde yazılı faiz tahakkuk dönemlerini takip eden on beş gün içinde bir hesap özetini noter aracılığı ile göndermek zorundadır. (Değişik son cümle: 17/7/2003-4949/18 md.) 

9)Anayasa Mahkemesi Kararı 02.12.2004, 2001/216, 2004/120- RG, 21.10.2005, S.25973

KAYNAKÇA

  1. Doç. Dr. Muhammet ÖZEKES- Kredi Kurumları İle İlgili İcra Hükümlerinin Eleştirisi
  2. Prof.Dr. Ramazan ARSLAN, Prof.Dr. Ejder YILMAZ, Prof. Dr. Sema TAŞPINAR AYVAZ – İcra İflas Hukuku
  3. https://www.dw.com/tr
  4. https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/dunya-bankasi-acikladi-dis-borcta-turkiye-120-ulke-arasinda-6-sirada-6080483/
  5. https://www.hesapkurdu.com/ihtiyac-kredisi/rehber/kredi-veren-kurumlar
  6. https://www.tbb.org.tr/tr/bankacilik/banka-ve-sektor-bilgileri/istatistiki-raporlar
  7. 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu
  8. 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

105

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.