Afro-Amerikalı George Floyd’un polis tarafından yaşamını yitirmesi olayı üzerine, ABD’de ülke çapında “Black Lives Matter” (Siyahların Hayatı Değerlidir) sloganıyla protestolar düzenlenmekte. Öyle ki protesto dünya çapında süregelen Covid salgınına rağmen varlığını ülke sınırlarının ötesine taşıyarak devam ettirmekte. Protestolarda ABD’de yerel yönetimlere bağlı polis teşkilatlarının kanun gücünü uygularken siyahların şüpheli olduğu suç olaylarında orantısız şiddete başvurması ve bunun yarattığı ölümcül sonuçlar eleştirilmekte. Bu olayların birçok irdelemesi yapılmakla beraber bu yazımızda elimizden geldiğince hukuki boyutunu analiz edeceğiz. Öncelikle hareketin yeniden patlak vermesine neden olan son olaya kısaca bir göz atalım.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde George Floyd adlı siyahi adamın gözaltı işlemi sırasında polis tarafından boğularak öldürülmesi, siyahilere yönelik orantısız polis şiddeti ve buna bağlı ırkçılık tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Bunun bilimsel ve istatiksel yorumunu yapmak amacıyla araştırmamızı yaptığımızda ise karşımıza aşağıda yazacağım sonuçlar ortaya çıkıyor.
2017’den 2019’a kadar ABD’deki bütün etnik grupları ele aldığımızda polis şiddetinden ölenlerde yüzde 1,7’lik bir artış var.
Fakat ölen kurbanların ait oldukları etnik gruplara baktığımızda 2017-2019 arasında sadece Siyahi Amerikalılarda ölümlerin arttığı dikkat çekiyor.
Bu sürede Afrika kökenli vatandaşların ölümlerinde yüzde 5,3’lük bir artış yaşanırken Beyaz Amerikalılar’da yüzde 19’luk, Hispaniklerde ise yüzde 11’lik bir düşüş oldu.
Irkçılığın bulunduğumuz yüzyılda hala varlığını sürdürüyor olmasını sosyolojik, psikolojik ve hatta siyasi olarak incelememiz mümkün.
Fakat ırkçılığın hukuki boyutu üzerinde durmamız daha doğru olacaktır.
Öncelikle ırkçılığın tanımını yapmakla başlayalım. Irkçılar, doğuştan gelen ve kalıtımla geçmiş özelliklerin biyolojik olarak insan davranışını belirlediğine inanan kişilerdir. Irkçılık doktrini, insanın taşıdığı kanın ulusal-etnik kimliğinin belirleyicisi olduğunu savunur. Irkçı bir çerçevede insanın değeri bireyliğiyle değil, sözde “ırka özel toplu ulus”un üyeliğiyle tanımlanır.

Wired dergisinin konu hakkında New York ve Amsterdam Üniversiteleri’nde doçentlik yapan nörobilim uzmanı David Amodio ile söyleşisi şaşırtıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Profesör Amodio, ırkçı davranışları ortaya çıkaran duyguların sosyal durum ve gruplar arasındaki ilişkilere bağlı geliştiğini belirtiyor. Buna göre ırkçı tepkiler; korku veya tehdit, kin, hor görme ve iğrenme gibi duygularının farklı kombinasyonlarıyla ortaya çıkabiliyor. Zararsız bir etnik azınlığın üyelerine karşı duyulan korkunun temelinde ırkçı stereotiplerin ve önyargıların olduğunu belirten nörobilim profesörüne göre önyargılar; ekonomik tehditler, göreceli olarak yoksunluk hissi, steriotipler vasıtasıyla diğer grubun potansiyeli ya da düşmanlığı düşünceleri ile tahrik ediliyor.
Şimdi olayın hukuki boyutunu ele almaya çalışalım. Genel olarak kolluk kuvvetlerinin, karşıdaki insanı ırkına göre değerlendirmesine yabancı hukuk terimiyle racial profiling (bireysel değerlendirmeden ziyade etnik değerlendirme) deniyor.
Amerikan yurttaş hakları lideri Martin Luther King 1960’lı yıllarda siyahların oy hakkı, ayrımcılığın sona ermesi, çalışan hakları ve diğer temel haklar için öncü rol oynadı. Bütün bu haklar 1964’te çıkan Yurttaş Hakları Kanunu ve 1965 yılında çıkan Oy Hakkı Kanunu ile Amerikan hukukunun birer parçası oldu. 1965 yılında Oy Kullanma Yasası’nın hayata geçmesi, siyahilerin sözde var olan oy kullanma hakkını engellemek için bin dereden su getiren uygulamaları da sonlandırıyordu. M. L. King’in The Shame and The Promise adlı eserinde Güney eyaleti Selma’da siyahilerin çoğunlukta olduğu yerlerde artık klasik hale gelen oy kullanılmasını engelleme girişimlerinin nasıl yapıldığı yazıyordu. King, okuma-yazma testleri, vergi alma gibi uygulamaların üstüne oy kullanmaya giden siyahilerin hakaret, saldırı ve benzeri türlü yollarla yıldırılmaya çalışıldığını anlatılıyordu.
(Dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanınan King, 4 Nisan 1968’de Memphis’te kaldığı otelin balkonunda uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Suikast, çok sayıda kentte isyanların çıkmasına neden oldu.)
1954 Medeni Haklar Yasası ABD’de siyah ırka mensup kişilere okullarda, kamusal alanlarda ve işe alımda yapılan negatif ayrımcılığın yasaklanması konusunda dönüm noktası olan bir yasadır. 2 Temmuz 1964’te dönemin ABD başkanı Lydon Jhonson tarafından imzalanarak yürürlüğe giren bu yasa ile, ırkçı ayrımcılık yasa dışı kılınmıştır.
Yasa teklifi 1963 yılında dönemin ABD başkanı John F. Kennedy tarafından hazırlanmış; ancak Kennedy uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirince yasanın kabul edildiğini görememiştir. Yasayı imzalayan başkan ise Lydon Jhonson olmuştur.
ABD’deki kolluk kuvvetlerinin kanunsuzluk ve haksız şiddet tezahüründe bir ilk olmadığını anlamamızla birlikte, tüm çabalara karşı kanunen yetersizlik sebebiyle kolluk gücü politikasının yeniden incelenmesinin gereği ortadadır.
Bulunduğumuz yüzyılda hala aynı suça mensup insanların farklı cezalarla muhatap olması adil olmamakla birlikte, insanlık dışıdır. Neredeyse her ülkede hukuk sisteminde yasalarla çizgi çekilmiş olsa da pasif bir yasa-dışılık mevcuttur. Yaptırımların tekrar incelenmesi ve ülke politikalarının ayırıcı değil bütünleştirici nitelikte olması oldukça mühimdir.
Demokratiklik, iç güvenlik hizmeti sunan birimlerin tek bir isim ve çatı altında toplanmasından çok bu birimlerin, yapısı, işleyişi, kendisini halka karşı sorumlu hissetmesi ve halka hesap verme alışkanlığına sahip olmasının yanında, insan haklarına saygıyı temel hizmet prensibi olarak kabul etmiş olması ile yakından alakalıdır. Bu bağlamda, bir güvenlik biriminin, sivil katılıma, denetime ve eleştiriye açık olması o birimde demokratik bir yapı ve işleyişin varlığının önemli göstergeleridir. Kanun koyucu, kolluk yetkisi verdiği her güvenlik biriminin yetkilerini kendi özel kanunlarında belirtmiştir.
Kanun koyucunun iç güvenliği sağlama hususunda kolluk birimleri arasında yetki ve görev paylaşımını tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde net olarak belirlemesi, hem toplumun iç huzuru için, hem de azınlıkların haklarının ihlal edilmemesi için, hem de görevini layıkıyla yapan diğer kolluk kuvvetlerinin istisna örneklerle birlikte anılarak kişilik haklarının zedelenmemesi için oldukça önemlidir.
Teknoloji ve çağ sürekli gelişmeye devam ederken, insanlığın ilkel ve eşitsizlik temelli yaklaşımlarının toplumlara yakışmadığını, her birimizin eşit ve aynı insan haklarına sahip olduğumuzun bilincinde olduğumuz günlerin temennisiyle…
Kaynakça
- Holokost Ansiklopedisi
- euronews/Bir ırkçının beyni nasıl işler?
- blacklivesmatter.com
- ABD’de Kolluk Kuvveti
- tbbdergisi.barobirlik.org
[zombify_post]
0 Yorum