A. Roma Hukukunda Kölelerin Hak Ehliyetinin Yokluğu ve Hak Ehliyeti-Hukuki İşlem Ayrımının Sonuçları
Kişi -hukuki bir terim olarak- hak ehliyetine sahip varlık demektir. Gerçek ve tüzel kişilerin hak sahibi olmasına imkân tanıyan Kıta Avrupası hukuk sisteminde hak ehliyeti olarak tanımlanmıştır. Neredeyse tüm ülke hukuklarında olduğu gibi Türk Hukukunda (TMK m. 8) da her insana hak ehliyeti tanınmıştır. Ancak Roma Hukukunda çok az sayıda kimsenin hak ehliyeti vardır. Buna karşılık hak ehliyeti olmayan kişilerin hukuki işlem ehliyeti olabilir. Türk Hukukuna geri dönecek olursak herkesin hak ehliyeti varken kişilerin hukuki işlem ehliyeti bazı koşullara (TMK m. 10) bağlanmıştır. Bu nedenle Roma Hukukunun tam tersi bir uygulama olduğunu görebiliriz. Roma Hukukunda hak ehliyetine sahip kişi sayısından daha fazla kişi hukuki işlem ehliyetine sahiptir. Bu yapı nedeniyle üç farklı grup ortaya çıkmıştır:
-
Status Libertatis (Özgürlük Durumu): Bu sınıflandırmaya göre insanlar köle ve özgür olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Özgür insanların hak ehliyeti varken köleler hak ehliyetine sahip değildir. Roma Hukukuna göre köleler eşya olarak kabul edilir. Fakat bu durum Ius Gentium’un doğal hukuk olduğu ve yine Ius Gentium’da var olan insanların özgür doğması ve özgür yaşaması ifadesi ile çelişir. Köleler tıpkı eşyalar gibi bir alım-satım sözleşmesinin konusu olabilir ve üzerlerinde sınırlı ayni haklar kurulabilir. Her ne kadar Roma Hukukunda köleler eşya olarak nitelendirilmişse de bu onların insan olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Kölelerin de kendi ihtiyaçlarını ya da bir egemenlik bağı (dominica potestas) ile bağlı oldukları efendilerinin ihtiyaçlarını karşılamak adına hukuki işlemler yapmaları gerekmiştir. Yani köleler, hak ehliyetine sahip olmamalarına rağmen hukuki işlem yapabilirler.
-
Status Civitatis (Vatandaşlık Durumu): Roma Hukukunda, Roma şehir devleti içinde yaşayanlar Roma vatandaşı sayılmaktaydı. Buranın dışında yaşayan bireyler yabancı sayılmaktaydı ve hak ehliyetine sahip değillerdi. Başlangıçta Ius Civile sadece yurttaşlara uygulanırken daha sonra Ius Gentium adı verilen herkese uygulanan hukukla karşılaşıyoruz.
-
Status Familiae (Aile Durumu): Roma Hukukunda aile yapısı bir hukuki egemenliğe dayanır. Yani Roma ailesinde bir pater familias (aile babası) vardır ve aile pater familias’ın egemenliğine dayanmaktadır.
–
B. Roma Hukukunda Köleliğe Dair Tanımlar ve Kölelerin Türlerin
Roma Hukukunda köleliğe dair şu iki tanım yapılabilir:
-
Kölelik, günümüze kadar ulaşa Roma Hukuku kaynaklarında Ius Gentium ve Ius Naturale arasında aleni bir çatışma kaynağı olan yegâne durumdur.
-
Köleliğin tanımı -köleliğin temel bir gerçeği olarak- bir dominus’a boyun eğdirme şeklinde yapılabilir. Roma Hukuku boyunca köleler sahiplerinden bağımsız bir şekilde sınıflandırılmıştır:
a. Sahibi tarafından terk edilmiş köle (res nullius): Bu köle usucapio (kazandırıcı zamanaşımı) ile yeniden sahiplenilebilir ve yeni sahibi onu serbest bırakabilir.
b. Servi poenae:Justinian’ın değişikliklerinden önce isimleri servi idi.
c. Sahibi tarafından azat edilen ve üzerinde başkasının hakkı olan köleler.
d. Servus sine domino: Kendisinin intifa hakkını hileli bir satıcıya veren masum, özgür kişi.
–
–
C. Roma Hukukunda Köle Mülkiyetinin Sınırları
–
1. Krallık Devri ve Cumhuriyet’in İlk Yüzyıllarında Köle Mülkiyeti
Efendinin köle üzerindeki mülkiyeti, Krallık Devrinde ve Cumhuriyet’in ilk yüzyıllarında herhangi bir yasal sınırlamaya tabi değildi. Eski dönemlerde kölelere gösterilen kötü muameleyi önlemek adına bir yaptırım veya hukuk kuralı olmasa da kölelerin hiçbir hukuki korumaya sahip olmadıklarını söylemek doğru olmaz. Bu dönemde örf ve adetler, efendinin köle üzerindeki hâkimiyetinin sınırlarını belirlemiştir. Hanelerde örf ve adet kurallarına uyulup uyulmadığının denetimini yapmak nüfus sayımından sorumlu bir magistra olan censor’un göreviydi, fakat bu denetim de yine ancak bir başka Roma vatandaşının ihbarı üzerine yapılırdı. Köle, karı ya da çocuklara kötü davranmanın sonucu olarak hak ehliyetinin kısıtlanması yaptırımı ile karşı karşıya kalınırdı.
İlk dönemlerde kölenin korunmasına ilişkin tartışmalar yaşansa da gelecekte bir daha bu kadar iyi şartlara sahip olamadılar. O dönemde kölelere kötü muamele etmenin yasal olarak bir yaptırımı yok ise de köleler en iyi dönemlerini yaşamışlardır. Jhering bunun üç sebebi olduğunu düşünmüştür: (1) köle sayısının azlığı ve aile ekonomisinin tarıma dayanması, (2) köle ve efendilerin aynı kökenden gelmesi, (3) evrensel hukuktaki karşılıklılık ilkesi.
Her ne kadar kölelerin yaşantısı tüm dönemler içinde en rahat bu dönemde olsa da aile üyesi gibi muamele gördükleri ve bir aile üyesi sayıldıkları söylenemez. Ancak bu dönemdeki kölelerin koşullarının çok iyi olduğunu iddia edenler Romanist yazarlardır ve bunun sebebi de Roma’ya duyduğu hayranlıklarıdır.
–
2.İmparatorluk Döneminde Köle Mülkiyetinin Sınırları
a. Genel Olarak
Bu dönemdeki askeri zaferler neticesinde kölelik bir hayli değişim göstermiştir. Köle sayısı artmış, bu nedenle köle ticareti artış göstermiş, kölelerin değerleri de düşmüştür. Bu dönemdeki kölelerin Cumhuriyet Dönemindekinden farkı, bu kölelerin, Romalılarla akraba olmaması, uzak diyarlardan gelen ve farklı diller konuşan barbarlar olmasıydı. Bu etmenler Romalıların köleliğe bakış açılarının ne yazık ki değişmesine neden olmuştur. Köleliğin doğal bir fiil olmadığı ve kölelerin de insan olduğu Romalılar tarafından çok hızlı bir şekilde unutulmuştur. Köleler çok farklı işkencelere maruz bırakılmakta hatta nedensizce sadece efendilerinin zevkleri uğruna öldürülmekteydi. İmparatorluk Döneminin sonlarına gelindiğinde gerek köle sayısının çok artmış olmasından gerekse toplumsal olarak kölelere gösterilen kötü muameleden dolayı efendinin köle üzerindeki mülkiyet hakkını sınırlandıran birtakım yasal düzenlemeler yapılmıştır.
–
b. Augustus Dönemi (MÖ 27-MS 14)
Köle mülkiyetinin sınırlandırılması, ilk kez bu dönemde çıkarılan bazı yasalarla azat etme işlemleri bakımından görülmüştür. Bu dönemde efendi başına düşecek köle sayısı hesaplanmış ve efendilerin elinde bulunan kölelerin bir kısmının belli hesaplar sonucunda azat edilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Aynı şekilde efendilerin yaşlarına göre kölelere uygulayacağı azat etme işlemleri de bu dönemde belirlenmiştir. Azat etme işlemleri belirli bir şekle uygunluğa bağımlı kılınmıştır.
Bu dönemde yapılan değişiklikler, kölelerin kişiliğini korumaktan ziyade barbar olarak görülen kölelerin toplu olarak vatandaşlık statüsünü kazanmamasını hedefliyordu.
–
c. Claudius Dönemi (MS 41-54)
Kölelerin terk edilmesi konusundaki ilk düzenlemeler bu dönemde yapılmıştır. Bu dönemde ilk kez kölelerin kişiliğini tanıyan ve koruyan yasal düzenlemeler de yapılmıştır.
Romalı efendiler ağır hastalık geçiren kölelerin tedavi masraflarından kaçınmak için onları terk etmekteydi. İmparator Claudius, ağır hasta kölelerin terk edilmesini yasaklamıştır, bu yasaya aykırılığın yaptırımı ise mülkiyet hakkının kaybıdır. Bir diğer konu ise, ağır hasta kölelerin efendileri tarafından öldürülmesi konusunda İmparator Claudius’in belirlediği yaptırım ve düzenleme kayıtlara düzgün bir şekilde geçirilmediği için tartışmaya neden olmaktadır.
–
d. Nero Dönemi (MS 54-68)
Köleler, vahşi hayvanlarla dövüştürülürdü. Nero Döneminde lex petronia ile kölelerin vahşi hayvanlarla dövüştürülmesi yargıç kararına bağlanmıştır. Bu yasağa aykırı davranarak kölesini devreden efendinin ve köleyi dövüştürmek için alan tedarikçinin cezai sorumluluğu vardır. Ayrıca aç bırakılan, kötü muameleye maruz kalan kölelerin magistra’ya şikayet etme hakkına ne zaman sahip oldukları kesin olarak bilinmese de en geç Nero Döneminde bu imkana sahip oldukları bilinmektedir. Bu noktada, kölelerin dava ehliyetine sahip oldukları ve kişiliklerinin belirli ölçüde de olsa korunduğu gözlemlenmektedir.
–
e. Domitianus Dönemi (MS 81-96) ve Hadrianus Dönemi (MS 117-138)
Bu dönemde hadım kölelerin ticari değerinin daha yüksek olması nedeniyle efendileri tarafından hadım edilmesinin önlenmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmıştır.
–
f. Antoninus Pius Dönemi (MS 138-161)
Efendinin köle üzerindeki mülkiyetini kısıtlayan en önemli düzenlemeler bu dönemde yapılmıştır. Efendisinin köleye kötü muamele etmesi, aç bırakması ve sebepsiz şiddet göstermesi gibi durumlarda efendi bir yaptırım ile karşılaşırdı. Hakkaniyet esasınca kölenin kötü muameleye uğrayıp uğramadığı belirlenirdi. Buna ek olarak, eyalet valileri kölelerin şikâyetlerini dinlemekle görevlendirilmişti. İmparatorların heykeline dokunan veya tapınaklara sığınan köle efendisine geri iade edilmezdi.
–
g. Septimius Severus Dönemi (MS 193-211)
İmparator Septimius Severus dönemin Roma Valisine kölelerin şikâyetlerinin dinlenmesine dair mektup göndermiştir. Ancak, Ulpianus kölelerin praefectus urbi’ye başvurusunun hukuki anlamda bir şikâyet (accusatio) olmadığını ve kölelerin şikâyetçi sıfatını kazanamayacağını söylemiştir. Bu dönemde fuhuşa zorlanan ve fuhuş yapması için satılan kölelerin de özgür bırakılması buyrulmuştur. Bu uygulama Severus’un oğlu Caracalla Döneminde de devam etmiştir.
–
h.Constantinus Dönemi (MS 306-337)
Antoninus, efendinin kölesini haklı bir sebep olmaksızın öldürmesini ve Constantinus ise sayılı işkence yöntemlerini yasaklamıştır. Hristiyanlığın benimsendiği bu dönemde başka dine mensup ailelerin Hristiyan bir köleye efendilik yapması da yasaklanmıştır.
–
i. Iustinianus Dönemi (MS 527-565)
Corpus Iuris Civilis‘te, kölenin kişiliğini koruyan mülkiyet sınırlamalarına ilişkin eski kurallara yer verildiği görülmektedir. Bu dönemde eski yasaklar ve uygulamalar devam etmekle birlikte hadım edilen köleler özgür kılınmıştır ve hadım eden efendinin cezalandırılmasına dair daha sert yaptırımlarla karşılaşılmaktadır.
–
D.Sonuç
Günümüzde belirli koşulları sağlayan herkesin hak ehliyeti varken Roma Hukukunda bunun tersine çok az sayıda kişinin hak ehliyeti vardı. Kölelerin hak ehliyeti yoktu ve hukuki işlem ehliyetleri vardı. Roma Hukukunda dönemler boyunca kölelerin görmüş olduğu muamele tartışmalara sebep olmuştur. Bu bilgiler ışığında ne yazık ki kölelerin sadece Krallık Dönemi ve Cumhuriyet’in ilk döneminde iyi bir muamele gördüğü söylenebilir, fakat bu yasalarla değil örf ve adet hukuku ile sağlanmıştır. Günümüzde de toplumsal ilişkilerimizi belirleyen aslında yasalardan daha çok örf ve adet hukukudur.
–
Kaynakça
- Buckland, William Warwick. The Roman law of slavery: The condition of the slave in private law from Augustus to Justinian. The Lawbook Exchange, Ltd., 2000.
- Eren, Selahattin. Roma Hukukunda Köle Mülkiyetinin Sınırları. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 23.3: 283-322.
- JHERING, Rudolf Von, L’esprit du droit romain, Cilt II, çev. De Meulenaere, Paris,1877.
- Uzun, Fatih Burak. Gerçek Kişilerin Hak Ehliyeti ve Hak Ehliyetine Uygulanacak Hukukun Tespiti. Hacettepe HDF.
- Türkoğlu, Gökçe Halide, “Hukukun Kaynağı Olarak İmparatorların Yazılı Cevapları (Rescriptum)”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 2, 2008.
[zombify_post]
0 Yorum