Hukuk Tarihinin Kilometre Taşları

Bu yazıda eski toplumların hukuk tarihi açısından önem arz eden, günümüz hukuk kurallarına etki eden, kilometre taşı görevi gören milattan önceki döneme ait hukuk tarihinin enlerini inceleyeceğiz. 11 min


46

Hukuk tarihi, geçmişteki toplumların hukukunu sebep sonuç ilişkisi içerisinde inceleyen bir bilim dalıdır. Tarih, geçmişte yaşanmış her olayı incelerken, hukuk tarihi olayların yalnızca hukuka etki eden bölümü ile ilgilenir. Hukuk tarihini, medeniyetin tarihi olarak nitelendiren Prof. Dr. Somer için hukuk tarihini öğrenmek, aynı zamanda medeniyet aşamalarını öğrenmektir[i].

Yazı bulunmadan önceki dönemde örf adetler ile toplumun düzeni sağlanmaya çalışılmıştır. Teamül hukuku günümüze kadar varlığını koruyarak her ne kadar toplum düzenini sağlamak konusunda bir yere sahip olsa da kodifikasyona hep ihtiyaç duyulmuş, M.Ö 3500’ lü yıllarda yazının bulunmasıyla, bu gelişme hukuka yansımış ve yazılı hukuk kuralları değer kazanmaya başlamıştır. Milletler için ilk yazılı metinler kadar yazılı hukuk metinlerinin de tarihlerinde bulunması medeniyetlerinin bir göstergesi olarak kullanılmıştır. Bu sebeple eski yazıtlar üzerinde çalışmalar yapılmıştır.

  1. M.Ö. 2853 Çin İmparatoru Fuxi’nin Dönemi

İmparator Fuxi ile başlıyoruz, Çin medeniyeti, dünya tarihine etki eden en eski uygarlıklardandır. Çin mitolojisine göre, Çin toplumu ve hatta bütün insanlar ilk İmparator Fuxi ile var olmuştur[ii]. Çin, dünyanın en eski toplumlarından olmasının yanı sıra en eski hukuk sistemine sahip olduğunu da İmparator Fuxi döneminde, bambu üzerine yazıldığı düşünülen kanunlar ve ek olarak bronz yazıtlar ile hukukun başlangıcını oluşturduklarını iddia etmektedir[iii].

2. M.Ö. 2350 Urukagina’ nın Kanunu

Birçok kaynakta Urukagina’nın Kanunu ilk yazılı kanun olarak kabul edilmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki doğrudan kanun olarak kabul etmek doğru değildir. Çünkü işbu metin esasen reform talimatnamesi olarak görülmektedir[iv]. Ayrıca bu kanun hiçbir zaman keşfedilememiştir. Bu metne Mezopotamya krallarının diğer belgelerinde atıf yapıldığı belirlenmiştir. Metnin içeriğinden ise vatandaşların neden cezalandırıldığını bilmelerine ilişkin bir idari reform belgesi olduğu anlaşılmaktadır. Kanunda kralın tanrılar tarafından görevlendirildiğine dair bölümler de yer almaktadır[v].

3. M.Ö. 2050 Ur- Nammu’ nun Kanunu

Kesin olarak bilinen en eski yazılı kanundur. Döneminin gelişmiş bir hukuk sisteminin varlığı olarak uzman hakimlerin bulunması, yeminli ifade verme, mağdura tazminat ödenmesine ilişkin hükümler arkeolojik kayıtlarda gösterilmektedir [vi]. Ayrıca kanunun, bir başlangıç bölümünün bulunduğu ve teolojik, tarihi ve ahlaki olarak üç kısma ayrıldığı bilinmektedir[vii].

4. M.Ö. 1850 En Eski Hukuki Karar

Bir kil tablet üzerine yazılan ve bilinen en eski hukuki kararın konusu, bir tapınak çalışanın üç kişi tarafından öldürülmesine ilişkindir. Kayıtlara göre kurbanın karısı da cinayeti biliyordu ama sessiz kaldı. Ancak suç bir şekilde ortaya çıktı, kadın ve failler yakalandı. Dokuz tanık, kurbanın karısı ve failler aleyhine ifade verdi ve onların ölüm cezası almasını istedi. Daha sonra iki tanık daha çıktı, kadının kocası tarafından istismara uğradığı ve cinayete katılmadığını mahkemeye ispat etti. Böylece üç fail idam edildi ve kadın beraat etti[viii].

5. M.Ö. 1760 Hammurabi Kanunları

Babil Krallığı’nın en parlak dönemi olarak nitelendirilen Hammurabi döneminde yazılan kanunlar kapsayıcı ve yenilikçi yapısıyla zamanının kanunlarından ayrılmaktadır[ix]. Hammurabi, kanunlarını Güneş Kralı Şamaş emriyle yazdığını ifade etmiştir[x]. Kanunlarda başlıca suçlar ve cezaları, evlilik-aile ilişkileri, evlatlık edinme, zirai meseleler, ticaret ve mülkiyet-kira konuları üzerinde durulmuştur ve 282 maddeden oluşmuştur. Maddeler arasında bulunan tezatlıklar dikkat çekmektedir, buna rağmen zamanının en mükemmel kanunudur[xi]. Günümüzde kısas kavramını anlatmak için kullanılan göze göz, dişe diş ifadesi sırasıyla kanunun 196. ve 200. maddelerinde geçmektedir[xii]. Ayrıca buradan maddelerin tamamına ulaşabilirsiniz.

Mezopotamya’da keşfedilen ve Hammurabi Kanunları ile benzer dönemlerde uygulandığı bilinen iki kanun daha vardır: sırasıyla Lipit-İştar Kanunu (Sümer Kanunu) ve Eşnunna Kanunu. İçerikleri ve teknikleri genel olarak Hammurabi Kanunlarına benzese de gerek kanun yazım teknikleri gerek içerikleri bakımından Hammurabi Kanunlarının gölgesinde kalmışlardır[xiii].

6. M.Ö. 1350 Deborah ve M.Ö. 1300 On Emir

Yahudilerin kutsal kitabında Hakimler Kitabı içinde anlatıldığına göre Deborah, İsrail krallığından önce yaşamış tek kadın ve dördüncü hakimdir, aynı zamanda kadın peygamberdir[xiv].

On Emir, Hz. Musa(as)’ nın kavmi için Allah tarafından verilen levhalarda yer almaktadır. İnsanlara öğütler veren On Emir, kan dökmemek gibi insanlar ve dinler ilgili evrensel hükümleri içermektedir[xv]. Bir kavmin hayatına ilişkin dini ve manevi düzenlemeler yanında, toplum ilişkileri ile ilgili hükümler içermesi ve bu hükümlerin ilk defa manevi yaptırımın yanı sıra maddi bir yaptırama bağlanması sebebiyle hukuk tarihi açısından değerli kabul edilmektedir[xvi].

7. M.Ö. 1125 Eannashumiddina’nın Kudurru

Okuması da yazması kadar zor olan adıyla Eannashumiddina bir Babil valisiydi. Mezopotamya ve dünya için değeri ise valinin Kudurru adlı bir taşı birine hediye etmesi ve bu hediyenin araziye yerleştirilmesi ile hem mülkiyetin sınırlarını belirlemek hem de mülkiyetin sahibini duyurmak için bir araç olarak kullanılması hukuki bir öneme sahiptir[xvii].

8. M.Ö. 800 Lex Rhodia

Lex kelime manası olarak kural, Rhodia ise Rodos anlamına gelmektedir. Deniz hukukunun temeli olarak kabul edilen kurallardır. Akdeniz’de denizcilik ve ticaret alanlarında çok gelişmiş olan Antik Yunan’da Rodoslular tarafından kullanılmıştır. Ne yazık ki herhangi bir kopyasına ulaşılamamıştır ancak Roma İmparatorluğu’nun uyguladığı kurallar arasında yer almaktadır ve daha sonra uyarlama yoluyla yeniden kazandırılmaya çalışılmıştır. Modern deniz hukukuna benzer hükümler içeren kanunda, denizde zarar gören malların tazmini, sebepsiz zenginleşme ve çeşitli uyuşmazlıkların çözümüne dair hükümler bulunmaktadır[xviii]. Döneminde birçok ülkenin deniz hukukuna etkisi olan ve Roma yasalarına etkisiyle bilinen kanun, bin yıl kadar Akdeniz’de hüküm sürmüştür[xix].

9. M.Ö. 700 Spartalı Likurgus’un Kanunları

Sparta’da Likurgus bir kanun koyucu olarak ünlüdür, ilk olarak bir senato kurduğu ve yetkilerini bu senato ile paylaştığı bilinmektedir. Senato üyeleri, kral ile halkın arasında denge kurulması konusunda görev almıştır. Sonraki süreçte kanunların çıkarılması veya uygulanmasına dair son söz, senatodaki herhangi bir anlaşmazlık durumunda halka bırakılmıştır. Bu durumu kaba bir demokrasi modeline benzetebiliriz[xx].

Likurgus reformları, Spartalılar için üç temele dayanmaktadır: eşitlik, askeri kuvvet, tasarruf politikası. Askeri zaferler ile ekonomi politikası desteklemesi ve eşitliği toplum için mümkün olduğunca yaygın kılmaya çalışmasıyla halkının desteğini arkasına almıştır. Elbette, bu sistemin desteklenen kralının dönemi çerçevesinde düşündüğümüzde kısıtlayıcı ve baskıcı bir tarafı vardı. Halkın hayatına fazla müdahalesi koyduğu kurallarından anlaşılmaktadır, bir örnek ile açıklamaya çalışalım: Likirgus döneminde yeni doğan bebeklerin bir konseye götürülerek belirli sınavlara tabi tutulduğu ardından kusurlu, başarısız olarak görülenlerin ise öldürüldüğü bilinmektedir[xxi]. Belirtmek gerekir ki Likurgus’un hayatı Antik Yunan tarihçilerinden öğrenilen kadarla sınırlı kalmıştır ve mitolojik bir karakter olabileceği düşünülmektedir[xxii].

10. M.Ö. 621 Drakon Kanunları

Antik Yunan’da altı yargıçtan biri olan Drakon, kanun yazması amacıyla seçilmişti. Drakon’un Kanunları, Yunanlıların ilk yazılı kanunuydu. Kanunda yer alan suçların birçoğunun cezası ölümdü. Öyle acımasız ve sert hükümler içeriyordu ki Drakon kelimesinin anlamı zalim, merhametsiz olarak birçok dilde yer etmiştir[xxiii]. Aynı zamanda kanunlar, sonraki dönemleri etkilemeye devam etti, yazarlar ve kanun koyucular bu kanundan etkilenerek yasalar koymuşlar ve atıf yapmışlardır. Yeri gelmişken Aristoteles’in Atina Anayasası’nda Drakon’a atfedilen anayasanın ise doğruluk payının bulunmadığı kabul ediliyor[xxiv].

11. M.Ö. 530 Solon Anayasası

Solon, döneminin ünlü bir devlet adamı ve şairiydi. Kendi adıyla anılan anayasası da onun şair kişiliğinin bir yansıması olarak manzum şekilde yazılmıştı. Solon, Atina’ya sosyal, siyasi, ekonomik ve hukuki olarak birçok reform yaptı. Öncelikle sosyal sınıf ayrımları üzerine arabuluculuk yaparak ekonomiyi güçlendirmeyi hedefledi. Atinalıların için “yüklerden kurtulmak” politikası ile onların tüm borçlarını sildi. Yargıda ise iki dikkat çekici reformu vardı: bunlardan ilki, bir zarar varlığı halinde dava açma hakkını yalnızca zarar gören tarafa değil herkese tanımasıdır, ikinci olarak ise hakimler üzerinde kontrolü sağladı ve temyiz hakkı verdi. Ancak her ne kadar yenilikçi adımlar olarak görünse de Drakon’un kanunlarının değiştirilmesi ile Anayasa’nın daha acımasız kanunları içerdiğini biliyoruz[xxv].

12. M.Ö. 480 Gortyn Kanunu

Gortyn, Girit’te bulunan antik bir yer adıdır ve 1884’ te keşfedilen bir yazıtta bulunan bu kanun[xxvi], ismini bulunduğu yerden alır[xxvii]. Diğer kanunların kamu hukuku ağırlıklı içeriğine karşısında Gortyn Kanunu, medeni hukuka ilişkin hükümlerin çoğunlukta olması, özelinde ise aile ilişkileri ve miras üzerine yoğunlaşılması bu kanunu, hukuk tarihi açısından önemli yapmaktadır[xxviii]. Kanunun maddelerinin birkaç örneğine buradan erişebilirsiniz.

13. M.Ö. 450 On İki Levha Kanunları (Roma)

Yazılı olmayan ve yalnızca aristokrat sınıfının bildiği örf adet kurallarının yazılı hale getirilmesi için halkın baskıları ile Roma’nın merkezinde, On İki Levha Kanunları en eski kodifikasyonun gerçekleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Levhalar üzerine 10 kişilik komisyon tarafından yazılan kanunlarda, yeni bir anlayış yani bir reform amacı bulunmamaktadır. Halk, sadece kanunları bilmemelerinden ötürü hak kaybı yaşamalarının ve soyluların bu yasaları kötüye kullanmalarının önüne geçmek istemiştir. Birçok hukuk dalı ile ilgili düzenlemeleri bulunan işbu kanunlar, Roma hukukunda daha sonra birçok farklı kanun yapılsa ilga edilmemiştir[xxix]. Günümüzde kanunların tamamına ulaşılamadı ancak daha sonraki dönemlerde yer alan eserler ve kanunlardaki atıflardan içeriğine dair geniş bilgi edinebiliyoruz. On İki Levha Kanunlarının içeriğini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz.[xxx].

14. M.Ö. 286 Lex Aquilia (Aquilia Kanunları)

On İki Levha Kanunlarının ardından birkaç tamamlayıcı kanun daha kabul edilmiştir. Roma hukukunda mala verilen zarar ile ilgili hükümlerde On İki Levha Kanunları yetersiz kalınca Aquilia Kanunları bu ihtiyacı karşılamak için ortaya çıktı[xxxi]. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlere geniş yer veren Lex Aquilia için Fransa’da eski hakimlerin “In lege Aquilia et culpa levissima venit” (Aquilia Kanunu’nda en hafif kusur sorumluluk doğurur) ifadesini yakın zamana kadar kullandığı bilinmektedir[xxxii].

15. M.Ö. 50 Cicero ve Hukuk Teorileri (Roma)

Cicero, doğal hukuk teorilerini savunan bir felsefeci, hatip, hukukçu ve idareciydi. M.Ö. 106 senesinde Roma’ da zengin ve nüfuzlu bir ailede doğan Cicero, döneminde Roma’da ve Yunanistan’da en iyi eğitimleri almıştır. Roma’da dine saygısızlık sebebiyle sürgüne gönderilmiş ve daha sonra M.Ö. 57’ de tekrar Roma’ya çağırılmıştır. Pompeius kendisine yönetimde kalması için teklifte bulunması üzerine bir süre burada kalıp daha sonra ise Kilikya’ya vali olarak gitmek istemiştir. Roma’ya tekrar döndüğünde, Sezar öldürülmüş, halk ile yönetim arasında çatışmalar başlamıştı, böylece Cicero en karışık zamanlara şahitlik etmiştir. Yeni gelen yönetim, Cicero’nun düşüncelerini kendisine rakip olarak gördüğü için hakkında ölüm kararı vermiş ve bu nedenle öldürülmüştür.

Cicero, felsefi düşüncelerini içeren birçok eser bırakmıştır. Ancak hukuki açıdan dikkat çekici olan De Re Publica(Devlet Üzerine) ve De Legibus(Yasalar Üzerine) siyaset felsefesi ile ilgili kaleme aldığı en kapsamlı eserleridir. Maalesef tamamına ulaşamadığımız bu eserlerde Cicero, doğal hukuk anlayışına dair düşünceleri yer vermiştir[xxxiii]. Doğal hukuk teorisi hakkında, Platon, Aristoteles ve Zenon tarafından ortaya atılmasıyla, Cicero’nun fikirleriyle gelişimini sürdürerek, Thomas Aquinas ile sistematik hale geldiği bilinmektedir. Thomas Hobbes, Hugo Grotius, John Locke, Jean-Jacques Rousseau gibi ünlü düşünürlerin benimsediği bu anlayış Fransa İnsan ve Yurttaş Haklar Bildirisi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Polonya Anayasası başta olmak üzere dünya tarihinin seyrini değiştiren olaylara, modern siyaset felsefesinin ve uluslararası hukukun oluşumuna kaynaklık etmiştir[xxxiv].

De Re Publica, Cicero’nun doğal hukuk teorilerini oluştururken düşüncelerinden faydalandığı Platon’un eseriyle aynı isme sahiptir. Fakat Cicero, Platon’un devlet anlayışında bulunan ideal, hiç var olmayan bir devlet tasvirini değil, dünyaya teması bulunan yani var olan devletler üzerinden kurmaya çalışması ile ayrılır[xxxv].

Cicero için hukukun ve yasaların kökeni akıldadır, akıl ise tanrı ile eş tutulmuş yani onun kökeni de tanrıdır. Henüz devletin varlığı yok iken dahi var olan yasalar[xxxvi], tanrısal aklın bir işareti, bir görünümüdür. Doğa bu akıl ile yönetilir, dolayısıyla doğanın yasaları yine tanrısal aklın bir görünümü olarak karşımıza çıkar[xxxvii]. Böylece yasaların hukukun kökenini ilahi iradeye bağlı kılan tabii hukuk 17. yüzyıla kadar genel kabul gören anlayış olmuş ardından hukukun insan iradesinin ürünü olduğu tezine sahip pozitivistlerin argümanları 1648 Vestfalya Antlaşması sonrası ağırlık kazanmaya başlamıştır[xxxviii].

Cicero’ya dönecek olursak yalnızca yasalar değil hukuk ve siyaset ve diğer birçok mesele öncelikle evrensel olan doğa yasalarını anlamakla ve uygulamakla tam ve doğru manasına kavuşacaktır[xxxix]. Soyut olan tabii yasalar, insanlar tarafından ve insanlar yararına kanunlaştırıldığı zaman yani pozitif hukuka dönüştüğünde somut bir hale gelecektir[xl]. Bir parantez açarak faydalanmış olduğum Pelin Erçelik’in tezinde üzerinde durduğu ve ilgimi çeken bir bölümü paylaşmak istiyorum. “Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanının ana karakteri Raskolnikov’un da işlediği suçu daha sonra yakalanmadan itiraf etmesinin sebebi Dostoyevski’nin Hristiyanlık kökenli tabii hukuk anlayışıyla örtüşmesidir.” Birbirlerinden ayrılan tarafları ise Cicero suç karşısında yaptırımların temelini tanrısal akılla bağdaştırmıştır ancak Dostoyevski için suçun yaptırımı insanın vicdanıdır[xli]. Günümüz yaptırım teorisinin amacı devlet aracılığı ile suçun karşısında cezalandırmaktır ancak ceza bir amaç değil, araç olarak kullanılır. Yaptırım teorisinin farklılaşan bir diğer yönü ise cezalar, artık vicdani ya da ilahi kaynaklı değil, insan iradesini ile belirlenmektedir. Yavaş yavaş Cicero bahsinin sonuna gelirken onun teorilerindeki bir tutarsızlıktan bahsederek bitirmek istiyorum. Cicero için toplumsal yarar, yasaların topluma hizmet etmesi çok önemli bir yere sahipti. Ancak toplum olarak yalnızca Roma toplumunu merkez alır ve diğer toplumları Roma Kralı’nın birer evladı konumunda görerek Roma halkı için faydalı ve çıkarına olan durumların, diğer insanlar için dezavantajlı bir karşılığı olsa bile dikkate alınmasının gerekli olmadığını savunur[xlii]. Doğal hukuk anlayışı, Cicero ve siyaset felsefesi adına söyleyecek çok şey olmasına rağmen şimdilik burada bitirmek durumundayım.

Hukuk tarihi, Mezopotamya’dan modern uygarlıklara kadar yani geçmişten günümüze sahip olunan hukuku inceleyen bir alandır. İyi, faydalı veya olumlu olarak nitelendirdiğimiz olayların, durumların, fikirlerin, sistemlerin varlığı kadar; dünyada kötü her düşünce ve keşke yaşanmasaydı dediğimiz her olay, gelecek nesiller için birer örnek, ibret konumundadır. Buna rağmen tarihin düzlemsel seyrine paralel olarak hukuki gelişmeler daha barışçıl, daha insani, daha refah, daha adil olarak seyretmemiştir. Böylece, hukuk tarihi de inişli çıkışlı yapısıyla bizlere sahip olduğumuz hukuku daha dikkatli incelemek ve irdelemek için mesaj vermektedir!

Okuduğunuz için teşekkürler!


Alıntılar

[i] Somer, Pervin. “Umumi hukuk tarihinin konusu ve önemi üzerine kısa bir değerlendirme.” (2005). s.223.

[ii] https://tr.wikipedia.org/wiki/Fu_Xi

[iii] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-363/China–A-Legal-History.aspx

[iv]Bilgiç, Emin. “Eski Mezopotamya Kavimlerinde Kanun Anlayışı ve An’anesi.” Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 21.3-4 (2018). s.107.

[v] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-44/Duhaimes-Timetable-of-World-Legal-History.aspx#2350bc

[vi] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-44/Duhaimes-Timetable-of-World-Legal-History.aspx#2350bc

[vii] Bilgiç, s.108.

[viii] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-44/Duhaimes-Timetable-of-World-Legal-History.aspx#1850bc

[ix] Tosun, Mebrure. “Hammurabi’nin Toprak Kanunları.” Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 21.3-4 (2018). s.127

[x] Tosun, s.130

[xi] Bilgiç, s.113-114

[xii] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-105/1760-BC–Hammurabis-Code-of-Laws.aspx

[xiii] Bilgiç, s.109-113

[xiv] https://tr.wikipedia.org/wiki/Debora

[xv] https://islamansiklopedisi.org.tr/on-emir

[xvi] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-108/1300-BC-The-Ten-Commandments.aspx

[xvii] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawGallery/Item15/Survey_rock_Mesopotamia_1125_BC.aspx

[xviii] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-383/Lex-Rhodia-The-Ancient-Ancestor-of-Maritime-Law–800-BC.aspx

[xix] Söğüt, İpek Sevda. “Lex Rhodia de Iactu’ya Genel Bir Bakış.” (2017). s.210.

[xx] http://classics.mit.edu/Plutarch/lycurgus.html

[xxi] https://www.duhaime.org/LawMuseum/ID/44/Duhaimes-Timetable-of-World-Legal-History

[xxii] https://www.britannica.com/topic/Lycurgus-Spartan-lawgiver

[xxiii] http://www.duhaime.org/LawMuseum/LawArticle-44/Duhaimes-Timetable-of-World-Legal-History.aspx#621bc

[xxiv] https://www.britannica.com/biography/Draco-Greek-lawgiver

[xxv] https://www.britannica.com/topic/Solons-laws

[xxvi] https://www.britannica.com/place/Gortyn

[xxvii] https://www.ancientworldmagazine.com/articles/set-stone-law-code-gortyn/

[xxviii] https://sourcebooks.fordham.edu/ancient/450-gortyn.asp

[xxix] https://www.britannica.com/topic/Law-of-the-Twelve-Tables

[xxx] https://avalon.law.yale.edu/ancient/twelve_tables.asp

[xxxi] http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/23254.pdf  s.21 tez

[xxxii] https://hukukbook.com/aquilia-kanunu-m-o-286/

[xxxiii]  Erçelik, Pelin Atayman, and Çiğdem Dürüşken. “Cicero’da Doğal Hukuk Anlayışı.” (2008) s.2-3.

[xxxiv] Uzun, Ertuğrul. “Doğal Hukuk: Modern Gelenek.” (2004). s.291-292.

[xxxv] Erçelik, s.60-61.

[xxxvi] Erçelik, s.71.

[xxxvii] Erçelik, s.64.

[xxxviii] Orakhelashvili, Alexander. Akehurst’s Modern Introduction to International Law. Routledge, 2018. s.3.

[xxxix] Erçelik, s.67.

[xl] Erçelik, s.73.

[xli] Erçelik, s.83-84.

[xlii] Erçelik, s.81.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

46