1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmeleri
Türkiye’nin taraf olmadığı bu sözleşmeler 4 ana sözleşmeden oluşur; Kıta Sahanlığı Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi, Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme, Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi. Bu 4 temel anlaşma harici bir de ek protokol kabul edilmiştir.
Kıta sahanlığı önceden beri coğrafyacılar tarafından bilinse de devletler arası meselelerde Devletler hukuku alanına 1945′ lerde girmiştir. Dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman’ın 28 Eylül 1945 tarihinde yayımladığı kıta sahanlığı ve açık denizde balık sahalarının muhafazası ile ilgili tebliğleri diğer devletlerinde buna takiben tebliğlerini beraberinde getirmiştir. Hakimiyet iddiaları ve kıyıdaş devletlerin anlaşmazlıkları ortak bir sözleşmeyi zorunlu kılmış, Devletler Hukuku Komisyonu 1951, 1953, 1956 yılında toplanmıştır ve ortak bir mutabakatla varılan sözleşme metni 29 Nisan 1958 tarihinde imzalanmıştır. Kıta sahanlığının sınırlandırılmasına ilişkin usul Yerini 1982’de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne bırakmıştır.
–
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, dünya üzerinde okyanusların kullanımında, uluslararası işletmeler için kurallar koymada, çevre ve deniz doğal kaynaklarının yönetimine ilişkin ulusların hak ve sorumluluklarını tanımlamada kullanılan uluslararası bir sözleşmedir. Karasuları ve bitişik bölge, uluslararası seyrüsefere açık boğazlar ve geçiş düzenlemeleri, takımada devletleri, münhasır ekonomik bölge, kıta sahanlığı, açık denizler gibi başlıklarla maddeler halinde Jamaika’nın Montego Bay şehrinde 10/12/1982 tarihinde imzalanmıştır.
Belirtmek gerekir ki, Türkiye BMDHS’e taraf bir ülke değildir ancak çıkarlarımızı zedelemediği sürece genel kabul görmüş kuralların uygulamada yer aldığını görüyoruz.
Uluslararası deniz hukukunun başlıca alanlarından biri deniz kirlenmesinin kontrolü, etkilerinin azaltılması ve ortadan kaldırılmasıdır. Doğası gereği son derece karmaşık olan bu konu, uluslararası hukuk disiplini içinde esnek ve gelişime açık kuralların varlığını gerektirmektedir. Bu sözleşmenin amaçları işlerliğini tartışmadan önce, temel bir kaç kelime manasını bilmemiz gerektiğini belirtmek gerek.
1- Esas hat, deniz alanlarının dış sınırlarının belirlenmesi amacıyla yapılacak ölçümler için kıyıda esas alınan çizgidir.
2- İç sular, kıyı ile esas hatlar arasında kalan deniz alanlarıdır.
3- Karasuları, esas hatlardan itibaren belirli bir genişlikte olan ve kıyı devletinin egemenliği altında bulunan deniz alanını ifade eder.
- Bu egemenlik, karasuları üzerindeki hava sahasını, deniz yatağını ve toprak altını da kapsar. Karasularının genişliği, esas hatlardan itibaren 12 mili geçemez.
- Türkiye’nin karasuları uygulaması: 2674 sayılı Karasuları Kanunu ile 29.05.1982 tarih ve 8/4742 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz’de 12 mil, Ege’de ise 6 mil karasuları genişliği uygulamaktadır. (bknz: ülke çıkarları ön planda)
4- UAD 1949 yılında karara bağladığı Korfu Boğazı Davasında, coğrafi kıstası esas alarak, boğazın iki açık deniz parçasını birleştirmesi ve uluslararası seyrüseferde kullanılıyor olması şartları mevcutsa, uluslararası boğaz olarak kabul edilebileceğine hükmetmiştir.
A- BMDHS’de öngörülen uluslararası seyrüsefere açık boğazlar:
a- Özel sözleşmelere tabi olan boğazlar (m. 35/c),
b- Transit geçiş rejimine tabi olan boğazlar,
c- Zararsız geçiş rejimine tabi olan boğazlar,
d- Açık deniz rejimine tabi olan boğazlar,
e- Takımada sularından geçiş rejimine tabi olan boğazlar.
B- Boğazlarda uygulanan geçiş rejimleri:
a- Açık deniz rejimi: Boğazın genişliğinin, kıyı devleti karasularının genişliğinin iki katından fazla olduğu hallerde uygulanır.
b- Zararsız geçiş rejimi: uluslararası boğazlarda bu rejim iki durumda uygulanır:
(i) Bir devletin ana karası ile aynı devlete ait bir ada arasında kalan ve adanın açık deniz tarafında veya bir münhasır ekonomik bölgede seyrüsefer bakımından aynı düzeyde uygun başka bir yolun mevcut olduğu boğazlar (örnek: Korfu ve Messina Boğazları);
(ii) Bir devletin karasularını açık denize veya bir başka ülkenin münhasır ekonomik bölgesine bağlayan boğazlar (örnek: Tiran Boğazı) Bu tür boğazlarda zararsız geçiş hakkının kullanılması geçici bir süre durdurulamaz. Denizaltılar su üzerinde seyretmek ve bayraklarını göstermek zorundadırlar.
5- Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), karasularının ölçülmeye başlandığı esas hattan itibaren kıyı devlete, 200 deniz miline kadar deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altındaki alanlarında birtakım hak ve yetkiler tanıyan deniz alanıdır.
(Ayrıca bknz: Denizlerde neden mil ölçümü kullanılır? )
6- Kıta Sahanlığı, karasularının ötesinde kıta kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye kadar olan kısımda, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki denizaltı alanlarını, deniz yatağı ve toprak altını içerir.
MEB 200 deniz miline kadar olan bölgede kıta sahanlığını haklarını da kapsar.
–
BMDHS’e ve Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmelerine Neden Taraf Ülke Değiliz?
Yakın tarihte, ilk petrol odaklı MEB anlaşmaları 17 Şubat 2003 tarihinde GKRY-Mısır arasında gerçekleşmiş ardından 17 Ocak 2007 yılında GKRY-Lübnan arasında yapılmış daha sonra da 3 Şubat 2011 tarihinde GKRY-İsrail arasında imzalanmıştır. Türkiye yalnızca Libya ile 2019 yılında bir MEB anlaşması imzalamıştır. GKRY’nin imzalamış olduğu bu MEB sınırlama anlaşmalarının Türkiye tarafından geçerlilik mevzusu ve mevcut anlaşmalar sonrası parsellenen bölgeler hususunda yaşanana anlaşmazlıklar bölgede ki tartışmaları fitillemiştir. Türkiye 2009-2010 yılları arasında Libya ile anlaşmaya varmak istese de Libya’da çıkan iç savaş mevcut durumun sekteye uğramasına sebep olmuştur. Ardından Mısır’la ikili ilişkiler kurulmaya çalışılmış ve tam da Mısır’ın GKRY ile yaptıkları anlaşmayı askıya alma sürecinde olup Türkiye ile bir anlaşmaya gireceği sırada halkın seçtiği Cumhurbaşkanı devrilmiş, mevcut darbe sonucu yaşanan iç karışıklıkta Türkiye olarak bu girişimimiz de sonuçsuz kalmıştır. Suriye’de malum iç savaşın olması ve İsrail’in işgalci tutum politikası da sonucunda Türkiye için Doğu Akdeniz senelerce içinden çıkılamayan bir kriz haline dönüşmüş ve önümüz bilfiil kapatılmaya çalışılmıştır.
BMDHS 74. ve 83. maddeye göre taraf ülkelerin aralarında ki sorunu hakkaniyete uygun olarak ‘ilgili tüm tarafların varacağı bir anlaşma ile çözmeleri gerekir. Fakat genelden özele inecek olursak aslında MEB’in tek taraflı ilan edilememesi, bu ikili anlaşmaların olamayacağı gibi de ilgili bir düzenleme mevcut değildir. Doğu Akdeniz’de ki durumun da bundan farkı yoktur; toplu bir ortaklıktan ziyade ikilili anlaşmaların mevcut olduğunu görüyoruz.
Türkiye kendi sınırlarını, yetkilerini ve tanımadığı koordinatları 2 Mart 2004’te BM Deniz Hukuku Bülteninde yayımlatmıştır.

Rum yönetiminin bölgede tek taraflı ve bütün adanın temsilcisiymiş gibi hareket etmesi KKTC’de yaşayan Türk toplumunu yok saymaktır. Bu tavır üzerine KKTC ve Türkiye anlaşmaya vararak 21 Eylül 2011’de “Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Hakkında Anlaşma” imzalamıştır. GKRY’nin ilan ettiği 1, 2, 3, 8, 9, 12, 13 bloklarında deniz yetki alanları, KKTC deniz sınırları alanlarını işgal etmiş ve KKTC’nin bizzat hakkı olan yerlerin bu şekil bir tecavüze uğraması mevcut duru
m da tartışmaya yol açmaktadır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de taleplerinin belirginleşmesi ve kendi teknik çalışmalarını hızlandırması bölgede ki politik sürecin seyrini değiştirecek ve şekillendirecektir. Bugün Türkiye, Doğu Akdeniz’de 5 büyük gemisi ile doğalgaz ve petrol araştırmalarına başlamıştır. Türkiye’nin alanda bulundurduğu Sondaj ve sismik gemileri; Yavuz, Fatih, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis gemileridir. Türkiye’nin ilan ettiği MEB ile örtüşen bölgede doğal gaz ve petrol arayışı bilfiil devam etmektedir. Kanaatimce, ilerleyen süreçte bizleri ne tür anlaşmazlık yahut birliğin beklediğini bilmediğimiz bu çalışma olumlu sonuçlanması halinde ekonomik rahatlamanın önünü açacak ve denklem dışına atılmak istenen Türkiye ve KKTC Doğu Akdeniz’de haksız rekabetin önüne geçecektir.
–
Kaynakça
- Anlar, Güneş, Şule. “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ve Deniz Çevresinin Korunması”. C.56 Sa.2 [1-37]
- Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi DEHUKAM, 28 Aralık 2016.
- Aslan,Cemal. “Enerji Günlüğü”. haber metni için tık.
- Meray, Seha. “Kıta Sahanlığı Hakkında Cenevre Sözleşmesi”.
- Karapınar, Nuray. “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözlemesi Deniz Alanlarına İlişkin Bazı Kavramlar”. MTA Dergi, Doğal Kay. ve Eko. Bült. (2015) 20: 13-21.
[zombify_post]
0 Yorum