Neden Delil Elde Etmek Sandığınız Kadar Kolay Değil?
Boşanma davası açacağınızı düşünün, hakikati ortaya çıkarabilmek için elinizde hiç deliliniz yok. Aklınıza şöyle birkaç fikir geldi:
Dedektiflik hizmeti veren bir büroya başvurup dedektif tutacaksınız. Dedektif eşinizin sizi aldattığını ispatlamak için delil toplayacak. Kalabalık bir kafede, eşiniz karşı cinsten biriyle aynı masada otururken gizlice fotoğraflarını çekip getirecek.
Eşinize telefon hediye ediyorsunuz, içine casus program yerleştirdiniz. Program telefonla yapılan tüm görüşmelerin gizlice kaydını tutuyor. Yabancı birisiyle samimi bir konuşmasını yakaladınız.
Birlikte yaşadığınız evde bir anı kutusu buldunuz, içinde eşinize ait günlük ve not defteri de var. Başından geçenleri günü gününe anlatmış. Detaylarda hoşlandığı ve görüştüğü bir kişi olduğunu okudunuz. Eşinizin bilgisayarını açtınız, başkalarıyla yaptığı görüntülü görüşmeleri bir CD’ye kaydettiniz.
Size ait olmayan yalnızca eşinizin kullandığı bir Instagram hesabını hacklediniz, oradan yaptığı özel konuşmaları çıktı olarak aldınız.
Son fikriniz ise ispatta kullanmak amacıyla bir senaryo oluşturmak, cevabını duymak istediğiniz sorular soruyorsunuz ve siz eşinize bunları söyletirken bir yandan da kayda alıyorsunuz.
Artık somut delillere sahipsiniz, sizce bu delilleri kullanarak mahkemede iddianızı ispat edebilecek misiniz?
Özel hukuk davalarında taraflar dava malzemesini kendileri getirir ve hakimde kendi lehlerine kanaat uyandırmayı amaçlarlar. Dava malzemesini deliller ve vakıalar oluşturur. Deliller gerçeğin ortaya çıkarılması faaliyetinde ispat aracıdır. Davalı ve davacı, hakimde kendileri lehine kanı oluşturabilecek her delili elde edip mahkemeye sunmaya çalışırlar. Ancak kanun koyucu elde edilen bu delillere sınırlama getirmiş ve ‘her’ delilin kullanılabilmesinin önüne geçmiştir.
Bu konuda en temel düzenleme Anayasa’nın 38. maddesindeki ‘Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez’ hükmüdür. Daha sonra 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ile yeni bir düzenleme getirilmiştir: 189. maddenin ikinci fıkrasında ‘Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz’ hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm ile hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin kullanılamayacağı açıkça belirtilmiş başka herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir. Böylece Kanun, uygulanacak çizgiyi kesin olarak çizmiş, hukuka aykırı yollardan elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasını yasaklamıştır. Öğretide ise farklı yaklaşımlar mevcuttur.
Yargıtay ise hukuka aykırı yollardan elde edilen delillerin yargılamada kullanılabilmesi meselesini ikiye ayırarak değerlendiriyor: Delilin hukuka aykırı yaratılması ve hukuka aykırı elde edilmesi. Yüksek Mahkeme’ce kurmaca yaratılan deliller hukuka aykırı kabul ediliyor ve bunlara ispat gücü tanınmıyor. Buna karşılık, karşılaştığımız bazı Yargıtay kararları hukuka aykırı yollardan elde edilen delillerin tamamen reddedilmediğini, kararlarda esas alınabildiğini göstermektedir. Yargıtay’ın bu içtihatlarında, kanun dışında yeni bir düzen yaratmaya çalışmakta olduğunu söyleyebiliriz. Uygulamayı zihnimizde şöyle canlandıralım: Kanun’daki hukuka aykırı elde edilen deliller maddesinin ayakkabı olduğunu, maddeyi uygulayacağımız somut olayın ise ayak olduğunu varsayalım. Kanun ayakkabısı, ayağa uymadığında Yargıtay yeni ayakkabılar üretmeye başlıyor. Sorun her yeni ayakkabının yargıya olan güvenin üzerine basması. Mahkemelerin yargılama esnasında uygulayacağı kanunların önceden belirlenmiş olması kamunun yargılamaya güveninin sağlanmasında önemli rol oynar. Kanun’un istisnaen uygulamasıyla karşı karşıya kalan tarafların hukuk devletine güveni sarsılacaktır.
Mahkemeye bir delil ileri sürüldüğünde öncelikle delilin hukuka aykırı yollardan elde edilip edilmediği incelemesi ilgili mahkemece yapılmalıdır. Deliller incelenmeden verilen kararlar Yargıtay’da eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmayarak bozulmaktadır. Bazen delilin nasıl elde edildiği tartışmasına dahi varamadan delil olup olmaması konusunda tıkandığı kararlara da şahit oluyoruz. Bu tıkanmalar en çok boşanma davalarında karşımıza çıkıyor ve kanun ile taraf menfaatlerinin çakıştığını görüyoruz. Uygulamadaki problemlerin temeli bu menfaat çakışmasıdır. Hukuka aykırı elde edilmiş deliller aleyhine kullanılan kişiler açısından temel kişilik hakları, kişinin özel yaşam alanının gizliliği, haberleşme hürriyeti ihlalleri karşımıza çıkıyor.
Yazımızın girişinde örneklediğimiz ispat araçlarını şimdi Yargıtay kararlarından yola çıkarak hukuki boyutlarıyla ele alalım:
Gizli fotoğraf çekme eylemini gerçekleştiren kişi bu işi meslek edinmiş biri dahi olsa kişinin özel hayatını gizlice fotoğraflamak suç teşkil eder. Delil elde ederken fiil bir suça sebebiyet vermişse artık o delil hukuk veya ceza davalarında delil olarak kullanılamayacaktır. Kişi delil elde etmek için tehdit, işkence, özel hayatın gizliliğinin ihlali gibi bir suça sebebiyet vermişse artık bu delili kullanamayacaktır.(1)
Telefondaki konuşmaları kaydedip aldatıldığınızı ispatlayabileceğinizi HMK’daki düzenleme öncesinde düşünebilirdiniz; çünkü Yargıtay eski tarihli kararlarında kişinin rızası dışında alınan ses kaydının Anayasal hakların ihlali suretiyle elde edilmiş olduğu bu yüzden hukuka aykırı elde edilmiş bir delil olduğuna kararlarında yer vermesine rağmen delilin hukuka aykırı olup olmadığı konusunda inceleme yapılmaksızın delili değerlendirmiştir. Ancak HMK sonrası bir kararda habersiz yapılan ses kaydının özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini ve söz konusu kayıtların hukuka aykırı yolla elde edilmesi nedeni ile kullanılamayacağına hükmetmiştir.(2)
Yargıtay kararlarına göre eşlerin birlikte yaşadığı ev müşterek yaşamın sürdürüldüğü alan olup gizli değildir. Hiç kimsenin evinde bulduğu bir delil hukuka aykırı yollardan ele geçirilmiş sayılamayacaktır. Siz isterseniz evde eşinizin günlüğünü gizlice alın yine de delil olarak kullanmanız mümkün.(3)
Eşinizin evdeki bilgisayarında bulduğunuz delillere gelince iki kişi arasında internet uygulamaları üzerinden kurulan iletişimin gizlice üçüncü kişiler tarafından kayda alınması halinde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturacaktır. Suça sebebiyet verilerek elde edilen bu delil de ispat aracı olarak kullanılamayacaktır.(4)
Sosyal medya hesaplarının hukuk sistemimize de girmesi çok eskiye dayanmıyor. Her alanda olduğu gibi bu alana dair de kanun maddeleri ve içtihatlar giderek artmakta. Sosyal medyada özel olarak, kamuya açılmadan, yapılan konuşmalar kişinin özel hayatına dahil kabul edilir. Mahkeme bu konuşmaların gizlice ele geçirilmesini hukuka aykırı elde edilmiş kabul ederken sosyal medyadan kamuya açık yapılmış paylaşımların delil olarak kullanılmasını hukuka uygun bulmaktadır.(5)
İspat amacıyla kurgulanmış bir senaryo ile duyulmak istenenlerin söyletildiği kayıtlara ise Yargıtay ispat gücü tanımıyor. Kaydın video veya ses olarak alınması değerlendirmede bir fark yaratmıyor. Gerçekte var olmayan bir olay örgüsünün yaratıldığı bu veriler hukuka aykırı elde edilen deliller olarak kabul edildiğinden karar verilirken değerlendirmeye alınmıyor.(6)
Hukuka aykırı elde edilen deliller ise somut uyuşmazlığın koşullarına göre farklı değerlendirmelerle karşımıza çıkmaktadır. Bu görüşlerin yorumlamasıyla yeni ve bazen de birbirleri ile çelişkili kararlar ortaya çıkmakta. Sistemin içindeki bu soru işaretlerinin sebebi, Kanun tarafların özel hayatını ve kişilik menfaatlerini korumaya çalışırken tarafların da ispat hakkı çerçevesinde elde ettiği gerçek delilleri kullanmak istemesidir. Kararlarda hep aynı noktalarda tıkanıldığı görülmektedir. Mahkemeler de tartışmalı olan bu delilleri bazen değerlendirmeye dahi almadan karar vermekteler. Hukuka aykırı elde edilen deliller maddesine istisnaların olduğu bir hüküm eklenmediğinde istisnaları istediğimiz kadar çoğaltarak yorumlayabileceğimiz bir hukuk sistemi sorunu ortaya çıkmaktadır. Bence bu çatışmalar hukuk yargısındaki katılığın azaltılmasıyla çözümlenebilecektir. Çelişki olan hususlar konusunda tartışmaya yer bırakmayan istisna hükümler getirilebilir. Yeni bir düzenleme ile Yargıtay uygulamalarının yarattığı çelişki de ortadan kaldırılarak birbirine uygun kararlar verilmesi sağlanabilir. Karşımıza çıkan somut uyuşmazlıklar çerçevesinde Kanun yeniden düzenlenmelidir. Böylece bir içtihat düzeni oluşturulmaya çalışılmasına gerek kalmayacak ve Yargıtay aynı doğrultuda kararlar verebilecektir. Zarar gören menfaat ve korunması gereken menfaat Kanun temeline dayanarak dengelenmelidir.
–
Dipnotlar
- (1) 12. CD, 31.05.2017 E.2015/16560 K.2017/4579 (Dedektif tutarak verilere delil olarak dayanma konulu karar).
- (2) 2. HD, 01.06.2017 E.2015/2691 K.2017/6688 (Telefondaki casus yazılımı delil olarak sunma konulu karar).
- (3) HGK, 26.03.2002 E.2002/617 K.2002/648 (Eşin evde bulunan hatıra defterini delil olarak sunma hakkında karar).
- (4) 2. HD, 01.11.2013 E. 2013/9207 K.2013/24843 (Eşin başkalarıyla konuşma görüntülerini delil olarak CD’ye kaydetme konulu karar) https://www.hukukmedeniyeti.org/ adresinden erişildi.
- (5) 2. HD, 24.04.2018 E.2016/17151 K.2018/5463 (Sosyal medya yazışmalarının delil olma niteliği hakkında karar).
- (6) HGK,15.02.2012 E.2011/703 K.2012/70 (Kurmaca delil yaratıp kaydetme konulu karar).
–
Kaynakça
- Atalı, Murat – Ermenek, İbrahim – Erdoğan, Ersin. Medeni Usul Hukuku. Ankara: Yetkin Yayınevi, 2019.
- Pekcanıtez, Hakan – Özekes, Muhammet – Akkan, Mine – Taş Korkmaz, Hülya. Medeni Usûl Hukuku. II. Cilt. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2017.
- Tanrıver, Süha. Medeni Usul Hukuku Temel Kavramlar ve İlk Derece Yargılaması. I. Cilt. Ankara: Yetkin Yayınevi, 2018.
- Dülger, Volkan. Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi. Ankara: Seçkin Yayınevi, 2014.
- Tanrıver, Süha. “Türk Medeni Usul Hukuku Bağlamında Hukuka Aykırı Yollardan Elde Edilen Delillerin İrdelenmesi”. TBB Dergisi 65 (2006): 368-377.
[zombify_post]
0 Yorum