Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu

Doktor-hasta arasındaki ilişki de hukuk düzeninin sınırlarına tabidir. Peki bu ilişkinin sınırı, içeriği veya kapsamı nereye kadardır?3 min


48

Doktor ile hasta arasındaki ilişki de hukuk düzeninin sınırlarına tabidir. Bu ilişkinin temelini tıp hukuku içinde “tıbbi müdahale” olarak adlandırılan eylem ve davranışlar oluşturur. Tıbbi müdahale, ister istemez hastanın kişilik haklarına da bir müdahale anlamına gelmektedir. Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu, taraflar arasındaki ilişkide yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu anlamda hekimin hastayı aydınlatma yükümlülüğü özel bir önem taşır. Bu yükümlülük, güven esasına dayanan doktor-hasta ilişkisinin güçlendirilmesi ve hastanın tıbbi müdahaleye yönelik gerçek iradesinin ortaya çıkması açısından önemlidir. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin özel öneminin olduğu bir alan da aydınlatılmış rıza konusudur. Aydınlatılmış rızanın varlığı tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun bir parçası niteliğindedir.

Mağdurun rızası Kanun’da hukuka uygunluk nedeni olarak açıkça gösterilmiştir (TCK m. 26/2). Ancak beden bütünlüğü ile sağlığa veya algılama yeteneğine zarar verme konularında rızanın geçerli olup olmadığının tartışılması gerekir.

Bir mesleğin icrasına yetki veren hukuk kuralları, bu mesleğin sahibine sübjektif bir hak tanımış olacağından,  bu mesleğin icrası sırasında işlenen eylemler hukuka uygun sayılır. Bunun bir örneği, doktorların yaptıkları tıbbi müdahalelerdir. Tıbbi müdahale, kişilerin fiziki veya psikolojik bir hastalığını, noksanlığını teşhis ve tedavi etmek veya bu mümkün olmadığı takdirde hafifletmek, acıları dindirmek ya da hastalıktan korumak amacıyla veya nüfus planlaması düşüncesiyle gerçekleştirilen teşhis, tedavi veya cerrahi müdahale faaliyetleridir.

Tıbbi müdahalelerin, hukuka uygun sayılması için, mesleği icra yetkisi bulunan kişiler tarafından yapılması gerekir. Mesleği icraya yetkili olmayan  bir kişinin yapacağı tıbbi müdahaleler, hakkın kullanılması kavramına girmez ve dolayısıyla hukuka uygun sayılamaz. Böyle hallerde, hukuka aykırılığı ortadan kaldıran nedenlerden zorda kalmanın koşulları gerçekleşmiş olabilir.

Tıbbi müdahalelerin hakkın kullanılması kapsamında görülmesi için, hastanın rızasının aranıp aranmayacağı, önemli bir konudur. Kanun’a göre, tıbbi müdahalede bulunmak için hastanın onayının alınması gerekir. Hekim, rızanın geçerli olması için, hastayı aydınlatmalı, onun hangi konuda rıza göstermiş olacağını açıklamalıdır. Hastanın aydınlatılması, ona uygulanacak tedavinin veya yapılacak müdahalenin amacı, kapsamı, sonuçları ve müdahale edilmediği takdirde karşılaşılabilecek riskler konusunda bilgilendirilmesi demektir. Hastanın, bu koşulları değerlendirerek özgürce karar vermesi sağlanmalıdır. Yargıtay da verdiği kararlarda bu ölçütleri açıkça dile getirmektedir.

Rızanın verilmesine olanak bulunmayan hallerde ise kişinin sağlığı için doktorun müdahalede bulunma yetkisi vardır. Ayrıca, genel sağlık için tehlikeli veya zararlı olan durumlarda, hastanın onayı bulunmaksızın veya onun rızasına aykırı olarak tedavi edilme söz konusu olur. Ancak, Sağlık Bakanlığı’nca yayınlanan ”Hasta Hakları Yönetmeliği”nde belirtildiği üzere, karar verme yeteneği bulunan ergin bir hastanın, bilinci açık olduğu takdirde, ölümcül hasta olsun olmasın, tedaviyi reddetme hakkı vardır (m. 24/1). Nitekim aynı husus ”Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi” m. 5/3’te de vurgulanmıştır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, açlık grevi veya ölüm orucu yapan hükümlülerin zorla beslenmelerine olanak tanımaktadır. Bunun için, beslenmeyi reddeden hükümlülerin, alınan tedbirlere ve yapılan çalışmalara karşın, yaşamlarının tehlikeye girmiş veya bilinçlerinin bozulmuş olması aranmaktadır. Bu durum doktor tarafından belirlendiğinde, istekleri olmasa da, hükümlüler hakkında tedavi, beslenme vs. uygulanacaktır. (CGİK m. 82/2). Gecikmede tehlike bulunan hallerde, bu koşullar aranmaksızın tedbire başvurulabileceği gibi; haklarında bu amaçla zorlayıcı tedbirler uygulanması da mümkündür (CGİK m. 82/4-5).

Tıbbi müdahalenin bir türü olan yaşayan insandan veya ölüden organ ve doku alınması, doktor açısından mesleki hak kapsamında olduğundan, hukuka uygun sayılır. Kanun’da gösterilen kurallara uyularak yapılan işlemler, kasten yaralama sayılmaz ve hekimin cezalandırılması söz konusu olmaz.

Kaynakça:

Centel- Zafer- Çakmut. Kişilere Karşı İşlenen Suçlar. 1.Cilt. 4.Baskı. İstanbul: Beta Yayıncılık, Eylül2017.

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

48

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.