Delil,Kanıt,İspat
Delil; bir şeyi kanıtlamaya yönelik ipuçlarıdır. Kanıt; bir davanın, en basit olarak, mahkeme önüne gelen bir olayın, kanunda o olayla ilgili olarak gösterilen duruma uyup uymadığını belirlemeye yarayan araçların genel adıdır. Delillerle yapılan somut olayı soyut kanun hükmüne uydurma faaliyetine ise ispat denir.
–
Ceza Yargılamasındaki Yeri
Türk Hukuk Sistemi’nin yegane hedefi cezalandırmak değil bilakis somut olayda maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bu gerçek; bir iddia üzerine yapılan soruşturmanın ardından Cumhuriyet Savcısı’nın makûl, yeterli veya kuvvetli şüphe varlığı kanaati sonucu iddianame hazırlaması ve Ceza Mahkemesi tarafından iddianamenin kabulü ile geçilen kovuşturma evresinde delil, kanıt ve ispatın vicdani kanaat ile harmanlanması neticesinde ortaya çıkmaktadır. Ceza yargılamasında davalara bu yönüyle ışık tutar bu yüzdendir ki maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için her türlü argüman delil olarak sunulabilir. Deliller, atılan iddialar üzerinde desteklemek ve çürütmek olmak üzere iki önemli fonksiyona sahiptir. Bu demektir ki sunulan bir delil bir ceza davasının taraflarından birinin iddiasını çürütürken diğer birinin savunmasını destekleyebilir ya da birinin iddiasını desteklerken diğer birinin savunmasını çürütebilir. Bu hususun Ceza yargılamasındaki öneminden ötürü maddi gerçeğin ancak somut, hiçbir kuşkuya mahal vermeyecek, akıl, mantık ve hukuka uygunluğu kriterlerinin bir arada bulunduğu delil veya delillerle ortaya çıkarabileceği konusunda su götürmez bir gerçek vardır.
Peki her sunulan argümanlar delil niteliğinde mi?
Maddi gerçeğe ulaşmak, hukuku ve hukukun meydana getirdiği kuralların hiçe sayılmaması, hak kaybının önlenmesi amacıyla, delillerin hukuka uygun olması ve hukuka uygun yöntemlerle toplanması gerekmektedir. Her ne kadar bir davanın aydınlanacağı düşüncesi ile delil olabileceği düşünülen argümanları sunmak istense de bazı durumlarda hukuk ve kurallar bu konuda engel teşkil edebilir; yani taraflara uygun görülen bir delil hukuka uygun olmayabilir. Bu bağlamda “hukuka aykırılık” ibaresi karşımıza çıkar. Bu haliyle de hukuka aykırı olan bir delil ve bu delille elde edilmiş delil/deliller de hükme esas alınamaz.
Bu kuralın dayanağı Ceza Muhakemeleri Kanununda düzenlenmiştir. CMK m.148/3’e göre, yasak usullerle elde edilen deliller, rıza gösterilse dahi delil olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte hukuka aykırı şekilde uygulanan yakalama, gözaltına alma ve zorla getirilme tedbirleri sırasında ifadesi alınan ve ikrarı elde edilen kişinin beyanı da hukuka aykırı delil sayılmalı ve yargılamada kullanılmamalıdır.
CMK m.148/3’ü destekleyecek birkaç örnek verecek olursak :
İkrarın Delil Niteliği
- Herhangi bir atılı suçtan ötürü ifade alma aşaması sırasında baskı, şiddet, hile kullanılması sonucu alınan ikrarın hukuki bir değeri ve geçerliliği yoktur.
- Yine bununla bağlantılı özellikle “iftira” suçunun oluşumuna neden olacak sonradan ifade değiştirme yönteminde de iddiayı atan kişi attığı iddiadan dönmesi de baskı, çevreden etkilenme, mağdur olunan suçun geleceğe etkisi, faile üzüntü duyma gibi birçok nedenden meydana geleceği husus göz önünde bulundurulmalı, soruşturma ve kovuşturma bu hususun ihtimali ile mutlaka devam etmelidir. İddianın iddiayı atan kişi tarafından tümüyle reddi aynı zamanda iftira suçu için ikrar niteliği taşıması durumlarında tek başına yeterli sayılmadan tüm olasılıklar, dosya kapsamıyla hep birlikte değerlendirilmelidir.
–
Tanık İfadelerinin Delil Niteliği
Tanık en basit tanımıyla; bir olay, durum karşısında görgüsü, duyumu olan bilgi sahibidir. Tanık ifadeleri hiçbir bilimsel nitelik taşıyan delillerin olmadığı durumlarda kimi zaman delil olup hükme esas alınabilir. Dava konusuna delil olabilecek tanık ifadelerinin hükme esas alınması için dosya kapsamında bulunan tarafların beyanları ile uygun olması, samimi ve inandırıcı olması, tanık ifadelerinin her delilde bulunması gereken “akla ve mantığa uygunluk” ilkesi ile çelişmemesi, taraflardan biriyle husumetinin var olup olmadığı ve bu yönde beyanlarına itibar edilebilirliği konusunda geniş bir araştırma yapılmalıdır. Özel durumu olan tanıkların tanıklıktan çekilme hakkı vardır. Taraflardan birinin yakını olması tanıklığa engel bir haldir bu yüzden kovuşturma evresinde tanıklıktan çekilmek istediğini beyan eden bir tanığın ifadesi hukuken geçersizdir ve ifadesi alınmaz.
–
Soyut İddia Ve Savunmanın Delil Niteliği
Bir suçun mağduru veya şüphelisi olunabilir. Mağdurun veya şüphelinin soyut beyanı başkaca bir emare, bilimsel, dijital veya tanık deliline dayalı bir delil ile desteklenmediği durumlarda kimi zaman bu beyanlar tek başına hükme esas alınıp hüküm kurulabilir. Güvenirliği ,maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çok az olsa da belli kriterleri taşımasıyla değerlendirilmeye tabi tutulup hükme esas alınabilir. Soyut bir iddia veya savunmanın delil olarak değerlendirilebilmesi için;
- Beyan akla ve mantığa uygun olmalı
- Hayatın olağan akışına uygun olmalı
- İddia veya savunmanın değerini düşürecek hiçbir veri elde edilmemiş olmalı
- Taraflar arası husumetin var olup olmadığı
- Suçun adli makamlara nasıl ve ne zaman intikal ettiği
Suç üzerinden zaman geçmişse gecikmenin nedeni gibi birçok kriter bir arada değerlendirilip delil niteliği taşıyıp taşımadığı konusunda bir hüküm verilmelidir.
–
Dijital Delillerin Delil Değeri

Dijital delil; bilişim sistemlerinin veya veri kaydetme özelliğine sahip elektronik cihazların içerisinde yer alan ve suçun aydınlatılmasında önemli rol oynayacak verilere verilen genel isimdir. Fotoğraf, video, ses kaydı gibi birçok veri bir suçun aydınlatılması için delil olabilir. Burada önemli olan bu verilerin hukuka uygun olarak toplanmış olup olmadığıdır.
Gelişen teknoloji ile artık veriler üzerinde teknolojik hileler yapılabildiğine tanık olabilmekteyiz. Kötü niyetli, bu konuda uzmanlaşmış kişilerce yapılan bu yöntemler ile kimi zaman bu sahte veriler ışığında yargılama sonucu haksız hükümler kurulabilmektedir. Bu durumda yeminli bilirkişilerin yapacağı dijital incelemeler ve düzenlenecek raporların varlığı olmadan bu veriler tek başına delil sayılmamalıdır.
–
Bilimsel Delillerin Delil Niteliği

Adli veya dijital incelemeler sonucu elde edilen bulgular (kan,tükürük,DNA,balistik,fren izi,parmak izi,saç örneği,eşya, vb.) ve bulguların uzmanlarca düzenlendiği raporlar bir ceza yargılamasında önemi, değeri ve güvenilirliği en kuvvetli delil türü olmasına rağmen yine de teknik sorunlardan meydana gelebilecek hataların olma ihtimaline dikkat edilmeli ve her zaman bu delillerin dava konusu olan başka bilimsel verilerle ve hatta ifadeler ile uyumlu olmasına dikkat edilmeli ve hep birlikte değerlendirme sonucu hüküm kurulmalıdır.
–
Sonuç
Delillerin ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından oldukça önemi büyüktür. Delillerin hukuka uygun elde edilmiş olması, varsa dava konusundaki başkaca delillerle çelişmemesi, akla mantığa uygun, hayatın olağan akışına uygun, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek nitelikte olması gerekmektedir. Bu kriterler dışında kalan hiçbir argüman delil sayılamaz bu haliyle de hükme esas alınamaz.
–
Kaynakça
- BOZDAĞ, Ahmet, and Kader SARIUSTA. “CEZA YARGILAMASINDA MAĞDURUN BEYANI VE DELİL DEĞERİ.” İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 8.2 (2017): 573-602.
- Yurtcan, Erdener. Ceza yargılaması hukuku. Beta Basım Yayım Dağıtım, 2007.
[zombify_post]
0 Yorum