Deliller, bir vakıanın gerçekleşip gerçekleşmediğini ispatlamaya yarayan araçlardır. Hukuk düzenleri kesin delil ve serbest delil sistemleridir. Kesin delil sistemi kanunda öngörülen delil türleri ile vakıaların ispatlanmasının sağlanmasıdır[1]. Örneğin kural olarak senetle ispat zorunluluğu getirilmişse bir vakıa ondan başkasıyla ispatlanamaz. Serbest delil sistemi ise vakıalar her tür delille ispatlanabilirdir ancak bunun takdiri hakime bırakılmıştır[2].
Bizim hukukumuz karma bir yöntem belirlemiştir. Hukuk muhakemeleri kanunumuzda kesin deliller tahdidi olarak sayılmıştır. Ayrıca HMK m.192 ve m.198 serbest delil siteminin de kabul edildiğine işaret etmiştir[3]. Burada bir konuya değinmek gerekir ki hâkim her zaman vicdani kanaatine göre hüküm verecektir. Kesin delillerden başka delillerle ispatlanamaması, kanuni delil yerine takdiri delil kullanılamamasıdır[4]. Dolayısıyla sonuç olarak hâkim delilleri takdir ederken kesin delil yerine takdiri delil kullanamamaktadır.
–
Yargıtay kanuni(kesin) delil ve takdiri delil kavramından ziyade bir kavram olarak “güçlü delil” ifadesini kararlarında kullanmıştır. Ayrıca güçlü delil yerine kuvvetli delil ,kuvvetli takdiri delil, önemli delil kavramlarını da benzer anlamlarda ve muhtelif olaylarda kullanmıştır.
Yalan tanıklık nedeniyle ihbar , mülkiyet karinesinin aksi kuvvetli delil ile kanıtlanmalı ,tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararlar da kuvvetli delil oluşturur[5]. Yine konusu aynı olan men’i müdahale davasında mera olarak kesinleşmiş men’i müdahale kararı görülmekte olan tescil davasında güçlü delil niteliğindedir[6]. İstihkak davalarında mülkiyet karinesinin aksi güçlü delille ispatı mümkündür[7] ve bu konuda fatura bilirkişi tanık gibi delillerden yararlanılabilir. Güçlü delilin varlığında tanık delili veya diğer delillerin güçlü delili kaldırabilecek nitelikte olması gerekir[8].
Birçok görüş bu konuda yer edinmiştir. Recep Akcan’a göre güçlü delil takdiri bir delildir ve özel hüküm sebebidir (hmk 367)[9] ,[10]. Diğer bir görüş güçlü ve güçsüz ayrımının doğru olmadığına işaret eder[11] ve ikinci davada kesin hüküm verilen davada bağlayıcı olmasını öngörür[12]. Başka bir görüş, Yargıtay burada bir ayrım yapmamaktadır takdiri delile aksi yönde karar verilmesinin önüne geçmektedir. Bir yazar bu delilin hâkimi inandırmaya muktedir bir delil olduğunun tespitidir[13] şeklinde bir görüşte bulunmuştur. Bir görüş böyle bir delil türünün olamayacağını[14] başka bir görüş ise böyle verilen bir karar kesin hüküm karinesi olarak adlandırılacaktır[15] şeklinde bir görüş öne sürmektedir.
Yargıtay bir kararında;
“Dairemizin 10.04.2019 tarihli ve 2019/333 Esas, 2019/3966 Karar sayılı ilamı ile…..İİK’nin 8. maddesi uyarınca aksi ispat edilene kadar muteber olan haciz tutanağı içeriğine göre borçlunun muhafaza işlemi esnasında haciz adresinde hazır olması nedeniyle İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğu kabul edilerek karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği, davalı üçüncü kişinin dayandığı, borcun doğum tarihinden sonra düzenlenen ve ayırt edici özelliği bulunmayan faturaların ise mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli kabul edilemeyeceği bu nedenle davanın reddi gerekirken kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.”[16]
Başka bir kararında ise;
Dairece ‘ …özellikle dava konusu taşınmazdaki payın miras bırakan tarafından davalıya davacılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı biçimde temlik edildiği saptanarak ve 18.04.2014 tarihinde kesinleşen … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 Esas – 2013/97 Karar sayılı tapu iptali ve tescil davasının eldeki dava bakımından da güçlü delil oluşturduğu gözetilerek tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur…’” [17] Şeklinde güçlü delile ihtimam göstermiştir.
–
Görüşlerden ve Yargıtay kararlarından görüleceği üzere “güçlü delil” kavramı takdiri delilden öteye gitmez. Yargıtay kararlarında somut olaya göre delillerin hâkimin değerlendirmesinde kanaatini ortaya koymasında vakıaları aydınlatmada “güçlü delilin” evla olduğuna işaret etmektedir. Bu yüzden her ne kadar değişik görüşler savunulsa da “güçlü delil” bir takdiri delildir ve ayrı bir sınıflandırmaya tabi tutmak gereksizdir. Güçlü delilin hukuki niteliği bakımından kanaatimizce takdiri delil olduğudur ancak düşüncemize göre bu tip deliller kesin delile yaklaştırılmak istenmiştir, hâkimin aksi kolayca iddia edilebilecek kanıtlara itibar etmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
–
Atıflar
[1] Atalı/Ermenek /Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2020,s.486
[2] Atalı/Ermenek /Erdoğan s.487
[3] Atalı/Ermenek /Erdoğan s.487
[4] Atalı/Ermenek /Erdoğan s.487
[5]Akcan Recep, “YARGITAY KARARLARINDAKİ ‘GÜÇLÜ DELİL’İN HUKUKİ NİTELİĞİ”,Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Sayı 1-2, Yıl 2004,sf:9
[6]Akcan Recep,sf:11
[7]Akcan Recep ,sf:14-15
[8]Akcan Recep ,sf:17
[9]Kale / Keser, “MEDENİ YARGILAMA HUKUKUNDA DELİL SİSTEMİ”,Mehmet Akif Aydın’a Armağan,sf:715
[10]Akcan Recep, sf:21-23
[11]Kale / Keser,sf:715
[12]Kale / Keser,sf:715
[13]Kale / Keser,sf:715
[14]Kale / Keser,sf:715
[15]Kale / Keser,sf:715
[16] Yargıtay 8. HD.2020/2391 E. , 2021/2119 K.
[17] Yargıtay 1. HD.2020/706 E. , 2021/1112 K.
[zombify_post]
0 Yorum