Ölüm, biyolojik olarak canlı bir varlığın hayati varlığının kesin olarak sonlanması halidir. Hukuken de ölüm; dolaşım ve solunum sistemlerinin yapay destek almaksızın çalışmaması ve santral sinir sistemi fonksiyonlarının durması olarak kabul edilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca ölüm ile birlikte kişilik sona erer. Kişiliğin sonlanmasıyla birlikte ölen kişinin hak ve fiil ehliyeti son bulur.
Ölüm hali nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus kayıtlarında böyle bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kayıtla ispat olunabilir. Ölüm kayıtları nüfus müdürlükleri tarafından tutulur ve ölüm halinin gerçekleşmesiyle birlikte on gün içerisinde Genel Müdürlüğe ya da nüfus müdürlüğüne bildirmek gerekmektedir.
Ülkemizde özellikle geçmiş yıllarda yaşanan ölümlerde gerekli merciilere bildirim yapılmaksızın defin işlemleri gerçekleştirilmektedir. Bu ölümler nüfus müdürlüklerine bildirilmediği için ölen kişi aslında nüfus kayıtlarında sağ olarak görünmekte ve sağ bir kişi olarak bütün hak ve fiil ehliyetine sahiptir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca “Ölmüş olduğu halde aile kütüklerinde sağ görülenlere ait ölüm tutanakları, ölüm olayını gösterir belge ile başvurulması halinde nüfus müdürlüklerince düzenlenir ve gerekli işlem yapılır. Herhangi bir belge ibraz edilememesi durumunda ölüm beyanının doğruluğu nüfus müdürlüklerince tahkik ettirildikten sonra düzenlenecek ölüm tutanağı, mülkî idare amirinin emri ile işleme konulur. Merkezî veri tabanında yer alan kayıtlara göre uzun süre işlem görmeyen ve yaşı itibarıyla ölü olması muhtemel kişiler Genel Müdürlükçe tespit edilir. Tespit edilen kayıtların araştırılması mülkî idare amirinin emriyle kolluk kuvvetlerine yaptırılır. Araştırma sonucu ölü oldukları tespit edilenlerin ölümleri tescil edilir.” olarak belirtilmiştir. Ölümü belirten resmî belge olarak; sağlık kuruluşları veya özel hastanelerce düzenlenen kayıtlara dayanılarak kamu kuruluşlarınca verilmiş yazı veya raporlar, trafik kazalarıyla ilgili raporlar, mahkeme kayıtları, mahkeme kararları veya benzeri belgeler kabul edilir. Kısaca, kişiler ölmüş olmalarına rağmen nüfus kayıtlarında ölü olduğuna dair bir kayıt bulunamıyorsa gerçek durumu ilgililer her türlü delille ispat edebilirler. Bildirim sırasında herhangi bir belge verilemediği takdirde; ölünün hısımlarının ve ölüm olayını bilenlerin kimlikleri ile yerleşim yeri adresleri tespit edilir. Belgeler bir yazı ekinde güvenlik makamlarına mülkî idare amirliği aracılığı ile gönderilerek ilgili kişinin ölümünün araştırılması istenir. Kişinin öldüğünün tespit edilmesi halinde ölüm olayı aile kütüğüne tescil edilir.
Ölen kişinin sağ olarak görünmesi sebebiyle ilgili kişiler hukuki olarak zararlara uğrayabilirler. Bu sebeple sağ olarak görünen kişinin ölümünün tespit edilmesi ve ilgili kişilerin mağdur olmaması adına açılacak dava, ölümün tespiti davasıdır. Nüfus hizmetleri kanunu uyarınca, ölümün tespiti davası bir nüfus davasıdır ve aynı kanunun 36. maddesi uyarınca nüfus kaydının düzeltilmesi davasının bir görünümüdür. Bu dava sonucunda, hem nüfus kayıtlarında sağ olarak görünen kişinin ölümü kayıtlara geçecek ve hem de ölüm tarihi gün, ay ve yıl olarak tespit edilecektir.
Ölümün tespiti davası; ölen kişinin mirasçıları, hukuken bu davanın açılmasında yararı bulunan ilgililer ve kamuyu ilgilendiren durumlarda Cumhuriyet savcıları tarafından açılabilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2010/2091, K. 2011/4118 “Kişinin ölü olduğunun tespiti için açılan davada, öldüğü iddia olunan kişinin tüm mirasçılarının davacı veya davalı olarak yer alması gerekmektedir.” uyarınca açılacak davalarda, taraf teşkilinin bu duruma göre yapılmasına dikkat edilmelidir. Ölümün tespiti davası mirasçılar dışında başka ilgililer tarafından açılmış ise bütün mirasçılar burada davalı tarafı oluşturur. Aynı zamanda, dava Cumhuriyet savcısı tarafından açıldığı vakit bütün mirasçılar davalı taraf sayılır. Bunun yanında nüfus idaresi her zaman davalı taraf olarak yargılamada yer alır. Davalı nüfus müdürlüğüdür ve görevlendirilen bir memur nüfus idaresini duruşmada temsil eder.
Nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu uyarınca asliye hukuk mahkemelerinin görevlidir. Yetki konusunda ise kural, kişinin yerleşim yeri mahkemelerinin yetkili olmasıdır. Ölümün tespiti davaları da asliye hukuk mahkemelerinde açılabilir. Yetki bakımından da seçimlik yetki söz konusudur; bulunulan yer mahkemesi yetkili olduğu gibi ölenin son yerleşim yeri mahkemeleri de yetki sahibidir.
Ölümün tespiti davasında herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre yoktur. İlgililer herhangi bir kurala bağlı olmaksızın bu davayı açabilirler.
Ölümün tespiti davası sonucunda, kişinin ölü olduğu tespit edilir ve nüfus kayıtlarında sağ halinin ölü olarak değişiklik yapılmasına dair karar çıkar. Kesinleşen mahkeme kararının nüfus memurluklarına gönderilmesiyle birlikte kayıtlarda düzeltme yapılır. Kişinin ölü olarak kaydının değiştirilmesi suretiyle, bu karar vergi dairesi gibi resmi kurumlara gönderilir. Ölümün tespiti davasında sağ olarak görünen kişinin ölümü tespit edilince miras hükümleri yürür. Mirasçılık belgesi hazırlanması, vasiyetnamenin açılması, tereke hesabı ve paylaşımı gibi miras hukukundan doğan kurumlar işletilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2009/16478, K.2010/18721 “Nüfus kütüğünde kayden sağ olarak gözüken kişinin, ölü olduğunun tespitine ilişkin davalarda, kişinin ölü olduğuyla birlikte ölüm tarihinin de tespiti gerektiği halde, sadece ölü olduğunun tespitine karar verilerek ölüm tarihine ilişkin her hangi bir karar verilmemesi doğru görülmemiştir.” denilerek emsal kararlar uyarınca dava sonucunda ölen kişinin ölüm tarihi de tespit edilir.
Stj. Av. Elif KAPLAN
0 Yorum