Suriye’de yaşanan siyasi iç karışıklığın şiddete dönüşmesinin ardından milyonlarca Suriyeli için başta komşu ülkeler olmak üzere dünyanın birçok bölgesine kitlesel göç akımları başlamıştır. Türkiye’de halen 6 milyona yakın kayıtlı Suriyeli bulunmaktadır. Son zamanlarda kafalarda oluşan “Tüm Suriyeliler mülteci mi?”, “Suriyelilere vatandaşlık verilecek mi?”, “Türkiye’de doğan çocuklar T.C. vatandaşı mı oldu?”, “Türk vatandaşı ile evlenenler vatandaşlık kazandı mı?” sorularına hukuki yanıtlar vereceğiz.
Öncelikle Suriyelilerin hukuki statüsünün tespiti, vatandaşlık kazanma ihtimallerini değerlendirirken önemlidir. Uluslararası koruma çeşitleri beş grup halinde sınıflandırılabilir.[1] Bunlar; mültecilik, başvuru sahipleri (sığınmacı), şartlı mültecilik, ikincil koruma, geçici korumadır.
–
Mültecilik Statüsü
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi m. 14/1’e göre; “Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir”.
Mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin temel iki uluslararası sözleşme vardır. Bunlar; 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 New York Protokolü’dür.
Birleşmiş Millet Genel Kurulu’nun 14.12.1950 tarihinde kabul ettiği “Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme” (1951 Cenevre Sözleşmesi) 28.07.1951 tarihinde Cenevre’de imzalanmıştır. Türkiye’nin; 24.08.1950 tarihinde şartlı olarak onayladığı Sözleşme, 05.09.1961 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
“Mülteci”nin tanımı, 1951 Cenevre Sözleşmesinin “Genel Hükümler” başlıklı m.1/A-2’de yapılmıştır:“1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen veya tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahıs mültecidir.”
Aynı maddenin B fıkrasında;
“(1) İşbu sözleşmenin amaçları bakımından kısım A, madde 1’deki ‘1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar’ ifadesi, ya (a) ‘1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar’ veya (b) ‘1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da veya başka bir yerde meydana gelen olaylar’ anlamında anlaşılacak ve her Taraf Devlet bu sözleşmeyi imzaladığı, tasdik ettiği veya ona katıldığı sırada bu sözleşmeye göre taahhüt ettiği yükümlülükler bakımından bu ifadenin kapsamını belirten bir beyanda bulunacaktır.”
1967’de ise “New York Protokolü” olarak da adlandırılan “1951 Sözleşmesine Ek Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol” kabul edilmiştir. Bununla birlikte mülteci tanımından “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda” ve “söz konusu olaylar sonucunda” ifadesi çıkarılarak ve “Taraf Devletler, işbu Protokolü, hiçbir coğrafi sınırlama yapılmaksızın uygulayacaklardır.” ifadesi eklenerek tarihsel şart ve coğrafi şart kaldırılmıştır.[2]
Özetle Türkiye Cumhuriyeti; hem 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne hem de 1965 New York Protokolü’ne taraf olmakla birlikte, iç hukukunda mülteciyi tanımlarken, tarihsel sınırlamayı kaldırmış, ancak coğrafi sınırlamayı kaldırmamıştır. Bir başka ifadeyle Türkiye Cumhuriyeti; Avrupa ülkeleri dışından ülkesine gelen kişileri mülteci olarak tanımamış olup Suriyeliler, geldikleri ülkenin Avrupa’nın dışında kalması nedeniyle mülteci olarak nitelendirilemez.
–
Başvuru Sahibi (Sığınmacı)
“Irkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancı” olarak tanımlanmıştır; ancak bu hüküm 2013 yılında ilga olmuştur.
Uluslararası hukukta “sığınmacı”; mülteci statüsü kazanmak için başvuruda bulunmuş, ancak başvurusu hakkında henüz karar verilmemiş olan kişileri ifade eder.[3]
Sığınmacı statüsü, geri göndermeme yasağı uyarınca, başvuru süresi sonuçlanana kadar taşınan geçici bir statüdür. Sığınmacı olabilmek için mülteci statüsünde sayılmak üzere başvuru yapmış olma şartı aranır. Türkiye’de yaşayan Suriyeli nüfusun mülteci sayılmasının mümkün olmadığını daha önce de belirtmiştik. Bu sebeple Türkiye’de yaşayan Suriyeli nüfusun mülteci statüsüne geçişi mümkün olmadığından sığınmacı sayılması da mümkün değildir.
–
Şartlı Mültecilik Statüsü
Türk Hukuku’nda şartlı mülteciliğin tanımı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılmıştır. Açıkça anlaşılacağı üzere Suriyelilere yönelik bir düzenleme değildir.
YUKK m. 62’ye göre, “Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.”
–
İkincil Koruma Statüsü
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 63. maddesine göre;
“Mülteci ve şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikametgâh ülkesine geri gönderildiği takdirde ölüm cezasına mahkum olacak veya ölüm cezası infaz edilecek olan, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak olan, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korunmasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.”
–
Geçici Koruma Statüsü
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 1994 yılında yaptığı tanımına göre “geçici koruma”; kitlesel akım durumlarında, uluslararası korumaya ihtiyaç duyduğu kabul edilen insan gruplarına veya kategorilerine sığınma sağlamak için, en azından başlangıçta, bireysel mülteci statüsünü vermeksizin başvurulan bir araçtır. Geçici koruma; temel insan haklarına saygılı olmayı içermektedir, ancak bu koruma aracı, kısa süreli ve göçün ilk aşamasında sunulan acil bir koruma yöntemi olması nedeniyle, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 New York Protokolü uyarınca iltica hakkı verilen mültecilere tanınacak olan korumadan daha sınırlı haklar ve ayrıcalıklar sağlamaktadır.
Avrupa Birliği Hukuku’nda geçici korumanın hukuki altyapısını “Yurdundan ayrılmaya zorlanmış kimselerin kitlesel sığınma durumunda geçici koruma sağlamak için asgari standartlar hakkında ve üye Devletler arasında bu tür insanları ülkeye kabul etmesi ve sonrasında bunun sonuçlarına katlanmasına ilişkin olarak 20 Temmuz 2001 tarihli ve 2001/55/EC (AT) sayılı Avrupa Konseyi Direktifi” (Geçici Koruma Direktifi) oluşturmaktadır.
Türk Hukuku’na “geçici koruma” kavramı 2014 yılında girmiştir. Bu dönemde geçici koruma, ilk olarak Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4. bölümününün 91. maddesinde düzenlenmiştir:[4]
“(1) Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir. (2) Bu kişilerin Türkiye’ye kabulü, Türkiye’de kalışı, hak ve yükümlülükleri, Türkiye’den çıkışlarında yapılacak işlemler, kitlesel hareketlere karşı alınacak tedbirlerle ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasındaki iş birliği ve koordinasyon, merkez ve taşrada görev alacak kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerinin belirlenmesi, Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
–
Sonuç
Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan Suriyeliler “mülteci” değildir. Bu kişiler, geçici koruma altında olup, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile bu Kanunu dayanak alarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği’ne tabidirler ve Suriyelilerin tabi olduğu kanun maddeleri hiçbir koşul altında Türk vatandaşlarına sağlanan hak ve imkanlardan fazla olacak şekilde yorumlanamaz.[5]
–
Peki Vatandaşlık Kazanımı Açısından İncelersek Sonuç Nedir?
Vatandaşlık hakkının yabancılar tarafından sonradan kazanılması ya da bir başka deyişle ‘vatandaşlığın telsik yoluyla[6] kazanılmasına, tarihsel süreç içerisinde bakmak gerekirse;
ABD için temel kural, ebeveynlerinizden birinin ABD vatandaşı olması ve ABD’de belirli bir süre yaşamış olmasıdır. ABD yasalarına göre ABD sınırları içinde doğan her çocuk ABD vatandaşıdır. Buna ilaveten ABD vatandaşı ile evlenerek, ABD ordusunda en az 1 yıl görev yaparak veya ABD’de kırsal bir bölgeye 500 bin dolarlık (şehirler için 1 milyon dolar) bir iş yatırımı yaparak ABD vatandaşlığına başvuru yapılabiliyor.[7] Bunun yanında ikamet şartının yanı sıra Kanada gibi devlet politikaları ve kanunları hakkında da bilgi sahibi olması istenmekte olup bu konuda vatandaşlık sınavı yapılan ülkeler de vardır. Avustralya gibi ülkeler ise çoğu ülkenin kabul ettiği ekonomik yatırım yoluyla telsiki kabul etmemektedir.
Avrupa devletlerinde uygulanan sonradan vatandaşlığa alma politikası ise daha küçük topraklara sahip olmaları, halen yaşlanan nüfusu ve düşük doğurganlık oranları ve kalabalık olmasından kaynaklı daha sıkı koruyucu bir vatandaşlık politikası uyguladıkları görülmektedir. Örneğin İsviçre’de 12 yıl oturma izni ve kültür bilgisi şartı ve İtalya’da ise 10 yıl ikamet şartı aranmasının yanı sıra uluslararası koruma altında olanlar için 5 yıl aranmaktadır. Fransa ve Almanya’daise ülkemizle çok benzer şekilde vatandaşlık kazanılıyor olup şartlar ve süreler dahi neredeyse aynıdır. (Genel telsik 5’er yıl, evlenme yoluyla telsik ise 4 ve 2 yıl.) Buna ek olarak Fransa’da lisans eğitimi yapılmışsa ikamet şartı 5 yıldan 2 yıla inmektedir.[8]
Türk vatandaşlığının kazanılması halleri 2009 yılında çıkarılan 5901 sayılı “Türk Vatandaşlığı Kanunu”nda düzenlenmiştir. Buna göre kanun, Türk vatandaşlığının doğumla veya belirli şartların sağlanması halinde sonradan kazanılacağını temel olarak düzenlemiştir. Vatandaşlığın sonradan kazanılmasına telsik denir. 9. maddede türleri sayılmıştır:
“Sonradan kazanılan Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı veya evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması ile gerçekleşir.”
11. maddede genel yolla telsik düzenlenmiş ve şartları sayılmıştır:
“Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda; a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak, b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmek, c) Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek, ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak, d) İyi ahlak sahibi olmak, e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek, f) Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak, g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır. “
Burada ulusal mevzuatımız, ikamet izni ile 5 yıl ülkemizde “yasal ikamet edilmesi” şartlarını başvuru bakımından öne çıkarmaktadır. Bu sebeple Geçici Koruma Sahipleri bu yol ile telsik olamamaktadır. Zira, Geçici Koruma Yönetmeliği’nin 25. maddesinde ülkemizde bulunan Suriyelilerin ikamet izni ile ülkede bulunmadıkları düzenlenmiştir:
“Geçici koruma kimlik belgesi, Türkiye’de kalış hakkı sağlar. Ancak bu belge Kanunda düzenlenen ikamet izni veya ikamet izni yerine geçen belgelere eşdeğer sayılmaz, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı tanımaz, süresi ikamet izni toplamında dikkate alınmaz ve sahibine Türk vatandaşlığına başvuru hakkı sağlamaz.”
12. maddede ise telsikin istisnai haller ile kazanılabileceği ve bunun şartları açıklanmıştır:
“Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler. a) Türkiye’ye sanayı tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler. b) Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 31’inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi uyarınca ikamet izni alanlar ile Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu c) Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler. d) Göçmen olarak kabul edilen kişiler.” (2) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek hali bulunanların talepleri Bakanlıkça reddedilir.”
Anlaşılacağı üzere istisnai yoldan vatandaşlığa alınma herhangi bir zorlayıcı ön şart öngörülmemesinin yanında yetkili makamın istisnai vatandaşlığa alınacakların şartları sağlaması halinde taleplerini kanunda bulunmayan bir sebeple reddedemiyor[9] olması başvuranların lehinedir. Bu şartları sağlayan Suriyeliler de Cumhurbaşkanı’nın kararı ile fevkalade telsik yoluyla vatandaşlığı kazanabilecektir. Hatta “Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte” 2018 yılında yapılan değişiklikle, en az 250 bin Amerikan doları ya da karşılığı döviz veya Türk lirası tutarında taşınmazın peşin olarak satışının vaat edildiğine dair noterden düzenlenen sözleşmenin, 3 yıl süreyle devri ve terkinin yapılmayacağı taahhüdüyle tapu siciline şerh edilmesiyle Türk vatandaşlığı kazanılabileceği düzenlenmiş ve bu maddeler uyarınca vatandaşlık kazanılabileceği açıklanmıştır.
16. maddede ise evlenme yoluyla telsik düzenlenmiştir:
“Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde; a) Aile birliği içinde yaşama, b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama, c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama, şartları aranır.(2) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde birinci fıkranın (a) bendindeki şart aranmaz.(3) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler.”
Sıkça tartışılan bir başka konu ise “Suriyelilerin bir Türk vatandaşı ile evlenmesi durumunda Türk vatandaşlığının evlenme yoluyla kazanılıp kazanılamayacağı” konusudur. Kanun bu hususu, bir Türk vatandaşı ile “evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz” şeklinde düzenlemiş ve 16. maddedeki şartların sağlanmasının sadece başvuru hakkı doğurduğunu yazmıştır.
Kısaca hangi yolla vatandaşlık kazanılıp kazanılamayacağını açıkladıktan sonra bir diğer husus ise günde ortalama 500 Suriyeli bebeğin doğduğu ülkemizde, mevcut kanunlara göre sadece ülkemizde doğduğu için bu bebeklere Türk vatandaşlığı verilmesinin mümkünatıdır ki; TVK’nın 8. maddesinde “Türkiye’de doğan ve yabancı ana ve babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumdan itibaren Türk vatandaşıdır.” denilerek bu bebeklerin doğumla vatandaş olamayacağı anlaşılmaktadır.
Nitekim 2019 sonunda İçişleri Bakanı’nın açıkladığı verilere göre; “Çocuklar da dahil olmak üzere 92 bin 280 Suriyeliye vatandaşlık verildi. Bunların 47 bini ergin, 45 bin 280’i çocuk. Bunların da büyük bir bölümü öğretmen, mühendis ve nitelikli, kendi hayatını kurabilecek insanlar.”
Yani anlaşıldığı üzere; Suriyelilerin statü olarak geçici koruma sahibi olması ve mülteci olmaması nedeniyle hukuken genel yoldan vatandaşlık kazanamamakta; istisnai yoldan ve evlenme yolu ile vatandaşlık kazanabilmektedir.
–
Dipnotlar
[1] Vahit Doğan, Türk Yabancılar Hukuku, 3. Baskı (Ankara: Savaş Yayınevi, 2018).
[2] İsmail Sarıteke – Ömer Fuad Kahraman – Abdullah Aydın, “Türkiye’deki Suriyeli Nüfusun Hukuki Statüsü ile İlgili Bir Analiz”, Turkish Studies 13/7 (Kış 2018): 391.
[3] Bu hususta mukayese için bakınız.
[4]Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu için bakınız.
[5] YUKK m. 88.
[6] B. Bahadır Erdem, Türk Vatandaşlık Hukuku, 6. Baskı (İstanbul: Beta Yayınları, 2017), 115 vd.
[7] Mehmet Zeki Bodur, Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Türkiye’de Vatandaş Olabilirler mi?, 2019. Link
[8] Aysel Çelikel – Günseli Öztekin Gelgel, Yabancılar Hukuku (İstanbul: Beta Yayınevi, 2017).
[9] Vahit Doğan, Türk Vatandaşlık Hukuku, 16. Baskı (Ankara: Savaş Yayınevi, 2019), 74.
[zombify_post]
0 Yorum