Anaysa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru

Bu yazıda, 2010 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri ile hukukumuza giren ve gün geçtikçe daha da önem kazanan "Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru"yu inceliyoruz.6 min


48

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu anlamak için öncellikle anayasaların amaçlarını ve işlevlerini incelemek gerekmektedir. Ardından anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin kapsamı ele alınacak ve son olarak da Anayasa Mahkemesi’nin durumuna göz attıktan sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu incelemek yerinde olacaktır.

Anayasa Nedir?

Anayasa; devlet tüzel kişiliğinin kuruluşunu, organlarını, işleyişini, yurttaşların temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen hukuki metindir. Bu bağlamda anayasaların içeriğini oluşturan ana kısımlar şunlardır: Devletin işleyişine ilişkin esasları ortaya koymak ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerini, bu temel hak ve özgürlüklerin hangi koşullarda ve hangi seviyede sınırlanabileceğini belirlemek. Bireysel başvuru konusunu da devletin işleyişine ilişkin esaslar kısmını bir yana bırakıp temel hak ve özgürlükler üzerinden ilerleyeceğiz.

Temel Hak ve Özgürlükler Nedir?

“Temel hak ve hürriyetler” terimi “kamu hürriyetleri” karşılığında kullanılmaktadır. Yani “temel hak ve hürriyetler” insan haklarının pozitif hukuk tarafından tanınmış ve düzenlenmiş kısmıdır.

T.C. Anayayasası m. 12:

“Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”

Yukarıdaki madde ile temel hak ve özgürlükler anayasal güvence altına alınmış ve bu hakların devredilemeyeceği, bu haklardan vazgeçilemeyeceği belirtilmiştir. Fakat her hak gibi bu hakkın da sınırları mevcuttur. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddede, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin hangi durumlarda ve ne ölçüde sınırlanabileceğine yer verilmiştir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Bahsi geçen maddede, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması birçok şarta bağlanmıştır. Bu şartlar, öze dokunma yasağı; Anayasa’da belirtilen sebeplere bağlı olarak sadece kanunla sınırlayabilme; sınırlamanın Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenine ve laik Cumhuriyet gerekliliklerine ters düşmemesi ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamasıdır. Ancak tüm şartların bir araya gelmesi ile bir temel hak ve özgürlüğün sınırlanabilmesi mümkündür.

Bununla birlikte T.C. Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15. maddesinde, savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerin varlığı durumunda temel hak ve özgürlüklere getirilebilecek kısıtlamalar yer almıştır:

“Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi veya manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

Hükmün ilk fıkrasında görüldüğü üzere, yukarıda sayılı hallerin varlığı durumunda temel hak ve özgürlüklerin kısmen veya tamamen durdurulabilir olduğu açıkça ortaya koyulmuştur; meğerki bu kısıtlamalar, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etsin. Yasa koyucu ek bir kısıtlama olarak, ‘durumun gerektirdiği ölçüde’ ifadesine yer vererek ‘ölçülülük ilkesinin’ önemini tekrar vurgulamıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise savaş, seferberlik veyahut olağanüstü hallerde dahi aksine sınırlama veya durdurulabilme kararı alınamayacak haklar saymak suretiyle koruma altına almıştır. Bu haklar yaşama hakkı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, işkence yasağı, düşünce ve kanaat hürriyeti ve suç ve cezada kanunilik ilkesinin uygulanmasıdır.

Anayasa Mahkemesi Nedir? Görev ve Yetkileri Nelerdir?

Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile kurulmuş olmakla birlikte kuruluşundan itibaren yapılan Anayasa değişiklikleriyle beraber; üye sayısı, görev ve yetkileri açısından değişikliğe uğramıştır. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu açılmıştır. En son 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un kabul edilmesiyle birlikte Anayasamız büyük bir değişim geçirmiş, bu değişim Anayasa Mahkemesi’ni de etkilemiştir. 2017 yılında yapılan bu değişiklikler ile 1982 Anayasası büyük değişim geçirmiş, bu değişim ülkenin yönetim mekanizmasına dahi yansımıştır. Bu yazımızda, başlı başına bir yazının konusu olabilecek bu değişiklikleri sadece Anayasa Mahkemesi açısından incelemiş olacağız (detaylı bilgi).

Peki Bireysel Başvuru Nedir?

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin ortak konusunu oluşturan bir temel hak ve özgürlüğü açısından kamu gücüyle zarara uğramış, hakkı ihlal edilmiş, kişilerin iç hukuk yollarını tükettikten sonra -yani mevcut sistemde başvurabileceği tüm yollara başvurarak bu aşamalarda ihlal iddiasının reddedilmesi üzerine- Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı olduğu ortaya konmuştur:

Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Yukarıda da bahsedildiği üzere bireysel başvuru hakkı, 2010 anayasa değişiklikleri ile T.C Anayasası’na girmiştir. 1954 yılında tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bireysel başvuru hakkı 1987’de, zorunlu yargılama yetkisini ise 1990 yılında kabul edilmiştir. 2004 yılında Avrupa’ya entegrasyon gayesi ile yapılan değişikliklerin bir aşaması olan bireysel başvurunun ülkemizde geç kabul gören bir hak olduğu açıktır.

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 64/1:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

Yukarıda ele alındığı üzere, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı ikincil nitelikli bir hak arama yoludur. Kanunkoyucu, bu hakkı iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına bağlı olarak herkese tanımıştır. İçtüzüğün aynı maddesinde hakkın kullanılabileceği süre de belirtilmiş, bu hak 30 gün ile sınırlı bir süreye tabi tutulmuştur.”

Bireysel başvuru mekanizmasının kurulması ile amaçlanan hedeflerin en önemlilerinden biri de iç hukuk yollarını tüketmiş ve istediği sonuca ulaşamamış kişiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmeden önce başvurabileceği bir seçenek daha sunarak, uyuşmazlıkları AİHM’e gitmeden iç hukukta çözme fırsatını vermek ve bunun sonucunda uluslararası alanda adı sıkça ihlallerle beraber anılan ülke imajından kurtulma isteğidir.

Buna ek olarak bireylere bu hakkı tanımak, Anayasa’nın 2. maddesinde bahsedilen demokratik bir sistem kurma ve hukuk devleti olma yükümlülüğü açısından değerlendirildiğinde önemli bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır:

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Kurulan bu mekanizma ile istenilen amaçlara belli bir seviyede ulaşılmış, Türkiye aleyhine AİHM’e giden davalarda azalmalar görülmüş; iç hukuk yollarında uyuşmazlıklarını çözme konusunda sıkıntı yaşayan bireylerden bazıları Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduktan sonra olumlu sonuçlar elde etmiş ve bu sonuçlar ışığında verilen kararlar belli bir içtihadın oluşması açısından önemli olup bazı temel prensipleri ortaya koymuştur.

Her ne kadar tüm somut olaylar kendi sınırları çerçevesinde incelenmek üzere karara bağlanmış olsa da karar mercii olarak AYM’nin kararlarının herkes için bağlayıcı niteliği sebebiyle, alınan kararlar hukukumuzda önemli bir yere sahip olmaktadır.

Sonuç olarak, bireysel başvuru hakkı, herkese tanınmış anayasal bir haktır. Bu hakkın kullanımı her ne kadar ikincil nitelikli olsa da bireysel başvuru hakkının var olması gereken bir mekanizma olduğu konusunda çekince bulunmamaktadır. Bu mekanizmanın işlevsel şekilde ilerlemesi Türk hukukuna son derece değerli kazanımlar sağlayacaktır.

Kaynakça

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

48

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.