Ortaya Saçılmamış Suçlar: Karanlık Alan

Gerçek suçluluk, kayıtlara yansıyandan daha farklı bir yol haritası çizmektedir. Peki bu farklılığın nedeni olan karanlık alan tam olarak nedir?4 min


58

Cezaya layık haksızlık olarak belirtilen suç, hukuk sistemi tarafından kınanan ve toplumun yerleşmiş değer yargılarının hoş karşılamadığı insan davranışıdır. Suç, bilinen tarihin başlangıcından itibaren insan yaşamının bir parçası olarak süregelmiştir.

Tarih boyunca suçlu davranışın nedenleri hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Fakat  öncesinde en ilkel toplumdan medeniyetin üst seviyesine ulaşmış toplumlara kadar varılan ortak netice; suçlu davranışın cezalandırılması olmuştur. Cezaların orantılılığı, gerekliliği ve yeterliliği birçok dönemde tartışılmıştır. Hukuk ile uğraşan bilim insanlarının bu soruya verdikleri cevaplar, sonraki dönemleri etkilemiş ve birikimlerinin üstüne eklenen yeni görüşlerle ceza hukuku dinamik yapısını korumuş; gelişen ve değişen pozitif hukuka ayak uydurmuştur.

Bilinen Suçlardan Karanlık Alana

Suçun oluşması için gereken şartlardan biri de tipikliğin maddi unsurlarıdır. Maddi unsurlardan iki tanesi, fail ve mağdurdur. Açığa çıkmış bir suçun, fail ve mağdurunun belli olması veyahut belirlenebilir olması gerekmektedir. Ceza hukuku ile ilgilenen bilim insanlarının kayıtlara ulaşması, bunları değerlendirmesi ve ortaya bir sonuç çıkarması, bu kayıtların ulaşılabilir olmasının neticesi olarak gösterilebilir. Ortaya saçılmış suçlar ile ilgilenmek, onların nedenlerini incelemek ceza hukukçularının uzun yıllarını almıştır.

Nihayet 20.yüzyıla gelindiğinde ise Japon savcı Shigema OBA, doktora tezinde siyah sayılar kavramını kullanarak 19.yüzyılın ortalarında dillendirilmeye başlanan ortaya saçılmamış suçları kriminolojinin literatürüne sokmuştur. Günümüzde geçerli söylem, karanlık alan terimidir. Belirsiz bir alan olan bu suçlar için, sayı teriminin kullanılmasının iyi bir fikir olmadığı kabul edilmiştir. Peki bu ortaya saçılmamış suçlar, doğru bir ifade ile karanlık alan nedir?

Devlet kavramı ortaya çıktığında, insanlar can ve mallarının korunmasına ilişkin haklarını daha fazla yetkisi olan devlete bırakmıştır. Karşılıklı olan bu sözleşme rıza ya da cebirle gerçekleşse de devlet kendi çıkarını korumak adına buyruğunda yaşayanları korumalıdır; neyden ve kimden koruyacağı sorusu ise bizi suç kavramına yönlendirmektedir.

Suç, korunan hakların ihlalidir özünde. Bu ihlali gerçekleştirenler haliyle yaptırıma tabi olmalıdırlar. Bu yaptırım için de infaz hukuku gelişmiştir. Fakat her şeyden önce bu suçun ortaya saçılması ve failinin bilinmesi gereklidir. Devlet ya da hukuk, bilinmeyene infaz rejimini uygulayamaz.

Devletler, suçun ortaya çıkarılması için çalışmaktadırlar. Üstü örtülen suçlar, toplumda huzursuzluğa neden olur ve bu noktada insanlar devletin meşruiyetini sorgulamaya başlayabilir. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden devlet, temelde bu minik pürüz nedeniyle suçu ve failini ortaya çıkarmaya yönelik tedbirler uygular.

Fakat çeşitli nedenlerle suçlu davranış her zaman ortaya çıkmaz. Hatta ortaya saçılmayan suçlar bilinen suçtan daha fazladır denilebilir. Bu iddianın aksini ispatlamak ya da doğruluğuna nokta koymak kolay bir iş değildir; çünkü karanlık alan sayılarla ölçülmesi zor bir alandır. Her ne kadar karanlık alanla ilgili araştırma yöntemleri ile belirli ölçüde tahminde bulunulsa da karanlık alanın güvenilir şekilde ölçülebileceği bir metot kriminolojide yoktur.

Fail ve mağdurun ifadelerinden yola koyulmak bir başlangıç sayılabilir. Fakat bu, bizi mutlak bir sonuca ulaştırmaz. Fail, işbirliği yapmaktan kaçınma eğilimindedir. Yaygın bir ifade ile çoğunluk suçlu olduğunu kabul etmemektedir ya da işlediği suça kendi penceresinden baktığından suçun içyüzü ortaya çıkmamaktadır. Mağdur ise, failden korktuğu, çevresinden çekindiği ya da maruz kaldığı fiilin suç olduğunu idrak edemediğinden ilgili makamlara bildirim veya şikayet talebinde bulunmamaktadır. Suçun zarar görenleri de suçun açığa çıkması için her zaman hevesli değildir. Fiilin suç olduğunu bilmeme, cebir ve tehdit yoluyla korkutulma, dışlanma ve toplumda edindiği konumu kaybetme korkusu, failin yeterli cezai yaptırıma uğramayacağı düşüncesi, mağdurun suçu ispatlayamama korkusu, mağdurun bizzat kendisinin intikam almak istemesi gibi nedenlerden dolayı; suç, yetkili makamlara bildirilmemektedir. Sayılan bu sebeplerden dolayı devletlerin gerçek suç oranları ortaya çıkmamaktadır. Kayıtlarda yer alan oranlardan yola çıkılsa dahi; bu oranlar, gerçeği belirtmekten uzak olacaktır.

Sonuç

Suçun karanlık alanının tespiti, gerçek suçluluğun ortaya konulması için önem arz etmektedir. Devlet politikaları, karanlık alanın aydınlatılmasına yönelmeli; tespiti zor olan bu sorunun çözümü için somut adımlar atılmalıdır. Suçun mağduru olan kimselerin, bu suçtan daha fazla zarar görmeyeceği; failin hızlı ve adil bir biçimde yargılanacağı bir hukuk sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Ortaya saçılmamış suçların azalması, somut olarak rakamlara yansımasa da toplumda artan belirgin huzur, bilinen suçların azalmasında bir basamak olacaktır.

Kaynakça

  • Demirbaş, Timur. Kriminoloji. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2016.
  • Koca, Mahmut – Üzülmez, İlhan. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2019.
  • http://kriminoloji.com/

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

58

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.