İnsanoğlu, tarih boyunca birçok salgın hastalıkla mücadele etmiştir. Bu tür hastalıkların insanlar arasında çok kolay bir şekilde yayılabilmesi ve ölümcül seviyelerde seyredebilmesi, bu durumun önüne geçmek için insanları çeşitli tedbirler almaya sevk etmiştir. Bu tedbirlerden bir tanesi de “karantina” uygulamasıdır. Karantina, “bulaşıcı hastalıklardan korunmak için insan veya hayvanların belli bir yerde gözetim altında tutulması” olarak tanımlanabilir.
Karantina uygulaması, kendine özgü kuralları içinde barındırır. Uygulamanın olumlu sonuçlar verebilmesi, bu kurallara uyulmasına bağlıdır. Toplumun sağlığını korumaya yönelik olan bu kurallara uyulmaması halinde hukuk yaptırımları gündeme gelebilmektedir.
Günümüz Türk Hukuku’nda bu mesele şu anda yürürlükte bulunan 24/4/1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 195 kapsamında çözüme kavuşturulmakta, yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişilere iki aydan bir yıla kadar hapis cezası verilebilmektedir.
Bu yazının asıl konusu ise Osmanlı Devleti’nde karantina tedbirlerine uymayan kişilere hukuk düzeni tarafından nasıl bir tepki gösterildiğidir. Bunun için öncelikle Osmanlı Ceza Hukuku’nun özelliklerine kısaca değinmek gerekmektedir.
Suçlar üç ayrımda incelenir ve bunlar had, kısas-diyet ve ta’zir suçlarıdır. Had suçları Kitap (Kur’an) ve Sünnet tarafından yasaklanmış ve cezası belirlenmiş olan fiillerden oluşur. Kısas ve diyet suçları ise cana ve vücut bütünlüğüne yönelik olan fiillerden oluşur. Ta’zir suçları ise düzenlenmesi devlet başkanına veya onun vereceği yetkiyle hâkime bırakılmış suçlardır.
Had suçlarında karantina nizamına (düzenine) uymama olarak bir fiil tipi gözükmemektedir. Kısas suçları genel anlamda sadece öldürme ve yaralama fiillerinden oluştuğu için karantina nizamına uymama suçunu burada da bulmak mümkün değildir. Ta’zir suçlarının düzenlenmesi devlete bırakılmış olan fiilerden oluştuğunu belirtmiştik, bu nedenle söz konusu suç tipini bu grupta bulabilmemiz mümkündür. Karantina da kamu sağlığının korunması için geliştirilen ve Osmanlı’da ilk defa Sultan II. Mahmud döneminde, 1831 yılındaki büyük kolera salgını sırasında uygulanan bir yöntemdir. Bu nedenle salgın hastalığın etkilerinin artmasının önüne geçmeye yönelik alınan tedbirlere karşı gelen kişilere taziren cezalandırma uygulanabilecektir.
Osmanlı uygulamasında karantina şartlarına uymayanlara sürgün cezası verilmiştir. Örneğin 1852 yılına ait bir kayıtta Ömer isimli şahsa, Halep’ten Adana’ya girerken karantina şartlarına uymaması bu yüzden halk arasında korku ve huzursuzluğa neden olmasından dolayı sürgün cezası uygulanmaktadır. Bu cezanın seçilmesinin nedeni, sürgün cezasının daha çok kamu düzeni kurallarına uymayan, kamu düzenini bozan kişilere verildiği düşünüldüğünde anlaşılabilir. Ayrıca İslam hukukçuların bir kısmının sürgün cezasını da toplumdan sürgün yani hapis cezası olarak anladıklarını belirtmekte fayda vardır.
Kaynaklar
- Aydın, M. Âkif. Türk Hukuk Tarihi. İstanbul: Beta Yayıncılık, 2013, s. 157-208.
- Koç, Mehmet. Osmanlı Hukukunda Ta‘zir Suç ve Cezaları. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktara Tezi, Konya, 2017, s. 297,301,302. https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/869/477189.pdf?sequence=1&isAllowed=y adresinden ulaşılmıştır. (erişim tarihi: 20.03.2020)
- https://islamansiklopedisi.org.tr/karantina (erişim tarihi: 20.03.2020)
[zombify_post]
0 Yorum