Tıbbi̇ Uygulamadan Doğan Uyuşmazlıklar : Malprakti̇s-Kompli̇kasyon

5 min


83

   Hekimlik, doğası gereği risk barındıran bir meslektir. Her tıbbi müdahalenin risk ve sapmaları bulunmaktadır. Bu risk ve sapmalar bir insanın sağlığı ve varlığıyla ilgili olduğu için ayrı bir önem barındırmaktadır. Dolayısıyla hata payının en az olduğu, yaşam hakkı gibi öncü bir hakkın söz konusu olduğu bu alanda hekimlerin, mesleklerinde yaptıkları tıbbi uygulamalarda kendilerinden beklenen özeni en iyi şekilde göstermeleri gerekir.  Hekimlerin özen eksikliğinde bulunması durumunda sorumluluğu gündeme gelecektir ve hasta hatalı tıbbi müdahaleden zarar görmesi durumunda hukuk yollarına başvurabilecektir. Tüm bu sonuçlardan hareketle tıbbi hata kavramının açıklanması hekimin sorumluluğuna gitmede önemli bir husustur. Hekimin uyguladığı tıbbi müdahalenin amaçlandığı şekilde tamamlanamaması tıbbi hata olarak tanımlanır. Tıbbi hatalar; yanlış işlemi yapmak, doğru işlemi yapmamak ve yahut doğru işlemi yanlış yapmaktan dolayı meydana gelebilir. Hekimlerin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışından doğan tıbbi hatalarda hekimlerin sorumluluğuna gidilebilecektir. Hekimlerin hatalı tıbbi uygulama sonucu hukuki anlamda kusurları oranında, cezai açıdan ise kanunda Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen ilkeler çerçevesinde sorumluluğu gündeme gelecektir.
Hasta-hekim arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi hekimin sorumluluğu bakımından önemli bir kriterdir. Çünkü hatalı tıbbi uygulama sonucu açılacak davalarda ileri sürülebilecek hukuksal sebepler açışından ilişkinin hukuksal niteliği belirlenmelidir. Öğretide baskın olarak hasta ve hekim arasındaki ilişki “vekâlet sözleşmesi” olarak kabul edilmektedir. Özel bir sağlık kuruluşundan hizmet alan hasta, tedavi için içeri girmesiyle, hastane ile arasında bir sözleşmeye dayalı bir ilişki kurulmuş olacaktır. Buna “hasta kabul sözleşmesi” denilmektedir. Alman hukukunda hâkim olan görüşe göre hasta kabul sözleşmesinin çeşidi ne olursa olsun hizmet sözleşmesi hükümlerinin uygulanması iken, İsviçre hukukunda ise hasta ve özel hastane arasındaki ilişkiye serbest çalışan bir hekim ve hasta ilişkisinde olduğu gibi vekâlet sözleşmesi hükümlerinin uygulanması yönündedir. Hekim bu durumda tedaviyi kendi adına değil, hastane adına kabul ettiğinden TBK md. 116 ’ya göre “yardımcı kişi” olarak nitelendirilmektedir. Hekimin hatalı tıbbi uygulamada bulunursa hastane ifa yardımcısının davranışlarından kusursuz olarak sorumlu olur. Kamu hastanelerinde ise, sözleşmeye dayalı bir ilişki bulunmamaktadır. Burada hekim kamu görevlisi konumundadır, verilen sağlık hizmeti de bir kamu hizmetidir. Hasta, kamu hizmetinden yararlanmaktadır, hekim ile arasında dolaylı bir ilişki vardır. Kamuda çalışan hekimler kamu görevlisi sayılmaktadır. Bundan ötürü 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olmaktadırlar. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13.maddesine göre de: “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.” Hekimin görevine bağlı olarak yaptığı bir tıbbi müdahalede hasta tedaviden zarar görürse, hasta doğrudan hekimi ve sağlık personelini dava edemeyip, hizmet (görev) kusuru nedeniyle devlete veya ilgili kamu tüzelkişisine karşı dava açabilir. Anayasa md. 129/5’e göre, “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.’’ Hekimin veya sağlık personelinin kamu görevini yerine getirmediği, şahsi sebeplerle hareket ettiği durumlarda oluşan uyuşmazlıklarda hizmet kusuruna gidilemez ve adli yargıda dava açmak gerekir.
Dünya Tabipler Birliği’ne göre “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, bilgi ve beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar” tıbbi yanlış uygulama olarak tanımlanmıştır. Bu tıbbi yanlış uygulama malpraktis terimiyle de ifade edilmektedir. Hasta-hekim ilişkisinde hekim özen yükümlülüğüne uyarak hastaya teşhis koymalı, tedavi uygulamasında bulunmalıdır. Eğer hekim gerekli özeni göstermez ve bir hata oluşursa edimini gereği gibi ifa etmemiş olacaktır. Malpraktisi oluşturan nedenler hekimin, bilgi noksanlığı ve dikkatsizliğidir. Malpraktisten söz edebilmemiz için sağlık personelinin kusurlu hareket etmesi gerekmektedir. Hekimin bu sorumluluk hali disiplin, özel hukuk ve ceza hukuku alanlarından biri veya birkaçı veyahut tümü bakımından söz konusu olabilir. Mevzuatta sağlık personellerinin sorumluluğuna ilişkin özel hükümler bulunmamaktadır, bundan ötürü Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen kusura dayanan genel sorumluluğa gidilmektedir. Ancak, tıbbın gereklerine uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise hekim ve hastane sorumlu tutulamaz. Tıp hukukunda bu duruma komplikasyon adı verilir ve malpraktis kavramından tamamen farklıdır.
Tıbbi hatalar, aydınlatma kurallarının ihlalinde, teşhiste veya tedavi yönteminin belirlenmesinde ya da belirlenen yöntemin uygulanmasında ortaya çıkabilir. Tıbbi hatadan söz edilebilmesi için meydana gelen neticeyi hekimin öngörebilmesi ve önleyebilmesi gerekmektedir yani bir bakıma hekime kusur yüklenebilmelidir. Doktrine göre, failin yaşı, zekâsı, görgüsü, eğitim ve sosyal seviyesi gibi özelliklerinin gözetilmesi sebebiyle neticeyi öngörüp öngöremeyeceği belirlenmelidir. Hekimin aldığı eğitim, mesleki tecrübesi, çalışma koşulları, hastanın ve hastalığın niteliği ve tıbbi müdahaleyi gerçekleştirdiği zaman ve şartlara göre öngörme öğesi belirlenmelidir. Malpraktis kasten, ihmalen ve taksirli davranış sonucu ortaya çıkabilir. Tıbbi uygulama hataları teşhis aşamasında yapılan hatalardan, tedavi ve tedavi sonrası yükümlülüklerin ihlalinden, sağlık kurumunun ve tedavi hizmetinin organizasyonuna ilişkin hatalardan, hekimin tedaviden kaçınması veya tedaviyi geciktirmesinden kaynaklanabilmektedir. Hekim başarılı bir teşhiste bulunma yükümlülüğü altındadır. Yargıtay, hekimin teşhiste hatasının olup olmadığı Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak bir raporla tespit edilmesi gerektiği görüşündedir. Bunun yanında konunun uzmanından bilirkişi raporu alınması gerektiğini savunan görüşler de vardır. Hekim hastayı kesin olarak iyileştireceğinin sözünü vermek durumunda değildir veya uygulayacağı tıbbi müdahaleden sonra hasta kesinlikle iyileşmelidir gibi bir şey söyleyemeyiz. Burada hekimden beklenen tıbbın gereklerine göre tedavide bulunmasıdır.  Hastalar hekim tarafından tıbbi müdahaleden önce öngörülen komplikasyonlar bakımından uyarılmalıdır. Hasta tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için uygulama sırasında ve sonrasında komplikasyonları bilerek uygulamaya onay vermelidir. Hekimin, komplikasyonlardan sorumlu tutulmaması için; hastayı, komplikasyonlar konusunda bilgilendirmiş ve hukuka uygun olarak rızasını almış olması gerekir. Hastanın rızasının olduğu tıbbi müdahalelerde, hastaya bildirilmiş durumlara bağlı olarak gelişen komplikasyonlardan hekim sorumlu tutulamaz. Bununla beraber hekim her türlü komplikasyonu söylemek zorunda da değildir, oluşması en muhtemel ve önemli durumlardan bahsetmesi yeterlidir. Hekimin sorumluluğu bakımından malpraktis ve komplikasyon ayrımı önemlidir. Hekim tazminat sorumluluğu kapsamında hafif kusurundan dahi sorumludur. Cezai sorumlulukta ise öncelikle tıbbi müdahaleye uyan ve TCK’da suç olarak düzenlenen hukuka aykırı hareket bulunmalıdır. Hekimin TCK bağlamında sorumluluğu, genel olarak yaralama kavramının unsurlarını oluşturduğu için taksirle veya kasten yaralama olarak görülmektedir. Hekimin tıbbi malpraktis oluşturan hareketinin hangi suç içerisinde değerlendirilmesi gerektiği hususu ise somut olayın özelliklerine göre incelenerek tespit edilecektir. Hekimin kasten hareketi pek karşılaşılan bir durum değildir, hekimin sorumluluğu daha çok taksirle öldürme ve taksirle yaralama ile hekimin garantörlük durumu sebebiyle ihmal suretiyle icrai bir hareketi gerçekleştirmesi halinde ise ihmal suretiyle kasten öldürme veya yaralama olarak değerlendirilecektir. Sonuç olarak hem hekimi hem de hastayı bu denli yıpratan ve telafisi olmayan hatalardan korumak için tıp eğitiminin en iyi şekilde verilmesi; dikkatli, özenli, donanımlı hekimlerin yetiştirilmesi ve hekimlerin, sağlık personellerinin çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

Kaynakça:

• DEĞDAŞ, Ulaş Can. “Hatalı Tıbbi Uygulamadan (Malpraktis) Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk.” Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1: 41-65.
• ARTUK/Gökcen/Yenidünya, “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, 3.Baskı, s.508.Ünver, “Tıbbi Malpraktis ve Ceza Hukuku”, İstanbul, 2008.
• SEROZAN, Rona, “Borçlar Hukuku Özel Hükümler”, Filiz Kitabevi, 2002


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

83

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.