Kerem ile Aslı’yla Bir Aile Hukuku İncelemesi

Aile hukuku, medeni hukukun önemli alanlarından biri olup uygulamada, doktrinde ve Yargıtay kararlarında birçok farklı kararla akılları karıştırmaktadır. Bu yazıda somut bir olayla karıştırılan belli başlı konular incelenecektir.13 min


59

–           

Sana mı Güveneyim, Tapuya mı ?

Ankara’da bir hastanede hekim olarak çalışan Aslı (34), Eylül 2019’da katıldığı bir yaza veda partisinde,  kendisini psikolog olarak tanıtan ve Ankara’ya yeni taşındığını söyleyen Kerem (33) ile tanışmıştır. Aslı ile Kerem kısa sürede derin bir bağ kurduklarına inanarak evlenme kararı almışlardır. Çift, 10 Ekim 2019 tarihinde, Aslı’nın çekirdek ailesinin ve yakın arkadaşlarının katıldığı bir nikah töreniyle evlenmişler ve Aslı’nın evlenmeden önce de yaşamakta olduğu Çayyolu’ndaki kiralık evde oturmaya başlamışlardır. 30 Haziran 2020’de Aslı ve Kerem’in Deniz isminde bir kızları dünyaya gelmiştir. Bu sırada Aslı’nın babası vefat etmiş ve Aslı babasından kendisine kalan miras sayesinde çocukluğunun geçtiği Bahçeli’de 1.500.000 TL karşılığında bir ev satın almış ve Çayyolu’ndaki evin konu olduğu kira sözleşmesini Kerem’e haber vermeden feshetmiştir. Aslı, Kerem’e güzel bir sürpriz yaptığını düşünerek, artık kira ödemek zorunda olmadıklarını ve Bahçeli’de kendisine ait evde yaşayacaklarını söylemiştir. Çayyolu’nda oturmanın meslekî çevresi açısından daha itibarlı olduğunu düşünen Kerem, Aslı’nın bu sürprizinden hiç hoşlanmamıştır. 

Somut olayın bu kısmında geçen Çayyolu’ndaki evin hukuki niteliği incelendiğinde “aile konutu” kavramı ile karşılaşılır. Bu taşınmazla alakalı ihtimaller de göz önünde bulundurulmalıdır. İlk önce Aslı’nın kira sözleşmesini feshetmesiyle başlayalım:

TMK.m.194’te aile konutu kavramına ilişkin bir tanıma yer verilmemiş ve aile konutu madde gerekçesinde “eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir mekân” olarak tanımlanmıştır. Yargıtay ve doktrin de aile konutunu; “eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, acı, tatlı günlerini yaşadıkları, yaşam faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları mekân, eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürmeleri için ayrılan ve aynı konutta iki tarafın da yaşama hakkını güvenceye alan hukuksal bir kurum” olarak tanımlamaktadır. Olayda sözü edilen Çayyolu’ndaki kiralık ev aile konutu olarak tanımlanabilir. Eşlerin müşterek bir şekilde yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, düzenli bir biçimde ikamet ettikleri mekân “aile konutu” olarak nitelendirilmektedir. Kira sözleşmesinin feshi konusu ise TMK.194 nezdinde değerlendirilir. TMK.194, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir. Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.” demektedir. Yani, aile konutu eşlerden birisi tarafından kira sözleşmesi ile sağlanmışsa, kiracı eş, diğer eşin açık izni olmaksızın kira sözleşmesini feshedemeyecektir. Bu olayda diğer eş olan Kerem’in bu fesihten haberi olmaması, Kerem’in açık izin vermemesi demektir. İzin verilmeden yapılan bu fesih işlemi sonrasında Kerem, kira sözleşmesinin feshinin geçersizliğine dair bir tespit davası açılabilir. Ancak belirtmek gerekir ki Kerem’in sonradan onay vermesiyle işlem geçerli hale gelir. Başka bir ihtimal ise önceden Kerem’in kira sözleşmesine taraf olmasıyla ortaya çıkmaktadır. Eşlerin her ikisi de kira sözleşmesinde kiracı sıfatına sahip ise bir eşin kira sözleşmesini feshetmesi, diğerini bağlamayacağından TMK 194 hükmünün uygulanması gerekmeyecektir.

Evimizi (!) Nasıl Satarsın ?

Somut olayın devamında olanlar şu şekildedir:

Çift kızlarıyla birlikte Bahçeli’deki eve taşındıktan bir ay sonra Aslı’nın babasının alacaklıları ortaya çıkmıştır. Aslı, saygın bir hekim olarak tanınan rahmetli babasının itibarının zedelenmesini istemediğinden derhal Bahçeli’deki evini satılığa çıkarmıştır. İstediği fiyata alıcı bulamayan fakat daha fazla gecikmek de istemeyen Aslı, 4 Aralık 2020’de evini 900.000 TL karşılığında hastaneden iş arkadaşı Fuat’a satmış ve elde ettiği satış bedeli ile babasından kalan tüm borçları ödemiştir. 

Kerem, henüz dava açmadan evvel Fuat, Bahçeli’deki evi, Almanya’da yaşayan ve Türkiye’de yatırım yapmak isteyen çocukluk arkadaşı Nazan’a 20 Aralık 2020’de 1.600.000 TL karşılığında satmıştır. 27 Aralık 2020’de açılan davada Kerem’in avukatı, Kerem’in, satışa rıza göstermemesinden dolayı, hem Fuat’la hem Nazan’la yapılan borçlandırıcı işlemler ve tasarruf işlemlerinin hukuken geçerli olmadığını iddia etmiştir. Nazan’ın avukatı ise, Nazan’ın iyiniyetli olduğu ve bu nedenle de Fuat ve Nazan arasında yapılan borçlandırıcı işlemin de tasarruf işleminin de geçerli olduğu savunmasını yaparak davanın reddini talep etmiştir.

Gelgelelim Aslı’nın Fuat’a satmış olduğu Bahçeli’deki taşınmaz konusuna, diyelim ki Kerem bu satışın iptali için dava açmak istediğini 10 Aralık tarihinde avukatıyla konuştu. Bu avukat olsam Kerem’e nasıl bir tavsiyede bulunurdum?

Kerem, bu olayı bana 10 Aralık tarihinde anlatıyorsa sadece Fuat ile yapılmış olan satış işlemi için bir dava açıp açmama söz konusudur, çünkü sadece bu işlem gerçekleşmiştir. Yine TMK.194 gereği açık rıza olmadan taşınmaz devredilemez. Aile konutu olarak kabul edilen gayrı menkulün maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutun aile konutu olduğuna dair kayıt (şerh) koydurabilir. Buna aile konutu şerhi denir ve bu şerh, açıklayıcı bir şerhtir. Malik olmayan eş önce yöneticiden veya kayıtlı bulundukları muhtarlıktan oturdukları evin ikametgâh (aile konutu) olduğuna dair bir belge alacak ve evlenme cüzdanıyla birlikte Tapu Sicil Müdürlüğü`ne müracaat edecektir. Tapu müdürlüğüne bu taşınmazın aile konutu olduğunu ve bu hususun tapuya edilmesini istediğini bildirecektir. Tapu sicil müdürü gerekli işlemi yapacak ve taşınmazın tapu kütüğünün şerhler hanesine ‘Aile konutudur’ kaydını düşecektir. Şerh işlemi üçüncü kişiler konusunda önem taşımaktadır. Taşınmaz için aile konutu şerhi olup olmamasına göre şekillenecek bazı ihtimaller söz konusudur. Tapu Kütüğüne aile konutu şerhi konulmamış ve aile konutu üçüncü şahıslara satılmış ise; Üçüncü şahıs, bu durumda Fuat, satın aldığı meskenin aile konutu olduğunu bilerek almış ise iyi niyetli sayılamayacağından bu satış da geçersizdir. Diğer eş sonradan onay vermezse ve dava açarsa, üçüncü şahıs üzerinde bulunan tapu kaydı iptal edilecek ve aile konutu aileye geri dönecektir. Üçüncü şahıs aile konutunu, aile konutu olduğunu bilmeden, tapu kaydına güvenerek, iyi niyetle satın almış ise, bu satış geçersizdir. Burada TMK.m.194/1 dikkate alınmalıdır çünkü madde 194 emredici bir hukuk kuralıdır. Diğer eşin önceden veya daha sonra onay vermesi önemli değildir. Bir başka ihtimal ise tapuda şerh yaptırıldıysa ortaya çıkar. Aile konutu, tapuda aile konutu şerhi konulmuş olduğu halde satılırsa, bu satış geçersiz olur. İşlemin geçersiz sayılmasının sebebi, şerh olduğunda 3.kişinin iyiniyetinin korunmamasıdır. 3. Kişi iyiniyetli olsa bile şerh varsa işlem geçersizdir, şerhin etkisi 3.kişinin iyiniyetine rağmen işlemin geçersiz sayılması noktasındadır. Rızası olmayan eşin, bu durumda Kerem’in, TMK m.194’e göre açacağı tapu iptal ve tescil davası sonucunda, yapılan satış işlemi ve üçüncü şahıs üzerinde kayıtlı olan aile konutuyla ilgili tapu kaydı iptal edilecektir.  

Sayın Yargıç !

Peki, işleri biraz daha kızıştıralım, 27 Aralık 2020’de açılan davaya bakan hâkim ben olsam hangi yönde karar verirdim?

Davacı Kerem, eşi ile birlikte oturdukları aile konutu niteliğindeki taşınmazın eşi tarafından kendisinin haberi ve rızası olmadan önce Fuat’a satıp devrettiğini, Fuat’ın da taşınmazı Nazan’a satıp devrettiğini, kendisinin bu devirlere rıza göstermediğini, bu nedenle Fuat ve Nazan’la yapılan işlemlerin geçersiz olduğunu ileri sürerek dava konusu işlemlerin geçersiz olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı Nazan vekili, davalı Nazan’ın iyiniyetli olduğunu, Fuat ve Nazan arasındaki borçlandırıcı işlemin ve tasarruf işleminin Nazan’ın iyiniyetli olması sebebiyle geçerli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Dava, davacının eşi tarafından aile konutu olan taşınmazın kendisinin rızası olmadan Fuat’a satılıp devredilmesi, daha sonra da Fuat tarafından Nazan’a satılıp devredilmesi nedeni ile açılan satış işlemlerinin geçersizliğinin tespiti istemidir. Bu olayı ele alan dava konusu taşınmaz aile konutu niteliğindedir, tapuda taşınmazın aile konutu olduğuna dair şerh düşüldüğüne ilişkin bir belgeye rastlanılmamıştır, davacı da aile konutu şerhi verdiğini iddia etmemiştir, bu durumda üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Eğer ki Fuat, Bahçeli’deki bu taşınmazın aile konutu niteliğinde olduğunu biliyorsa, Aslı, eşi Kerem ve kızları Deniz ile yaşadıklarını biliyorsa, Fuat, tüm bunları bilerek bu işlemi gerçekleştirmiştir ve iyiniyetli olmadığı hükmedilir. 3.kişi, bu durumda Fuat, iyiniyetli değil ise işlem geçersizdir. Başka bir ihtimal ise 3.kişinin iyiniyetidir; bu durumda Fuat, bu taşınmazın aile konutu olduğunu bilmemekte ve işlemi böyle gerçekleştirmektedir. Bu durumda bu satış işlemi geçersizdir çünkü burada TMK 194’ün emredici bir hukuk kuralı olması etkilidir. TMK 194’teki eşin rızası alınmadan yapılan işlem sakattır, işlem geçerli olmaz. Ortaya çıkan tescile yolsuz tescil denir. Fakat bazen hukuk düzeni hak sahibi olmayan kişilerden hak kazanılabileceğini hükme bağlamıştır. Bazen iyiniyetleri korunur, bazen tapu siciline güveni korur. Burada TMK 1023 devreye girecektir. Aslı ile Fuat arasındaki işlem gerçekleştikten hemen sonra gerçekleşen Fuat ve Nazan arasındaki tasarruf ve borçlandırıcı işlemler de Nazan’ın da iyiniyetli olması sebebiyle geçerlidir. Bunun sebebi TMK m.1023’ün devreye girmesidir. TMK 1023, Fuat için uygulanamaz. Bunun sebebi TMK 194’ün emredici bir hüküm olmasından gelir. Ancak başka bir olasılık ise, davacı Kerem, aile konutu şerhi verdiğini iddia ediyorsa ve tapuda şerhe ilişkin bir belgeye rastlanılırsa oluşur. Bu durumda, şerhin varlığıyla 3.kişinin iyiniyeti korunmaz, dolayısıyla Aslı ile Fuat arasındaki işlem Fuat iyiniyetli olsa da olmasa da geçersizdir. Fakat Fuat ile Nazan arasındaki işleme bakıldığında Nazan iyiniyetli olduğu için geçerlidir. Her iki ihtimal için de Nazan’ın iyiniyetli olması durumunda işlem geçerli olacağından açılan davanın reddine karar verilmesi kanaatindeyim.

Entrikalar başlıyor : Aşk mı gerçekler mi?

Şimdi sırada eşler arasında olanlar söz konusu:

2021’in Ocak ayı içerisinde Aslı, Kerem’in sahte diploma ile psikologluk yaptığını öğrenmiştir. Pek çok aile bireyi kendisi gibi hekim olan ve sağlık sektöründe çalıştığını zannettiği Kerem’in meslekî durumunun kendisine ve sosyal çevresine oldukça uygun olduğunu düşünen Aslı, gerçek durumu öğrenince had safhada üzülmüştür. Bu durum üzerine Kerem hakkında detaylı araştırma yapan Aslı, Kerem’in öldüğünü söylediği anne ve babasının aslında hayatta olduğunu ve annesinin huzur evinde yaşadığını; babasının ise uzun yıllardır akıl hastanesinde kontrol altında tutulduğunu öğrenmiştir. Kerem’in kendisine pek çok önemli konuda yalan söylediğini öğrenen Aslı, evliliğini sonlandırma kararı almıştır.

Kerem’in söylediği yalanları öğrendikten sonra evlilik birliğini sona erdirmek isteyen Aslı, nasıl bir yol izlemesi gerektiğini öğrenmek için bir avukata danışacaktır. Bu avukat siz olsaydınız bu konuda Aslı’ya nasıl bir açıklamada bulunursunuz?

Evlilik birliğinin sonlandırmak demek sadece boşanma demek değildir. Şimdi sırayla Aslı’nın nasıl bu birliği sonlandıracağıyla ilgili ihtimalleri inceleyelim. Boşanma, evlilik birliğini sürdürmede fayda kalmazsa, çocuklar ve eşler için aile birliğinin uygun bir ortam halinden çıkması durumunda, eşlerin ve çocukların menfaatlerini korumak adına sadece kanunda sayılan sebeplerle ve mahkeme hükmü ile olur. Boşanma sebepleri, genel ve özel olmak üzere ikiye ayrılır. Aslı ile Kerem durumunda ise genel boşanma sebepleri bakımından incelenebilir. Genel boşanma sebepleri, belli bir olay ve olguya dayandırılamayan daha genel boşanma sebepleri olarak tanımlanabilmekte ve bunlar evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşlerin anlaşarak boşanması ve ortak hayatın yeniden kurulamaması şeklinde alt başlıklara sahiptir. Aslı ile Kerem arasındaki boşanma davasının sebebi, genel boşanma sebebidir. Başka bir ayrım ise mutlak ve nispi boşanma sebepleri ayrımıdır. Nispi boşanma sebeplerinde, diğer eş için ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği araştırılır. Aslı ile Kerem’in boşanma davasında da bu araştırılacaktır. Aslı boşanma davası açtığında Kerem’in tepkisine göre iki ihtimal gerçekleşebilir. Bunlardan birinde Kerem ile Aslı anlaşamazlar ve Aslı’nın açtığı boşanma davasının sebebi evlilik birliğinin temelinden sarsılması olur. Kerem’in yalanlarıyla Aslı’nın anlattıkları ile evlilik birliği temelinden sarsılmıştır ve eşler arasında geçimsizlik söz konusudur denilir. Bu konuda doktrin ve Yargıtay; hâkim, evlilik birliğinin devamında ahlaki ve toplumsal bir fayda olup olmadığını dikkate alır. Burada hâkimin takdir yetkisi geniştir. Eşlerin karakterleri, eğitim durumları, sosyal durumları ve yetişme şartları dikkate alınır. Her biri kusurlu olsa da bu dava açılabilir. Kusurlu olan taraf da bu davayı açabilir. İkisi de kusursuz olabilir. Bu durumda, Aslı ile Kerem’in boşanma davasında boşanma bu yönden değerlendirilir ve hâkim değerlendirir. Başka bir ihtimal ise eşlerin anlaşarak boşanmasıdır. Bu bir mutlak boşanma nedenidir. Hâkim çekilmezlik olup olmadığına bakmaz. Anlaşmalı boşanma TMK m.166’da düzenlenmiştir. Varsayım olarak evlilik birliğinin temelden sarsılmış olması anlamına gelmektedir. Hâkim, tarafları boşamak zorundadır. Anlaşmalı boşanma olabilmesi için çeşitli şartlar mevcuttur. Evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır. Eşler birlikte başvurmalı veya birinin davasını diğeri kabul etmelidir. Aslı ile Kerem’in durumunda evliliklerinin süresi bir yılı geçmiş olup Aslı tarafından açılan bir dava söz konusudur. Bu davayı Kerem kabul ederse ve taraflar her konuda anlaşırlarsa bu dava anlaşmalı boşanma davası olur. Taraflar bizzat dinlenir. Hâkimin kanaat getirmesi gerekir. Bu şartların hepsi gerçekleşmişse TMK.m.166/3 gereğince boşanma gerçekleşecektir. 

Evlilik birliğinin sona erdirilmesinde bir başka olasılık ise evlilik birliğinin iptalidir. Evliliğin iptali yapılan evliliğin mahkeme kararıyla geçersiz kılınmasıdır. Bu konuda evlenmenin hükümsüzlüğü hallerinden yokluk ve butlandan butlan incelenmelidir. Butlan durumu şeklen meydana gelen ancak bazı eksikliklerden dolayı ortadan kaldırılabilecek evliliklerdir. Mutlak ve nispi butlan olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak butlan TMK 145 vd. maddelerde, nispi mutlak ise TMK 148 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Aslı ile Kerem’in evliliğinde ise nispi butlanın alt başlığı olan irade bozukluğu hallerinden TMK.m.150’de düzenlenen aldatma hali ve TMK.m.149’da düzenlenen yanılma (hata) hali söz konusudur. TMK.m.149’a göre her türlü hata değil, bu maddede düzenlenenler iptal hakkını vermektedir. Bu şartlar istenmeden evlenme, istemediği bir kişi ile evlenme ( diğer eşin fiziksel kimliğindeki hata) ve eşinde bulunmaması gereken ve birlikte yaşamı çekilmez hale getiren bir özellik bulunmasıdır. Eşinde bulunmaması gereken ve birlikte yaşamı çekilmez hale getiren bir özellik bulunması başlığı altına her şart girmez, bazı şartlar mevcuttur. Yanılma bizzat eşin kendisine ait olmalı ve esaslı olmalıdır. Hâkim tarafların durumunu, sosyal konumlarını ve çekilmezliği dikkate alarak karar verir. TMK.m.150’de düzenlenen aldatma hali ise bir kimsenin bir kimseyi bir irade açıklamasında bulunmasına sevk etmek üzere yanlış bilgi vermesi, gizlemesi nedeniyle aldatılıp hataya düşürülmektedir. TMK.m.150’de iki sebep sayılmıştır; biri davacının veya altsoyu için vahim bir hastalığın gizlenmesi, diğeri ise eşin namus ve onuru hakkında aldatılmadır. Aslı ile Kerem’in durumunda TMK149 ve 150 gereğince iptal davası açılıp evlilik birliği sonlandırılabilir. Somut olayda Aslı, Kerem tarafından kendisinin mesleği ile ilgili kandırılmıştır. Aslı’nın evlenme sebeplerinden en büyüğü ise Kerem’in mesleğinin kendisine ve ailesine uygun olduğunu düşünmesidir. Fakat bu konuda Kerem, Aslı’yı kandırmış ve böylelikle evlenmişlerdir. Bunlara ek olarak, Kerem, Aslı’yı kendi ailesi konusunda da kandırmış, Aslı’ya gerçek olmayan bilgiler vermiştir. Burada yanılma nedeniyle evliliğin iptali yoluna başvurulması gerekmektedir. Kişinin kendi hayatıyla ilgili önemli bir konuyu gizlemesi hileye (yanılma) girmektedir. TMK.m.152’ye göre, nispi butlan sebeplerinden dolayı dava açılabilmesi için 6 ay ve 5 yıllık hak düşürücü süreler öngörülmüştür. Buna göre nispi butlan sebeplerine dayanılarak iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve en geç evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Somut olayda Aslı hileyi öğrendikten sonra 6 ay içerisinde evliliğin hileye, aldatmaya dayanarak iptalini mahkemeden isteyebilir. 

Boşanma davası açıldıktan sonra hükmün kesinleşmesine kadar olan sürede hâkim geçici önlemler alır. Hâkim geçici önlemlere re’sen karar verir. Geçici önlemlere örnekler, aile konutunda oturacak eşin belirlenmesi ve hâkimin tedbir nafakasına hükmetmesi verilebilir. Tedbir nafakası boşanma davası sürecince çocuklar ve diğer eş için olabilir. Boşanma davası gerçekleştikten sonra eşler için yoksulluk nafakasına, çocuklar için iştirak nafakasına dönüşür. Hâkim bunları re’sen dikkate almaz, diğer eşin talep etmesi gerekmektedir. Tedbir nafakasının ödenmesinde maddi imkânları bulunmayan eşin kusurlu olup olmamasına bakılmaz. Çocukların kimde kalacağı ve çocuklarla kalmayan eşin katkıda bulunup bulunmayacağı belirlenir. Bu da bir tedbir nafakasıdır. Davayı açan hâkimin bu geçici önlemleri alması gerekmektedir. Evliliğin iptali davalarında da tıpkı boşanma davalarında olduğu gibi yoksulluk, iştirak ve tedbir nafakaları istenebilir. Somut olayda Aslı müşterek çocuk için tedbir nafakası talep edebilir. Boşanma davası boşanma ile sonuçlandıktan sonra mal rejimi tasfiyesi, eşler hangi rejimi tabilerse o rejimin hükümleri uygulanarak gerçekleştirilir.

Bu Çocuğun Babası Kim ?

İşler biraz daha karışıyor:

Aslı Kasım 2019’da iş arkadaşları ile katıldığı bir akşam yemeğinde oldukça sarhoş olmuş; yemekten sonra evine gittiği iş arkadaşı Yiğit ile Aslı arasında cinsel birliktelik yaşanmıştır. Deniz’in kendi kızı olabileceğini düşünen Yiğit, 2021’in Şubat ayı içerisinde yaptırdığı DNA testi sonucunda Deniz’in biyolojik babası olduğunu öğrenmiş ve durumu derhal Aslı’ya bildirmiştir.

DNA testi sonucunu öğrendikten hemen sonra Aslı ve Yiğit birlikte size durumu anlatmış ve Deniz’in soybağına ilişkin bu durumu düzeltmek için dava açmak istediklerini söylemişlerdir. Aslı ve Yiğit’e nasıl bir hukukî tavsiye verir siniz?

Boşanmanın sonuçlarından biri de bekleme süresi olan TMK.m.132’de düzenlenen soybağının karışmaması için getirilmiş hükümdür. Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası erkek eştir. Çocuğun erkek eşe ait olduğuna dair kabule “babalık karinesi” denilmektedir. Bir erkek ile soybağı bulunan çocuğun bu ilişiği kesilmeden başka bir erkekle babalık ilişkisinin kurulması mümkün değildir. Bunun olabilmesi için mevcut babanın soybağı ilişkisini reddetmesi gerekmektedir. Soybağının reddi davası baba ile çocuk arasında mevcut olan soy ilişkisini ortadan kaldırmaya yönelik yenilik doğurucu bir davadır. Koca bu davayı anne ve çocuğa karşı açmalıdır. Koca, soybağının reddi davasını, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde açmak zorundadır. Baba soybağının belirlenmesi için kan vermekten kaçınamaz. Yargıtay’ın bununla ilgili kararı mevcuttur: 

Esas No: 2017/1927 Karar No: 2018/1471 Karar Tarihi: 18.10.2018 ……..Soybağı durumlarının kesinleşmesi için eş kan vermekten kaçınamaz. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “Soybağının tespiti için yapılacak inceleme” başlığı altında ayrı bir düzenleme yapılmış ve 292. maddede; 

“1.Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir….. 

Çocukla babanın soybağı kesildikten sonra çocuğun gerçek babası somut olayda Yiğit TMK.m. 295’e göre nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla Deniz’i tanıyabilir.

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

59

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.