Adalet Serüvenin Yolcusu: Hukukçu!

"Adalet yaşamın gerçek hakikatidir..." Adalet ve hukukçular üzerine...5 min


46

Hukuk tarih boyu insanı kamile ulaşmayı amaçlayan bir serüvenin genel adı olmuştur. Hukukçular ise her daim entelektüel gelişimi için çabalaması gereken kişiler olmalıdır. Bundan dolayıdır ki her hukukçu okuma kültürüne sahip olmalıdır. Bu kültüre sahip her hukukçunun da okuması gerektiğini düşündüğüm bazı tarihi vakalar bulunmaktadır. Bu vakalarda hukukun ne olduğunu anlayabileceğimiz nice dersler barınmaktadır. Tabi ki bu vakaların başında Yüce Sokrates'in savunması gelmektedir. 

Sokrates, hakkındaki iftiralara karşı hakkaniyet sahiplerini mest edecek bir savunma gerçekleştirmişse de ne yazık ki hukuku kendi karanlıklarına siper etmiş kişiler, hakikate gözlerini kapatıp Sokrates'i ölüme mahkum etmişlerdir. Yine hatipliği ile ünlü Çiçero, Roma toplumunu kötü gözle baktığı baba katilliği suçlamasına maruz kalan bir adamın savunmasını yapmış ve davayı kazanmıştır ama bu davayı aldığında nasıl hakaretlerle karşılaştığını tahmin edebiliyorsunuzdur. Bu tarihi olaylardan anlıyoruz ki hukuk; tarih boyunca toplumun uğraşmak istemediği kişilerle muhatap olan ve tartışmak istemediği konuları tartışan toplumun, katlanamadığı hayatın gerçeklerine katlanan günah keçiliğini üstlenebilen bir alan olmuştur. 

Hukuk, toplumun sesine karşı sansür hakkını kullanma cesareti gösteren insanların kimliği olmuştur. Kamuoyu dediğimiz olgu ve güce sahip otorite, her zaman hukukçulardan kendi istedikleri kararları meşrulaştırmasını talep etmişlerdir. Yani bu gruplara göre hakikatin ne olduğu önemli değildir, önemli olan bu grupların taleplerinin meşrulaşmasıdır. Halk tarafından bir insanın ölümü isteniyorsa eğer halk, büyüklerinden sözlerini desteklemesini isteyen bir çocuk gibi hukukçuları sıkıştırmaya başlar. Asıl olanın gerçeğin ne olduğuna bakmazlar. 

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde ırka dayalı ayrım anlayışının belirtilerinin hukukçulara yansıdığını görmekteyiz. Halbuki yasalar böyle bir amaç gütmemiştir ama hukukçular toplum zihniyetindeki ırk ayrımı anlayışını özümsemeyi tercih etmişlerdir. Örnek verirsek Amerika'da uyuşturucu kullananların %13'ü Afro-Amerikan olmasına rağmen uyuşturucu kullanmaktan tutuklu olanların %74'ü Afro-Amerikan'dır. Los Angeles Times'ın bir haberine göre siyah bir çocuğun beyaz bir akranına göre hapse girme ihtimali 6 kat fazladır ve üstelik siyah bir çocuğun yetişkin gibi muamele görme ihtimali, beyaz bir akranına oranla iki kat fazladır. Çünkü topluma göre uyuşturucu kötüdür ve bunu beyazlar yapamaz ancak siyahlar yapabilir. Bu iddialar, en fazla siyah olanların uyuşturucudan tutuklandığı gerçeği ile beraber meşrulaşmış kabul edilir. Böylece hukuk topluma köle olmuş olur. Değerli kişi olan Zeynep Mutlu'nun bir sözü aklımdan çıkmaz, demişti ki: "Siz hukukçular takdir yetkinizi hep sistemin yararına kullanıyorsunuz.” ve bu sözden anlamamız gerekenleri siz dostlara bırakıyorum. Halbuki hukuk, halkın ve otoritenin zihniyetinde bağımsız olmadır. Gerçek bir hukukçu somut olaya bakmalı ve yasalar çerçevesinde adaletin yerini bulmasını sağlamaya çalışmalıdır. (Yasaların çerçevesinin tartışmalı olduğu gerçeğine de birazdan değineceğim.) 

Öncesinde şu yaklaşımı kavramamız lazım: Hukuk bir toplumun on ikinci adamıdır. Yani on bir kişi bir konuda uzlaşsa da hukukun olayı tartması, tartışması, incelemesi ve hatta bu olaya itiraz etmesi gerekmektedir. Eğer ki hukukçular bu tartışma işinden korkarsa ne yazık ki çamura atılmış olan bazı gerçekleri kurtarmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Belirli konularda toplum ve hukukunun uzlaşmaya çalışması normal bir durumdur ama bu uzlaşma, hukukun belirli bir güce teslim olması boyutuna geçerse yine adaletten ümidimizi kesmemiz gerekmektedir.
Devletin oluşumunda nasıl ki güç otorite devredilirken belirli amaçlar güdülmüşse hakkı ortaya çıkarma yetkisi hukukçulara bırakılırken de tarafsızlığın sağlanması amacı güdülmüştür. Tabii bu gerçek unutulmamalıdır ki tarafsız olmamız için bize bu gücü verenler yeri geldiğinde biz hukukçulardan tarafsız olmamamızı talep etmişlerdir ve edeceklerdir. İşte hukukçunun en önemli sınavı burada başlamaktadır. Bu taleplere kulak vermeyen kişiler adalete inanmış gerçek hukukçu olma yolunda emin adımlarda yürümeye başlamış olacaktır. Adaletin herkesin hakkı olduğunu ve hakkın sahibine teslim edilmesi gerektiğini unutmamamız gerekmektedir.
Yasalar, güç sahibi otorite tarafından oluşturulmaktadır ve bu otorite bazen adalet çizgisinde ayrılabilmektedir.

 Örneğin; Nazi yasalarına veya Güney Afrika'daki “Apartheid” sisteminini belirli bir otoritenin koyduğu yasalar olduğu için bir hukukçunun uyması mı gerekir? Naçizane fikrim odur ki bir hukukçuyu kolluk kuvvetinden ayıran temel şey ondan düşünmesinin bekleniyor olmasıdır. Hukukçunun ortaya çıkış noktalarından birinin tarafsız bir yapının oluşturulması ise nasıl olur da hukukçu, otoritenin ortaya koyduğu haksızlığı meşrulaştırmaya çalışabilir?
Hukuk, karanlıklar içinde bir el feneri görevi görerek insanlığı karanlık mağaralardan aydınlık vadilere çıkarma amacı gütmüştür. 

Sokrates'in söylediği gibi hukukçular bir toplumda değer görüyorsa o toplumda adalet yoktur. Yani ona göre adaletli bir toplumda hukukçulara düşen iş son derece azdır.
Hukukçunun, evrensel değerlerin temel felsefesini kavramayı kendine bir ödev bilmesi gerekmektedir. Adaletin varlığına inanıyorsak bütün sahip olduğumuz kimlikleri bir kenara bırakmamız gerekmektedir.
Bu dünyada her güçten üstün adaletin ve herkesten üstün yargıçların olduğu unutulmamalıdır. İnsanlık ailesi olarak karanlık sokaklardan aydınlık sokaklara çıkmak istiyorsak adalet fenerini tutan hukukçulara büyük görev düştüğünü kavramalıyız. Bireyler bazen yanlış yollara ve karanlık sokaklara dalıp gidebilir ve hukuk bireyleri kurtarmak ile görevli son süzgeçtir. Hukukçuların bu sözün manasını iyi anlamaları gerekmektedir. Adalete inanan dostlara sevgilerle. 

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

46

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.