Aşı Zorunluluğunun Hukuki Boyutu

Kasım 2019’dan beri tüm dünyayı etkileyen ve Mart 2020'de ülkemizde pandemi ilan edilen koronavirüs hastalığı için de aşı üretimi başlamıştır. Bu yazımızda aşı zorunluluğunu; Hıfzıssıhha Kanunu’nu, Türk Ceza Kanunu’nu ve Anayasa kapsamında inceledik.11 min


50

 Aşı: Hastalık yapma yeteneği yok edilmiş yani ölmüş bakteriden veya virüsten ya da zehirli toksinlerinin etkileri yok edilmiş bakterilerden elde edilen biyolojik maddedir. Aşılamanın amacı: Enfeksiyon hastalıklara karşı vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olarak vücutta hastalığın ortaya çıkmasını ve kötü etkilerini engellemektir. Aktif bağışıklık sağlamak için kişiye antijen (vücuda girdiğinde antikor oluşmasına yol açan virüs, bakteri, parazit gibi protein yapısında madde) verilir. Pasif bağışıklık sağlamak için ise vücuda doğrudan antikor verilir. Aşılanmanın ardından vücutta antikor (vücuda giren antijenleri zararsız duruma getirmek için organizmanın çıkardığı madde) oluşur ve antikorlar uzun süre vücutta kalır. 

Aşı zorunluluğunun hukuki boyutunu incelerken öncelikle aşı çalışmalarının nasıl gerçekleştiğinden ve tüm faz aşamalarını tamamlamış ve tescillenmiş aşıların zorunluluğunun hukuki boyutlarından; ardından Covid-19 aşılarının ne olduklarından ve ülkemizde uygulamanın nasıl olacağından ve kendi görüşlerimden bahsedeceğim.

İlk olarak aşı çalışmaları klinik çalışma dönemleri olarak toplamda beş faza ayrılmaktadır:

-Faz-0: Preklinik ÇalışmalarGeliştirilen ilacın ya da aşının deney hayvanlarında ya da insanlarda mikro dozlar halinde uygulanarak vücudun tepkisi araştırılır.

-Faz-1: Çalışmalar: Ana amacı güvenlik olan bu fazda ilacın ya da aşının farmakokinetik ( Farmakokinetik: farmakoloji biliminin ilaçların vücuda emilimi, dağılımı, dönüşümü ve atılması gibi süreçlerini matematiksel modeller kurarak inceleyen bir alt dalıdır) özellikleri, toksisitesi (toksisite:bir maddenin canlı bir organizmaya zarar verme derecesidir.), biyoyararlanımı,farmakolojik etkileri az sayıda sağlıklı gönüllüde araştırılır.

-Faz-2: Çalışmalarİlacın etkili doz sınırları yani ne kadar doz ile etkili olduğu, klinik etkinliği, biyolojik aktivitesi, yarar ve güvenilirliği az sayıda hastada araştırılır. Optimum doz ve doz aralıkları yani aşının ne kadar dozda ve ne kadar süre ile kaç defa uygulanması gerektiği hesaplanır. Ana amaç aşının güvenilirliği ve etkin olmasıdır.

-Faz-3: Çalışmalar: İlk üç aşamayı geçen ilaçlar daha geniş bir popülasyonda denenir ve plasebo (plasebo etkisi: Farmakolojik olarak etkisiz bir ilacın telkine dayalı bir etki ortaya çıkarma halidir.) kontrollü çalışmalar eşliğinde güvenilirliği, karşılaştırmalı çalışmalar ile etkinliği araştırılır. Amaç aşının ya da ilacın etkinliğinin ispatlanması ve yan etkilerinin izlenmesidir.

-Faz-4: Çalışmalar: Tüm bu aşamaları geçen aşılar ruhsat alır ve pazara verilir. İlaç pazara verildikten sonra ilacın topluma etkisi gibi yapılan tüm araştırmalar dördüncü faza aittir. Öyle ki kimi ilaçların piyasaya sürülmesinin ardından tekrar toplanması faz-4 çalışmaları sonuçlarının olumsuz olmasından kaynaklanmaktadır. 

Günümüzde ise difteri-boğmaca-tetanoz aşısı (Dpt), çocuk felci (polyomiyelit) aşısı (Topv), kızamık aşısı, kızamıkçık aşısı, tüberküloz (verem) aşısı (Bcg), Grip Aşısı ve Hepatit-B (sarılık) aşısı başta olmak üzere faz-4 aşamasını da tamamlamış ve onaylanmış birçok aşı bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi 24 Aralık 2015 tarihinde yayınladığı “Zorunlu Aşı Uygulamasına İlişkin Halime Sare AYSAL Kararı Basın Duyurusu” nda, Halime Sare AYSAL’ın başvurusunda (Başvuru no:2013/1789) zorunlu aşı uygulaması hususunda verilen tedbir kararı nedeniyle başvurucunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. 

Olay şu şekilde gelişmiştir: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Uşak İl Müdürlüğünce, başvurucu çocuğun bebeklik aşılarının anne ve babası tarafından yaptırılmadığından bahisle, çocuk hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca:

-d) Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına yönelik tedbirdir.

uygulanmasına karar verilmesi talep edilmiştir. Sivaslı Asliye Hukuk Mahkemesince Genişletilmiş Bağışıklama Programında yer alan aşıların önemiyle alakalı açıklama ve eğitime rağmen ebeveyni tarafından aşı uygulanmasına izin verilmeyen çocukların 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca:

a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi; bu kapsamda ifade eder.

korunmaya muhtaç çocuk olarak kabulü gerektiğinden bahisle, çocuk hakkında, sağlık tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.

Mahkeme kararı ise şöyledir: Anayasa Mahkemesine göre Anayasa’nın 17. maddesine göre:

I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı

Madde 17 –Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

hükmü genel olarak fiziksel ve ruhsal bütünlüğü güvence altına almakla birlikte, ikinci fıkra düzenlemesi tıbbi zorunluluklar veya kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı ve rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağını belirtmek suretiyle, tıbbi müdahaleyi ret hakkına ve kişilerin kendi bedenleri üzerinde karar verme yetkisi olduğuna, istisna tanımak suretiyle açıkça işaret etmektedir.

Tıbbi müdahalelere ilişkin ulusal ve uluslararası alandaki mevzuat hükümleri rıza unsurunu temel şart olarak öngörmekte, velayet veya vesayet altındaki küçük veya kısıtlılara uygulanacak müdahaleler açısından da kanuni temsilcilerin rızası, söz konusu tıbbi muamele süjesinin rızası yerine ikame edilmekte ve rıza şartına istisna getirilebilecek haller genel olarak acil durumlar bağlamında tıbbi zorunluluk halleri ile kanunda belirtilen durumlarla sınırlandırılmaktadır.

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen ve temel hak ve özgürlüklerin ancak yasayla sınırlanabileceğini ifade eden kural, anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir:

II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

Madde 13 –(Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz

Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır.”

Bu kapsamda yasal düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekmektedir. Hak ya da özgürlüğe müdahale eden kuralla belirli ölçülerdeki takdir alanının uygulayıcıya bırakılması mümkünse de etkin hak korumasının sağlanabilmesi için müdahaleye temel alınan yasanın lafzında ve yorumunda asgari bir kesinliğin sağlanması gerekmektedir.

Yasal düzenlemelerin kamu makamlarına, hangi koşullar ve sınırlar içinde kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini açık biçimde göstermesi ve bu bağlamda müdahalenin muhataplarının buna ilişkin koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânını tanıması gerekir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu müdahalenin kanuni dayanağı olarak gösterilen 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi ve 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer verilen ve uygulanacak tıbbi müdahalenin türü ve kapsamı hakkında bir açıklamada bulunulmaksızın, genel olarak sağlık tedbirine hükmedileceğine işaret eden düzenlemelerin, öngörülebilirlik niteliğini taşımadığını belirtmiştir.

Kararda anılan düzenlemelerin yanı sıra, 1593 sayılı Kanun kapsamında da zorunlu aşı uygulamasına kanuni dayanak teşkil edecek bir düzenlemenin bulunmadığı ifade edilmiştir.

Genişletilmiş Bağışıklama Programı konulu Genelgenin kanuni dayanağı olarak ifade edilen Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin de bir temel hakka yönelik sınırlandırma ve müdahale açısından dayanak olamayacağı değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak: Belirtilen kapsam ve amaçlarla zorunlu aşı uygulamasına ilişkin öngörülebilir nitelikte bir kanuni düzenlemenin bulunmadığı değerlendirilerek, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

26 Ekim 2016 tarihinde ise Anayasa Mahkemesinde zorunlu aşı konusu tekrar gündeme geldi.

Olay şu şekildedir: Mersin’deki bir çiftin yeni doğan bebeklerine, aşı yapılması ve topuk kanı alınmasına karşı çıkmaları üzerine gelişen hukuki sürecin ardından geldi. Mersin 2. Çocuk Mahkemesi, bebek için aşı uygulanması ve topuk kanı alınması bağlamında sağlık tedbiri uygulanmasına karar verdi. Karara yapılan itirazın Mersin 3. Çocuk Mahkemesince reddedilmesinin ardından, bebeğin anne, babası Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Yüksek Mahkeme, bebeğin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının, zorunlu aşı uygulaması yönünden ihlâl edildiğine, zorunlu topuk kanı uygulaması açısından ise ihlâl edilmediğine karar verdi. Ayrıca, ihlâlin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına hükmedildi.

Kararda:“Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’da münferiden çiçek aşısının mecburi bir aşı olarak öngörüldüğü ve söz konusu yükümlülüğün zaman ve kişi grupları dikkate alınarak Kanun’un 88-94. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir. Bunun dışındaki aşı uygulamasının Bakanlığın ilgili genelgesi kapsamında ve belirlenen program çerçevesinde yapıldığı görülmekle birlikte genel ve zorunlu aşı uygulamasına dayanak oluşturacak bir kanun hükmünün mevcut olmadığı anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verilmiştir.

Bu iki olayın üstüne Türk Tabibler Birliği Merkez Konseyi 2017 yılında şu şekilde bir yazı yayınladı: “Aşılar tıbbın bulaşıcı hastalıklarla savaşımındaki en etkili silahlardır. Yüzyıllardır insanlığın en büyük sağlık sorunu olan bulaşıcı hastalıklar ve bunların salgınları aşılar kanalıyla büyük ölçüde azaltılabilmişlerdir. Öldürücü çiçek hastalığı yeryüzünden silinmiştir; çocuk felci ve kızamık sıradadır. Aşılar çocuklarımızı ciddi hastalık tehditlerinden korumaktadır. Yararları yanında nadir görülen ve çoğu hafif geçen yan etkileri bütün dünyadaki veliler tarafından göze alınmaktadır.”

Profesör Doktor Alpay AZAP’a göre uluslararası hukukun bir ilkesi olan “jus cogens”’in /jus cogens:üstün hukuk/. tıp ve hukuk etiğinin ve uluslararası antlaşmaların ışığında tabula rasa sistematiği (tabula rasa sistematiği: Boş levha sistematiği) ile aşı, hızlıca yasal çözüme kavuşturulmalıdır.

Sonuç olarak ülkemizde zorunlu aşı uygulaması olmasa da Anayasa Mahkemesi, insanların aşı olmasını destekler bir görüş öne sürmektedir. Uluslararası alanda ise farklı ülkelerde çok değişik cezai yaptırım uygulamaları görülmüştür. Örneğin: İtalya ve Almanya’da çocuklarına zamanına aşı uygulaması yaptırmayan ebeveynlere 7500 Euro’ya kadar para cezası uygulanırken Fransa ve Romanya’da aşı olmayan çocuklar okullara kabul edilmemektedir. Avustralya’da ise aşısız öğrencileri kabul eden okullara 4400 $’a varan ceza uygulanmaktadır. Kimi makalelerde aşının zamanda uygulanmasına izin vermeyen anne ve baba hem çocuk hem de toplum bakımından cinayet girişimcisi olarak yorumlanmıştır. Akıl hastalarının aşılanması ile ilgili ise Umumi Hıfzıssıha Kanunu’nun aşağıdaki maddesi göz önünde bulundurulmalıdır:

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali

Madde 175- Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal eden kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Ayrıca 1593 kanun numaralı 24/4/1930 tarihli Umumi Hıfzıssıha Kanunu’nun birçok maddesinde aşı kavramı yer almış, özellikle de 87-88-89. maddeler önemlidir:

Madde 87 – Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57. maddede zikredilen hastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafı haşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabi binalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve ne suretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir yönetmelik neşrolunur. 

Madde 88 – Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısı ile mükerrenen aşılanmağa mecburdur.

Madde 89 – Türkiye hudutları dahilinde doğan her çocuk doğumu takip eden ilk dört ay zarfında aşılanır. Çocuğun peder ve validesi aşı mecburiyetinin ifa edilmesinden aynı suretle mesuldürler. Ebeveyni olmayan çocuklar veya ebeveyni nezdinde bulunmayan çocuklar için çocuğu bakmak üzere kabul eden şahıslar veya müesseseler müdürleri mesuldürler.

Genel sağlığın söz konusu olduğu durumlar :Genel sağlığı koruma amacı gözetilerek çeşitli mevzuatta kişilerin rızası aranmaksızın tıbbi müdahale yapılabileceği düzenlenmiştir. Bunlara örnek olarak salgın ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesi,0-2 yaş bebeklerin menenjit, çocuk felci gibi kimi tehlikeli hastalıklardan korunabilmesinin sağlanması amacıyla ZORUNLU AŞI YAPILMAKTADIR. 

Örneğin: Salgın hastalık nedeniyle aşı yapılması gerekiyorsa, bunun için de RIZA ARANMAZ. Yine UHK’nın 57. maddesinde humma, kara humma gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklarda rıza aranmamaktadır.*

Anayasa’da düzenlenen “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddenin ikinci fıkrası doğrultusunda tıbbi zorunluluklar kişi dokunulmazlığı konusuna girmemektedir. 

Kasım 2019’dan beri tüm dünyayı etkileyen ve Mart 2020’de ülkemizde pandemi ilan edilen koronavirüs hastalığı için de aşı üretimi başlamıştır. Bu aşılardan Çin’de geliştirilen ve ülkemizin de vatandaşlarına iki haftalık deneme sürecinin ardından uygulayacağı “Coronavac” aşısı inaktif, Almanya’da Türk Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci tarafından üretilen “BioNTech” aşısı ve Amerika’nın ürettiği “Moderna” aşılarının m-Rna aşıları olduğu biliniyor. İnaktif aşı, geleneksel yollarla üretilmiş ve en başta tanımı yapılan ‘geleneksel’ aşıdır. Ölü virüs ya da bakteri vücuda enjekte edilir, ardından vücudun bu virüsü ya da bakteriyi tanıması sağlanır. MRna aşıları ise yıllardır denenmekte olan yeni bir aşı türüdür. BBC isimli haber sitesinin yayınına göre mRna aşısı şu şekilde çalışmaktadır:

Virüsün genetik kodundaki, hücrelere ne inşa edeceklerini söyleyen kısmı alıyor ve hücrelere girebilmesi için yağ ile kaplıyor, ardından hastaya enjekte ediliyor. Aşı, hücreye giriyor ve hücrelere koronavirüsteki diken proteinini üretmesini söylüyor. Bu da bağışıklık sisteminin antikor üretmesini ve T hücrelerinin, enfekte olmuş hücreleri yok etmesini sağlıyor. Hastalar koronavirüsle karşılaştıklarında, antikorlar ve T hücrelerinin virüsle savaşması tetikleniyor. Bu nedenle ismi “messenger-Rna” olarak biliniyor.

Halkın bu aşılara güvenmemesinin başlıca sebebi hiçbir Covid-19 aşısının henüz Faz-3 çalışmalarını tamamlamamış olmasıdır. Birçok bilim insanı küresel çapta bir salgın olacağını aylar hatta yıllar önce söylemiş olsalar dahi Covid-19 aşıları üzerinde çalışmalar hem gelişen tıp teknolojisi ile birlikte hem de pandemi sürecinin ekonomi, eğitim ve benzeri alanlarda negatif etkilerinin günden güne artmasıyla birlikte beklenilenden çok daha hızlı gerçekleşmiş olması halkı korkutuyor. Türkiye’de Çin’den getirilecek olan aşının 2021 yılından itibaren kullanılacağı söyleniyor. Fahrettin KOCA, aşı uygulamasının dört aşamada yapılacağını söyledi:

-İlk aşamada sağlık çalışanları, 65 yaş üstü vatandaşlarımız ile yaşlı, engelli, koruma evlerinde kalanlar gibi toplu ve kalabalık yerlerde yaşayan yetişkinler aşılanacaktır.

– İkinci aşamada toplumun işleyişi için gerekli sektörlerde ve yüksek riskli ortamlarda bulunan ve kritik işlerde çalışan kişiler ile 50 yaş ve üzeri en az bir kronik hastalığı bulunan kişiler aşılanacaktır. 

-Üçüncü aşama, 50 yaş altı en az bir kronik hastalığı bulunan vatandaşları, genç yetişkinleri, ilk iki grupta yer almayan sektör ve mesleklerde çalışanları kapsamaktadır. 

-Dördüncü ve son aşamada ise ilk üç grubun dışında kalan tüm bireyler aşılanacaktır.

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN,  aşıyla ilgili korkularının olmadığın ve aşı vurulacağını söyleyerek halkın endişelerini azaltmaya çalışırken 90 gün içerisinde normalleşme aşamalarına geçileceğinin müjdesini verdi. İlerleyen günlerde sürecin nasıl ilerleyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Sonuç

Şahsi görüşüme göre, her ne kadar aşının tıbbi bir zorunluluk olduğu söylense de bu durum tüm faz aşamalarını tamamlamış aşılar için geçerli olmalıdır. Öncelikle, halk aşı ile ilgili tamamen ve apaçık bilgilendirilmeli ardından toplu aşılama işlemi güven içinde başlatılmalıdır. Aksi takdirde, halk güvensizlik ve korku hisleriyle doğru karar alamayacak hale gelecektir. Bununla birlikte “onaylanmış” aşıların her yıl binlerce hayat kurtardığını ve insanları daha sağlıklı hale getirdiğine dair hiçbir şüphem yoktur. Hukuksal boyut açısından da görülen o ki Hıfzıssıhha Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda ve Anayasa’da aşı zorunluluğu olmasa da tıpkı bugün Sağlık Bakanı Fahrettin KOCA’nın da yaptığı gibi “halkı aşıya teşvik” vardır.

Kaynakça

  • Prof. Adem SÖZÜER, Ceza Hukuku Uygulama Rehberi,2015:32
  • Ahmet SALTIK, Aşı Reddinin Sağlık Hukuku Boyutu,Ankara,18.01.2019
  • Anayasa Mahkemesi, Zorunlu Aşı Uygulamasına İlişkin Halime Sare AYSAL Kararı Basın Duyurusu, 24.02.2015

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

50

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.