Mitoloji denilince aklımıza ilk olarak ne gelir, nedir mitoloji? Bu kavramlar ve hikayeler nereden çıkmıştır daha önceden hiç düşündünüz mü? İnsanlar niçin bu denli farklı hikayelere ihtiyaç duymuştur, gerçekten bizler için merak uyandıran bir husus. Öncelikle mitoloji çeşit çeşit karakterlerin toplumun inanılmaz hayal gücüyle bezendiği ve hikâye kısmının topluma derinden etki etmiş olaylardan oluştuğu efsaneler demetidir. Aslında mitolojinin ne olduğu konusunda tam olarak görüş birliği bulunmamaktadır bazı yazarlara göre mitlerin kökeninin gerçekler oluştururken, bazılarına göre tamamen hayal ürünüdür, bir diğer gruba göre ise mitler halkın dini ve siyasi ihtiyacını karşılamak için siyasiler tarafından desteklenerek oluşturulmuştur. Kelime anlamı olarak da efsaneler bilimi anlamına gelen mitolojideki bu efsaneler biraz gerçeği ama çoğunlukla hayali barındır. Ayrıca, kulaktan kulağa yayılırken anlatılagelen süreçler içerisinde bu mitlerin değişime de uğraması mümkün olabilmektedir. Mesela hepimizin bildiği meşhur Robin Hood hikayesi aslında bir mitolojik efsanedir. Anlatıldığı andan beri birçok değişik versiyona uyarlanmış Robin Hood’un en bilinen halini Howard Pyle kaleme alarak romanlaştırmıştır.
Mitoslar bir şeyin nasıl var olduğunu ve yaratıldığını anlattığından, bunların toplumsal düzeni oluşturma ve koruma gibi görevleri vardır. Aynı zamanda her birey bu mitlerden kendisiyle ilişkilendirebileceği alıntı ve ders çıkarır.
Farklı coğrafyalarda toplumlar kendilerine özgü farklı mitler barındırır. İşte bu farklılıklardan doğan mitolojileri bölge bölge sınıflandırmak istersek bunlar: Asya Mitolojisi, Avustralya ve Okyanusya Mitolojisi, Avrupa Mitolojisi, Orta Doğu Mitolojisi, Amerikalar Mitolojisidir. Ancak mitoloji dediğimizde genelde aklımıza ilk olarak Yunan, Roma, Türk, Pers mitolojileri gelmektedir. Toplumların mitleri belirttiğimiz gibi her ne kadar kendilerine özgü olsa da aslında yarattıkları mitler arasında benzerlikler de bulunmaktadır. Birbirleriyle etkileşimlerinden ya da toplumları ilgilendiren şeylerin benzer olmasından dolayı mitolojik öğelerde ve mitlerde bu tip benzerlikler göze çarpabilmektedir. Örneğin, Sümerlerdeki mitolojik olaylar ve kahramanlar ile Antik Yunan’daki, Hititlerdeki ve Eski Mısırlılardaki mitolojik olaylar ve kahramanlar arasında bir benzerlik olduğunu görebiliriz.
Tıp, psikoloji, sosyoloji, siyaset, aşk, askerlik gibi çeşitli alanlarla ilintili olan mitolojinin elbette insanlığın temel gayesi olan hukukla da bir ilişkisi vardır. Cinayet, hak arama, hırsızlık, adalet, cezalandırma gibi türlü hukuki hususları barındıran mitolojik hikayelerde hukuk vazgeçilmez bir parçadır adeta.
–
Mitolojide Hukuk
Mitolojide ilk yargıç şeytandır. Şeytan, Tanrı tarafından cinler arasındaki sorunları çözmesi üzerine hakemlik ve yargıçlık yapması için görevlendirilmiştir. Şeytanın bu görevi Adem’in yaratılışına kadardır. Nitekim, diğer melekler, cinler ve yaratıklar Adem’in varlığını kabullenmişken Şeytan buna karşı gelmiş ve Tanrı ile zıt düşmüştür.

Tanrı, Adem’e Hayat Ağacı’nın meyvesini asla yememesini söylemiş ve yalnızlık duygusu bastırması için ona Havva’yı göndermiştir. Bu olaylar gelişirken Şeytan tabii ki de boş durmamış ve Hayat Ağacı’nın meyvesini yemesi için Havva’yı kandırmıştır. Bunun üzerine Şeytan’a inanan Havva Adem’i de ikna etmiş ve birlikte Hayat Ağacı’nın meyvesini yemişlerdir. Suçtan haberdar olan Tanrı ise evrenin ilk suçluları Adem ve Havva’yı cennetten bunun üzerine dünyada yaşamaları üzerine kovmuştur.

Havva ve Âdem dünyaya geldikten bir süre sonra Habil ve Kabil isimli iki çocuk dünyaya getirmiştir. Kabil tarımla uğraşırken Habil hayvancılık ile uğraşmıştır. Habil’in işinin daha da beğenilmesi Kabil’in kıskançlık duymasına neden olmuş ve kıskançlık duygusuna ek olarak, Şeytan’ın da onu kandırması üzerine Kabil, Habil’i iri bir taş parçasını kafasına vurması olayı sonucu öldürmüştür. Evrenin ilk cinayeti olan bu olay Adem’in de Kabil’i cezalandırması hususu üzerine sanığın canını alma cezasının verildiği ilk sonucu doğurmuştur. Âdem; “Kabil sonsuza kadar rahat yüzü görmeyesin. Kendi kendine korku kapılarını açtın. Git, hiçbir zaman huzur bulma! Gördüğün hiçbir canlıdan emin olma. Hayatın sana zindan olsun.” Sözleriyle Kabil’in cezasını açıklamış ve Kabil aileden kovularak yalnızlığa mahkûm edilmiştir. Tıpkı ceza sonrası hapishanede tek başına daracık odada geçirilen günler gibi. Sonuç olarak ilk suçun cezalandırılmasıyla birlikte insanoğlunun da sonsuz adalet arayışı içinde olma yolunun kapıları aralanmış oldu.
Tarihsel olarak baktığımızda 5.000-6.000 yılını aşkın bir uygarlık serüveni yaşamış olan Anadolu ve Mezopotamya’da mitolojideki bugün pek ünlü kavram ve olguların atalarının kalıntılarına rastlanılmaktadır. Gerek yazıyı ilk bulan Sümerler ve gerek bir dünya imparatorluğu oluşturmuş olan Hititler ve Eski Mısırlılar’ da da hukuksal mitolojik öğeler yer almaktadır hatta günümüzde meşhurluğunu koruyan Antik Yunan mitolojisinin esin kaynağı olmuştur.
Geçmişten beri farklı tanımlarla anlatılagelen adalet, genel kabul gören manada hukukun nihai amacı olarak kendini gerçekleştirir. Hukuk ve adalet kelimelerinin bir bütünü oluşturduğu bu düzende insanlar iyi olarak sıfatlandırdıkları bir toplumsal düzeni ve dolayısıyla bir hukuk sistemini adalet(li) olarak tanımlamışlardır. Adaletin bu denli toplumsal önem teşkil etmesiyle bu kavram mitlerde de çeşitli simgeler ya da öğelerle kendini bulmuştur. Sümerler’den Antik Yunan’a kadar çeşitli değişimlerle hafızalarda yer edinen adalet tanrı/tanrıça imgeleri bahsettiğimiz üzere Sümerler’de karşımıza Güneşin Tanrısı Utu olarak çıkar. Ay Tanrısı Nanna ve Tanrıça Ningal’in oğlu olan Utu adaletin, hukukun, kanunların ve intizamın gerçekleşmesini sağlar. Utu, hem dünyayı yönetir hem de adaleti düzenler, yasalar yapardı. Heykel ve yazıtlarda asası, yüzüğü ve elinde tuttuğu uzun testeresi ile betimlenerek uzun testeresi ile adalet dağıtır, yasaları keser, biçer ve suçluları cezalandırırdı. Evet, Themis’in kılıcı gibi bir şey. Zaten bu imgeleme de Themis’in kılıcı anlayışının esin kaynağıdır.

Sümerlerden bu kültürel mirası devralan Hititler’e bakacak olursak; Hitiler’de sistematik, çok yönlü ve dengeli bir hukuk sistemi görülmektedir. Sözleşme hukuku, ceza hukuku ve bildiğimiz gibi ünlü Kadeş Antlaşması’ndan çıkarım yapabileceğimiz üzere uluslararası hukuk ve diplomasinin yazılı kurallarının en güzel örnekleri Hitit hukukunda ortaya çıkmıştır. Böylesine gelişmiş olan hukuk sistemi içerisinde mitoloji elbette vardır ve bu kendisini bize Adalet Tanrısı Şamaş olarak gösterir. Sümerler’deki Utu gibi Şamaş’ta güneş ışınlarıyla, asasıyla, yüzüğü ve testeresi ile betimlenmiştir. Şamaş testeresi ile adalet dağıtır. Haklı ve haksızı bununla birbirinden ayırıp atar. Yasaları ölçer, biçer ve keser. Yüzüğüyle yaptığı işlere damgasını basar. Bu yüzük daha sonra imparatorların, sultanların; mührüne, imzasına dönüşecektir. İşte mitoloji bu şekilde yaşamımıza küçük izler bırakmaktadır. Utu ve Şamaş hem yeryüzünde hem de yer altında hakimiyete sahiptir. Gündüzleri yeryüzündeyken geceleri yer altına inen bu Tanrılar yer altında ölülere hesap sorarak yargılama ve muhakeme yapmaktadır. Bu yargılama sonucunda ise beraat edenler cennete giderken suçlular işkenceye tabi tutuluyordu.
Mısır mitolojisine bakacak olursak bu defa bizi Tanrı değil bir Tanrıça karşılamaktadır. Adaletin Tanrıçası olarak sembolize edilen Ma’at, Thoth’un karısı ve Güneş Tanrısı Ra’nın kızıdır. Ma’at’ın simgesi olan devekuşu tüyü saf iyiliği, hakikati ve doğruluğu temsil eder. O bir hukuk tanrıçasıdır ve onun adalet dağıtmak için Hakikat Evi’nde oturduğuna, Osiris’in mahkemesinde insanların kalplerini kendisinin doğruluk tüyüyle tarttığına ve yürek tüy kadar hafif ise onun sonsuz yaşamla ödüllendirileceğine inanılır, böylece ölen kişinin iyi ve kötü ruhlu olduğu anlaşılmış olur. Yani ilahi adalette denge. Bu nedenle, Firavunlar ülkelerini Ma’at’ın belirlediği ilkelere göre yönetir ve bu sayede evrensel düzenin sağlanacağına inanırlardı. Mısır mitlerinde, diğerlerinden farklı olarak ayrıca Ustaphi denilen avukatlar da vardır. Ancak, Ustaphiler bizim avukat anlayışımızdan biraz farklıdır. Yeryüzünde olan avukatlar konuşup müvekkillerini savunamaz, sadece yazılı bildirim yapabilirlerdi. Bir kişi öldüğünde ise yine sayısı kişinin zenginliğine göre değişen Ustaphi denilen heykellerle gömülür ve böylece öteki dünyada ölenlerin cennete girmeleri için Ustaphi heykellerinin kişiyi savunacaklarına inanılırdı. Hazır Tanrı-Tanrıça üzerinden giderken bizim mitolojimizde de bu şekilde imgelemeler var mıymış bir bakalım.

Bilindiği üzere zengin bir mitolojiye sahip Türk mitolojisinde tarihten de bildiğimizi üzere adalet ve hukuk kavramı toplumsal olarak çok fazla önem arz etmektedir. İşte bunun üzerine eski Türk inanışlarında adalet tanrısı ve tanrıça sembolleri kendine mitoloji içinde yer bulmuştur. Dokuz Oğuz menkıbesinde “Gök Kızı” adlı bir tanrıça vardır ki bu bilgili ve akıllı kız; hükümdara ulus yönetmeyi, hukuku öğreten kutlu bir hatundur. Hükümdarın bir kız tarafından bilgi anlamında yüceltilmesi Türk toplumunda kadının yüksek konumunu belirtir. Gökten inme bir kızın hukuk öğretmesi ise Türklerde de hukukun ve adaletin tanrısal olduğunu gösterir. Themis gibi Tanrıça olan Gök Kız, tıpkı onun Olympos dağında oturması gibi Gök Kız’da Akdağ’da oturarak hukuku ve adaleti öğretir. Gök Kız efsanesinin en önemli yönü de Gök Kız’ın hükümdarlık ve adalet bilgisini dünyanın dört köşesine yaymasını istemiş olmasının nedeni adaleti yalnız Türk ulusuna ayırmayacak kadar geniş görüşlü olmasına dayandırılmaktadır. Bu da Türk hukukunun insanlığa doğru yönelen en eski bir normudur.

Adalet Tanrıçası dışında Türk mitolojisinde Bekenbey olarak bir de Adalet Tanrısı bulunmaktadır. Tasvire göre Bekenbey’in çift başlı topuzu vardır ve bununla insanları koruyup adaleti sağlamaktadır. İnsanlardaki öç duygusu açığa çıktığı zaman beliren Bekenbey dünya üzerinde hangi makamda olursa olsunlar kralları ve imparatorları yargılayabilen tek kişidir.
Böylece serüvenleşmeye başlayan mitoloji en yaygın örneklerini barındıran Antik Yunan mitolojisi ile çeşitlenmeye devam etmiştir. Antik Yunan mitolojilerinde özellikle hukuksal vasıtalara sık sık rastlanılır. Pozitif bilimler içerisinde yer almasa da Antik Yunan’da hukuki kurumların değerlendirilebilmesi adına Yunan mitolojisi önemli bir kaynaktır.
Antik Yunan dedikten sonra hafızalarda hemen meşhur adalet tanrıçası Themis’in belirdiği su götürmez bir gerçektir. Themis adeta hukukun bir sembolü olmuştur. Ama Themis’e geçmeden önce biz Antik Yunan mitolojisinde hukuk ne şekilde boy göstermiştir bir bakalım.
Öncelikle Tanrıların adaleti dağıttıkları dağ, Tanrıların Dağı Olympos olarak geçer.

Homeros, Olympos dağı hakkında Odeyssia adlı eserinde şöyle bahsetmektedir: “Orada ebedi değişmezlik içinde tanrılar oturur. Ne rüzgarlar sarsar Olympos’u ne de yağmur döver onu; kar ise ona yaklaşamaz, ama üstünde berraklık uçuşur, bir ışık çevirir onu, bembeyaz.” Tasvirlere göre yüksekçe bir dağın yamacında konumlanan Olympos, Yunanlılar’ da gizem, merak ve korku oluşturmuştur. Tanrıların karar verdiği bu saray göksel ve ışıltılı bir şekilde imgelenmiştir. Bunun yansımasını biz bugün adalet saraylarında görebiliyoruz (en azından Avrupa’da öyle).


Bu sarayda baş yargıç, tahmin ettiğimiz gibi Yıldırımlar Tanrısı Zeus’tur. Zeus’un kardeşi Hades, öteki dünyanın yargıcıdır; ölen kişilerin iyilik ve kötülüklerine göre kararlar verir. Hekate, bilirkişi olup yargıçlara akıl vermekle yükümlüdür. Ate, ise suç tanrısıdır ve insanları suç işlemeye iter. Eriniysler ise savcı rolünü üstlenen Nemesis’in polisi veya jandarması olup cinayet suçlusunu takip ederler.

Zeus’un cezalandırma işleminde kullandığı yıldırımların katılaşarak zeytin yaprağına ve sonrasında zeytin dalına dönüşmesi insanlar tarafından barışın simgesi olarak kabul edilmiştir. Bugün bu simge hakimlerin yakasını süslemektedir. Aslında, hikâye gibi gördüğümüz bu mitolojik öğeler şuan bile hukuksal anlamda üzerimizde etkilerini göstermektedir.

Yunan mitolojisinde savunma görevi Zeus’un kızları Litailer’dedir. Avukat Tanrıçalar olarak geçen Litailer nedense çirkin, topal ve kırışık olarak tasvir edilmiştir. Litailer yani Yalvarılar’ı Homeros, ölümsüz eseri İlyada’da şöyle anlatır;
‶Gün olur yanılır, suç işler insanlar,
Güzel adaklar, sunularla yalvarırlar,
Kurban yağlarıyla yumuşatırlar tanrıları,
Ulu Zeus’un kızlarıdır Litai’ler,
Topal, yüzleri buruşuk, gözleri şaşı,
Koşarlar Suç’un arkasından dertli dertli,
Ama güçlüdür, çevik ayaklıdır.
Suç, Litai’lerden çok önde koşar,
İnsanlara kötülük ede ede dolaşır yer yüzünü,
Litai’ler ise yetişir, kötülüğü düzeltmeye kalkarlar,
Dinlerler kendilerine saygı gösterenleri,
Onlara yardım ederler canla başla,
Kulak asmayan olursa, yalvarırlar Zeus’a,
Suç takılsın ona, ettiğini bulsun derler. ″
Bu Avukat Tanrıçalar, insanların yasaları çiğnememesi için çabalamıştır. Bir yandan Suç Tanrısı Ate’nin insanları kandırmasına ve insanların da Ate’ye kanmaması için onlara engel olmaya çalışıyorlar bir yandan da eğer insanlar Ate’ye kanıp suç işlerlerse, onları mahkemede savunup davacı Tanrılardan onları affetmeleri için yardım diliyorlarmış. Ve bazen de mağdurun yanında olup, suçluların cezalandırılmalarını mahkemeden istiyorlarmış. Alıntıladığım paragrafta anlatılanlar bunu çok iyi özetliyor: “Litailerin görünümleri çirkin ama yürekleri saf ve temiz. Topallıkları çok çalışmaktan. Sürekli koşuşturmaları onları topallaştırmış. Yüzlerindeki kırışıklar, insanların dertlerini almak, onların affedilmeleri için yalvarmak veya suçlunun cezasını çekmesi için ısrar etmelerinden kaynaklanıyor; erken yaşlanmışlar. Bedenen, zihnen ve ruhen yıpranmışlar. Yaşadıkları acı, keder, dert onları erkenden yaşlandırmış. Ne kadar da bizim yaşamımıza benziyor değil mi? Müvekkillerin sorunlarını dinlerken biz de kendimizi onların yerine koyuyor, adliyede, duruşma salonları, mahkeme kalemleri, icra daireleri arasında sürekli koşuşturuyoruz; Yargıtay, Danıştay, İdare Mahkemeleri, Vergi Mahkemeleri vb. saymıyorum bile…Litailer de bizler gibi vefakâr, cefakâr. ″
Liteiler’den sonra sona saklamış olduğum hukukla özleşmiş olan, neredeyse heykeliyle her büronun masasını ve adliye saraylarının girişlerini süsleyen meşhur Themis nam-ı diğer Adalet Tanrıçası’nın anlamına geçecek olursak:

İlk önce kelime anlamı olarak Themis ismi koymak, yerleştirmek, oturtmak, sağlamlaştırmak, saptamak anlamına gelen bir kökten (tithemi) türemiştir. Adil, adalet gibi anlamları taşımaktadır. Grekçe’de yapılan ve yapılagelen örf ve gelenek anlamlarında da kullanılan themis insanlarca öğrenilmiş olan hukuk, kanun, emir veya kurallara uygulanmıştır. Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan adalet ve düzenin tanrıçası Themis ilahi adaletin, evrensel düzenin uyumlu sürekliliğinden sorumludur. Bu Tanrıça, insanlar ve tanrılar dünyasının değişmez evrensel ve ölümsüz doğa yasasıdır. Ayrıca Zeus’un Hera’dan sonra ikinci karısı olan Themis, Horae ve Moirae’nin de annesidir. Birazcık işin magazinsel yönüne değinecek olursak Zeus’un Themis’le evlenme nedeni davalarla uğraşmaktan bunalarak iş yükünü Themis üzerine yıkmak istemesindendir. Bu yüzden Zeus uzun boylu, hoş bir tanrıça olan Themis ile evlenerek adaletin yükünü Themis’in kolları üzerine bırakır. Böylelikle artık çok gerekmedikçe ilgilenmeyecektir anlaşmazlıklarla ve davalarla.


Themis’in tasvirlerinde gözleri bağlıdır. Bir elinde kılıç, bir elinde terazi tutarak kılıç ile suçlunun cezasını verirken terazi ile haklıyı ve haksızı tespit eder. Gözlerinin kapalı olma sebebi ise önüne getirilen kişilerin niteliğinden, cinsiyetinden veya statüsünden etkilenmek istememesi ve tarafsızlıkla işini yapmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten çok etkileyici ve anlamlı bir tasvir değil mi? Hukukun tüm temel ilkelerini neredeyse üzerinde barındırıyor gibi. Aslında Antik Yunan’da kara bir giysi içinde tasvir edilmiş olan ve bir elinde asası bulunan Themis’e kılıç ve terazi Rönesans Dönemi’ndeki ressamlarca yakıştırılmıştır. Ama bu Themis tasvirinin Hitit ve Sümer adalet tanrılarına asa taşıması ve siyah giysileri yönünden benzerlik taşıdığını da söylememiz gerekir. Themis’in dış betimlemesinden çıkıp görev yönünden ne ile yükümlü olduğuna geri dönecek olursak; Themis, Zeus ile birlikte Olympos’ta oturur ve mahkemede baş yargıçlık yapar. Tanrılar arasındaki anlaşmazlıklar kadar, insanlar arasındaki davaları da çözümler. İşleri yoğun ve önemlidir. Ayrıca, Themis, Zeus’un vereceği kararlarda ona hikmet ve adalet tavsiye eder, tanrı ve tanrıçalara verdiği öğütlerle onlara danışmanlık da yapardı.
Themis, aslında ceza değil sosyal düzen tanrıçasıdır. Genellikle yol gösterme ve adaleti sağlama üzerine yoğunlaşır, ona yeteri kadar saygı gösterilmediğinde sessiz kalırdı. Devreye o zaman İntikam Tanrıçası Nemesis girerek onun yerine cezalandırma işlemini yapardı. Aynı zamanda kehanet gücüne sahip olan kâhin Themis, Delphi Tapınağı’nı da inşa etmiştir. Böylece, Yunan toplumundan çıkıp şu an dünyada hukuk deyince direk gözler önünde canlanan bir simge haline gelen Themis’in neden bu kadar popüler olduğunu da birlikte daha iyi kavramış olduk.
Kaynakça
- http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2009-1/14.pdf
- https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/nasuh-mahruki/tarih-boyunca-adaleti-temsil-eden-tanrilar-1926725/
- http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2012-1/5.pdf
- https://www.altayli.net/turklerin-adalet-tanricasi-gok-kizi.html
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/481229
- http://web.e-baro.web.tr/uploads/27/2017%20HABER/D%C4%B0S%C4%B0PL%C4%B0N%20K%C4%B0TABI/Mitoloji_Adalet_2.pdf
- http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2009-2/8.pdf
- https://bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/zeusun-mirasi-arkhon-yasalari-eski-yunanda-hukuk-yargi-sistemi/
0 Yorum