Mahkeme Kararları Hem Yasal Hem De Vicdani Olmalı

7 min


61

Türkiye’de yasal anlamda hayvan haklarından kısmen bahsedilmeye başlanması ilk olarak Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 20.10.2003 tarihinde, amir hüküm haline gelmesiyle başlar. Hayvan Haklarına dair YASAL İLK KORUMA da, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun, 01/07/2004 tarihinde yürürlüğe girmesi ile gerçekleşmiştir.

Bu Kanunun düzenlenme amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır. Ancak sorun, bu kanunun, Kabahat Kanunu kapsamında olmasıdır.

Bunun dışında diğer ve asıl sorun ise, hayvanları koruma yükümlülüğünün, toplum ve yetkililer tarafından içselleştirilmemiş olmasıdır. Burada altını çizmeden geçemeyeceğim gerçek ise: Bir ülkenin hayvanlara bakış açısı ile o ülkenin medeniyet seviyesinin paralellik arz ettiğidir. Hayvana mal gözü ile bakan, canına değer vermeyen, onu iteleyen bir toplumun, medeniyet seviyesinin, tartışma konusu olduğu muhakkaktır. Bu zihniyetle yaklaşılan hayvan hakları yasası da, maalesef kabahat kanunu kapsamında kalmaktadır.

Bir eylem kabahat kanunu kapsamında kalıyor ise; Sadece idari makamlar tarafından idari para cezası kesilir. Adli yönden ise; yasaya aykırı o eyleme ilişkin herhangi bir yargılama yapılmaz. Dolayısıyla herhangi bir cezai hüküm de verilmez, kişinin sabıka kaydına bir şey işlenmez. Burada bizim ısrarla tavsiye ettiğimiz hukuki yol ise; Kabahat Kanunu madde 23’ün işletilmesidir. Madde 23’e göre; kabahat kanunu kapsamına giren bir eylem, eğer daha önce hiç bir idari makam önüne getirilmemişse, o eylemle ilgili olarak idari para cezasını kesme yetkisi savcıya aittir. Bu maddenin işletilmesi, büyük önem arz etmektedir. Olaya bu açıdan yaklaşılmadığından, bu tür vakalar çoğunlukla takipsizlik kararı ile sonuçlanmaktadır. Ancak yıllar içinde verilen takipsizlik kararlarındaki artış dahi, yasalarımızda bu konudaki boşluğu ve bakış açısının değiştirilmesi gerektiğini  açıkça ortaya koymaktadır. Bu anlamda, bu eylemlerin, ceza kanunu kapsamında değerlendirilmesi, hayvan haklarını ihlal edenlerin mahkeme önünde yargılanması, neticede cezalandırılmaları ve suçları sabit olanların suçunun da sabıka kaydına işlenmesi, sağlanmalıdır. Bu husus; güvenli ve huzurlu bir toplumda yaşamanın olmazsa olmazıdır.

Bu konuda dikkatinizi çekmek istediğim 2 husus var:

  1. Hayvanlar; bugünkü kanun sistemimizde; halen; mal olarak görülmektedirler ki; hayvanların canlı olduğu aşikardır. Hayvanlara gerçek kişi muamelesi yapılamayacağı gibi eşya muamelesi yapılması da kabul edilemez. Medeni kanununu Avrupa’dan alan ülkemize örnek teşkil edecek çok iyi düzenlemeler mevcut.

Almanya, 20 Ağustos 1990 tarihli “Federal Almanya’nın Medeni Hukukta Hayvanların Hukuksal Durumunun İyileştirilmesi Yasası” ilehayvanları, nesne – eşya kavramı dışına çıkarmıştır.

Avusturya, ilk Hayvanları Koruma Yasasını, 1951 yılında yasalaştırmış olsa da, Avusturya Medeni Yasasına, Hayvanların Hukuksal Durumunun İyileştirilmesi için 10 Mart 1988 tarihli yasa ile eklemeler yapmış ve hayvanları, bir eşya – mal olmaktan çıkarmıştır.

Ve İsviçre’de de, 2003 yılında, mülkiyet hakkını düzenleyen kanunun 641. Maddesine “Hayvan, eşya değildir.” şeklinde bir ekleme yapılmıştır.

  1. Bugünkü kanun sistemimizin diğer büyük ayıbı ise; hayvanları, özellikle cezai yaptırımların uygulanması gündeme geldiğinde; sahipli ve sahipsiz hayvan olarak ayırıyor olmasıdır. Bir hayvanın başına bir şey gelmesi halinde, sahipli hayvan ise, o sahipli hayvanı mal kavramına sokmakta TCK Madde 151/2 ile mala zarardan cezalandırmakta, sahipsiz hayvan ise; o hayvana mal muamelesi dahi yapmamakta ve kabahat kanunu kapsamında idari para cezası ile cezalandırmaktadır.

Bu ayıplardan bir an önce vazgeçilmeli ve hayvana yaklaşım, sahipli sahipsiz ayrımından sıyrılmalı ve hayvana mal muamelesi yapılmadan, doğrudan, hayvana karşı işlenilen her türlü şiddet dolu eylemler, Türk Ceza Kanunu içinde düzenlenmeli, hapis cezası ile müeyyidelendirilmelidir.

Tam da bu noktada; bugüne kadar hayvana uygulanan şiddet nedeniyle görülen davalara bakacak olursak:

*Medyaya yansıdığı haliyle Ayşe Köpek davası: Temmuz 2011 tarihinde, Ataşehir’de 60 yaşındaki inşaat işçisi arabaya atarak kaçırdığı Ayşe isimli sahipli köpeğe tecavüz ederken polisler tarafından suç üstü yakalanmıştı;  İstanbul Anadolu 31. Asliye Ceza Mahkemesinde bakılan davada; Şüpheli hakkında hırsızlık ve tecavüz suçundan yargılama yapıldı ve şüpheli; 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı ve yine hakim çok hassas davranarak bu konuda, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına da karar vermedi.

*8 Ekim 2010 tarihinde, Üniversite öğrencisi U.G. hakkında, İzmir Bornova'da  bir büfe önündeki kutuda yatan, 'Yamuk' adlı kediyi tekmeleyerek öldürmekten, İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nde, 'haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldürmek, işe yarayamayacak hale getirmek veya değerinin azalmasına neden olmaktan Türk Ceza Kanunu'nun 151/2 Maddesi uyarınca, 4 aydan 3 yıla kadar hapis istemi ile dava açılmıştı; Şüpheli, 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.

* Ve en son 2014’ün Şubat ayında, Eskişehir'de, Can Aksoy adında bir üniversite öğrencisi, bir kafeden emaneten sahiplendiği “iletki” isimli kediyi, önce kesmiş, kedi ölmeyince üstüne 20 kiloluk damacanayı bırakmış, kedinin 1,5 saat can çekişmesine neden olmuş, bunu da kameraya çekip sosyal medyada paylaşmıştı. Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinde gerçekleştirilen İletki Kedi Davasında ise, 6 Mayıs 2015 tarihinde, tam bir emsal karar çıktı.

6 Mayıs 2015 tarihinde verilen bu karar ile, bunca yıldır hayvanların hakları için verilen mücadele nihayet zaferle sona erdi. Bu konuda son derece hassas, adil ve vicdanlı davranan Sayın Hakim Orhan  Küçükfidancı, bugüne kadar her hakim ve savcıya yorulmadan anlattığımız: “Hayvana şiddetten sonraki ilk adım her zaman insana yönelir.”, “Hayvanlar mal değildir, onlar da can taşır”, “Hayvanın da yaşam hakkı vardır.”, “Canlıya zarar verme hangi canlıya olursa olsun en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.”, “Hayvan öldürmek de cinayettir.” yönündeki beyan ve ifadelerimiz doğrultusunda hükmünü kurdu.

Nitekim, Sayın Mahkeme, kararında;

*Hükmolunan ceza ile mağdur, müşteki, ve onların nezdinde kamuoyu tatmin olmalıdır ki, hukuka inançları kalsın, adalete olan güvenleri sarsılmasın.

*Suçlara ceza verilirken cezanın kamu oyunda ne olduğunun yayılması, aynı suçların işlenmesini önleyecek en önemli tedbir olacaktır.

*Sanığın, sabıkasız oluşu, duruşmadaki hal ve tavrı tek başına cezasında indirim yapılması için yeterli bulunmamıştır. Elbette, duruşmada sanık, hal ve tavırlarına duruşma süresince dikkat edecektir. Sırf bundan dolayı bu maddenin uygulanarak cezada indirim yapılması 10’ar dakikalık celselerde, sanığın celse dışı hayatındaki tutum ve davranışları da kapsar şekilde olumlu düşünmeye kapılarak ve bu nedenle cezada indirim uygulamanın yanlışlığı kaçınılmaz olacaktır.

*İletki kedinin mal olmadığı, can taşıdığı can taşıyan her şeyin kutsal olduğu, bunun maddi bir değer ile ölçülemeyeceği, parasal karşılıkla geri getirilemeyeceği

şeklindeki hukuki gerekçelere dayanarak, hukuk sistemimizin büyük bir ayıbı olarak sahipli bir hayvana karşı vahşice işlenen bu cinayete ilişkin, Türk Ceza Kanunu kapsamı içerisinde “Mala zarar vermek” suçundan yargılanan şüpheli hakkında; para cezasına çevrilmemek üzere, duruşma tutanağında da yer aldığı şekli ile takdiren, tercihen, teşdiden en üst hadden olmak üzere 3 yıl hapis cezası vermiş, şüphelinin pişmanlık ifadelerine itibar etmeyerek, CMK'nun pişmanlık maddelerinin tatbikine de yer vermemiştir. Ve bu karar, hayvan hakları açısından bir milat olmuş; yargılama sürecinde; hayvanın bir mal olmadığı, hayvanın da canlı bir varlık olduğu ve yaşam hakkı bulunduğu bilinci hakim olmuş ve hüküm kurulurken en üst limitten cezalandırma yapılmıştır.

Yine bu davada, kedinin ölmesi, bir mal kaybı olarak ele alınmamış, bir can kaybı olarak görülmüş, yaşam hakkının zarar görmesinden dolayı cezalandırılma yoluna gidilmiştir. Hayvanı canlı kabul eden ve yaşam hakkına duyulan saygı ile verilen bu karar ile, Hakimlerin, hüküm kurarken, “ne yapalım elimiz kolumuz bağlı” özrü de, ellerinden alınmıştır. Bundan sonra, “hayvanların yaşam hakkının” onlar tarafından da koruma altına alınmak zorunda kalacağı şüphesizdir.

Yukarıda bahsi geçen her  3 davanın da, şimdi Yargıtay aşaması bulunmaktadır. Ve maalesef, Yargıtay’ın gerek hayvan cinayeti, gerek çocuk tecavüzü, gerek kadın cinayetleri olsun; hep, fail lehine bozma kararları, mağdur aleyhine uygulamaları bulunmaktadır.

Ancak, Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bu kararı, özellikle de yukarıda belirttiğim hukuki gerekçeleri, sadece hayvan hakları açısından değil, kadın cinayetleri ve çocuk tecavüzleri açısından da emsal olma özelliği taşımaktadır.

Nitekim, Yargıtay’ın esaslı görevi, toplumdaki adalet duygusunu tatmin etmek, yaralanan vicdanları telafi etmek ve hukuka inancı temin etmek iken, ısrarla fail lehine bozma kararları vermeye devam etmesi, 21. Yüzyıl uygar Türkiye’sine yakışmamaktadır. Artık, mağdur lehine hukuku uygulamanın, adaleti sağlamanın ve hukuka inancı sağlamanın vakti gelmiştir.

İşte bu karar, bu değişimin fitilini ateşleyecek bir kıvılcım olmalıdır. Olacaktır. 

Bu karar, yıllardır, bu ülkede hayvan hakkı mücadelesi veren hukukçuların ve hayvan aktivistlerinin başarısıdır. Bu karar; hayvanların “mal” olmadığının en güzel örneğidir. Bu karar ile, hayvanın, mal olmadığı, can taşıdığı hukuken kabul edildiğine göre, artık, sahipli can sahipsiz can ayrımı da yapılamayacaktır. Bundan böyle, sahipli hayvan – sahipsiz hayvan ayrımının ortadan kalkması gerekmektedir. Bu karar hayvan hakları için bir milattı, şimdi bunu daha da ileriye taşımak yine biz hukukçuların görevi…

Ve ben çok umutluyum; inanıyorum ki, bu sefer, hukuk ve vicdan kazanacak.

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

61

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.