Giriş
Günümüz toplumlarında birçok kadın erkeklerin şiddetine maruz kalmaktadır. Bu şiddet mağdurlarının sadece kadınlar olmadığı, erkeklerin de mağdur oldukları kuşkusuzdur. Ancak itiraz edemeyeceğimiz hususlardan en önemlisi ise bu şiddet fiillerinin asıl mağdurlarının kadınlar olduğudur.
Bu şiddet türünün bir insan hakları ihlali olduğu pek çok uluslararası sözleşmede yerini almaktadır. Devlet bu sözleşmelere taraf olmakla beraber bu hakların başkalarınca ihlal edilmemesi için gerekli tedbirleri almak gibi pozitif yükümlülük ve devletlerinde bu hakların ihlal edemeyeceğine dair de negatif yükümlülük altına girmektedir. Dolayısıyla devlet, şiddet olaylarını önleme ve şiddete uğrayanları korumakla yükümlü hale gelmektedir.
Örselenmiş kadın sendromu, eşi veya ilişki yaşadığı partneri tarafından devamlı olarak fiziksek, psikolojik veya cinsel şiddet gören kadınların içinde bulunduğu psikolojik durumu anlatmak üzere kullanılan bir kavramdır. Bu kavram aynı zamanda travma sonrası stres bozukluğunun bir türü olarak kabul edilmektedir. Ceza hukukunda ise örselenmiş kadın sendromu, devamlı olarak şiddet gören kadının şiddet uygulayan partnerini veya eşini öldürmesini ifade etmektedir. Bu sendrom şiddet gören kadınların yaşamış olduğu bir çaresizlik olup kadına karşı mücadele kapsamında devletin pozitif yükümlülüklerimi yerine getirmemesinin de bir sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir.
İçtihat hukuku ülkelerinin mahkemeleri örselenmiş kadın sendromunu ceza sorumluluğunu azaltan veya kaldıran bir neden olarak kabul etmektedir. Mahkemeler tarafından doğrudan yasal bir savunma nedeni olarak kabul edilmese de haksız tahrik, meşru savunma veya isnat yeteceğini kaldıran bir neden olarak olarak değerlendirmeye alınabilmiştir. Türk hukukunda ise bu sendromun meşru savunma kapsamında değerlendirilebileceğine dair görüşlerin yanında eleştiriler de mevcuttur. Devamlı olarak şiddette maruz kalan kadının bu şiddet halinden yetkili mercilere gitmek yerine neden şiddet uygulayan eşlerini/partnerlerini öldürme yoluna gittiklerini uygulayıcılar kendilerine sormalıdır. Bu soruya cevap olarak ise duruma objektif açıdan makul düşünen insanın böyle bir saldırıyla karşılaştığı zaman nasıl tepki vereceğini değerlendirmektense, konumuz olan örselenmiş kadın sendromunu yaşayan kadının psikolojisini baz alarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır.
–
Örselenmiş Kadın Sendromu Ve Tarihçesi
Örselenmiş kadın sendromu dediğimiz zaman akla gelen ilk isimlerden biri olan Dr. Lenore Walker’dır. Bu sendrom 1970’li yıllardan Walker tarafından, şiddet mağduru kadının hissettiği psikolojik sıkıntılar ve yaşadığı çaresizlik sonucunda şiddet uygulayan faili öldürmesini iki teoriye dayandırmaktadır. Bu teoriler; kadının yaşadığı ” şiddet döngüsü ” ve ” öğrenilmiş çaresizlik ” teorisidir. Walker bu teorilerini 1967 yılında Martin Seligman ve arkadaşları tarafından yapılan araştırma, deneylere ve özellikle de öğrenilmiş çaresizlik teorisine dayandırmıştır.
Seligman ve arkadaşları yaptıkları araştırmada kontrol, kaçma ve çaresizlik isimli üç grup köpek kullanılarak iki ayrı deney yapmışlardır. Deneyin ilk aşamasında kaçma ve çaresizlik gruplarındaki köpekler deney kutusunun içine konularak şok verilmiştir. Kaçma grubundaki köpekler bir şekilde şoku durdurmayı öğrenmelerine rağmen; çaresizlik grubundakiler başarısız olmuşlardır. Deneyin ikinci aşamasında deney kutusuna üç grubu da koymuşlardır ve aynı zamanda bu üç gruba kaçma-kaçınma eğitimi uygulamışlardır. Şoku uygulamadan önce de şokun geleceğini gösteren bir uyarı yollanmıştır. Bu uyarının verilmesinden itibaren birkaç dakika içinde kutudan atlayanlar şoktan kurtulmuş, atlamayanlar ise kurtulamamıştır. Deney sonucunda kaçma grubundaki köpekler ile kontrol grubundaki köpekler kutudan atlayarak şoktan kurtulurken, çaresizlik grubundaki köpekler ise kurtulma konusunda başarısız olmuşlardır. Çaresizlik grubundaki köpeklerin o kutudan atladıkları zaman verilecek şoktan kurtulacaklarını ve kutudan atlamadıkları zamanda zarar göreceklerini bilmelerine rağmen kutudan atlamayı tercih etmeyerek şoku beklemişlerdir. Seligman bu deney sonucunda ortaya çıkan durumu ‘‘öğrenilmiş çaresizlik’’ olarak isimlendirmiştir.
Walker tarafından ileri sürülmüş olan örselenmiş kadın sendromu, üç aşamalı bir şiddet döngüsünden meydana gelmektedir ve bu döngü öğrenilmiş çaresizliği ortaya çıkarmaktadır. Bu aşamaları ‘‘öğrenilmiş çaresizlik’’ teorisine uygulayarak neden şiddet gören kadınların, şiddet uygulayanlardan kaçma konusunda başarısız olduklarını açıklamaya çalışmıştır.6 Gerginlik evresi olarak da adlandırılan ilk aşamada erkek, ilişki içinde gerginliği arttırmaya başlamakta ve kadının gerilimi azaltmak için gösterdiği çabalar sonuçsuz kalmaktadır. Aynı zamanda bu aşamada hafif düzeyde fiziksel şiddet de söz konusudur.
Döngünün ikinci aşaması olan ”akut hırpalanma aşaması” ise, ilk aşamaya oranla daha ağır fiziksel şiddet içermektedir; hatta bu fiziksel şiddetin yanına cinsel şiddet de eklenmiştir. Bu aşamayı da failin özür ve pişmanlıklarının yer aldığı aşama takip eder. Üçüncü aşama da erkeğin şiddet uygulamaya tekrar başlamasıyla sona erer. Bu evrelerin ne kadar süreceği belirsiz olsa da evreler kısır döngü misali birbirini izler. Her şiddet gören kadın için bu aşamalar farklılaşsa da, teoride genel olarak öne çıkan şey örselenmiş kadının gördüğü şiddetin hayatının bir parçası haline gelmesidir. Dolayısıyla şiddet mağduru kadın da kendisini her an gelebilecek bir saldırının içinde kabul etmektedir. Walker’a göre şiddete maruz kalan kadın, yaşadığı bu şiddeti kabullenmektedir çünkü onun için şiddet kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu durum kadınların kendine olan güvenini yitirmesine yol açmakta ve uğradığı şiddetin sonucunda da suçu kendinde aramaya başlamaktadır.
–
Örselenmiş Kadın Sendromunun Türk Hukukundaki Meşru Savunma Açısından Değerlendirilmesi
Meşru savunma, ceza kanunlarında kabul edilmiş bir hukuka uygunluk nedenidir. Kısaca ifade etmek gerekirse meşru savunma, kendisine veya başkasına yönelmiş haksız bir saldırıya karşı kişinin kendisini korumak adına yaptığı savunmadır.
Türk Hukukunda ise TCK m.25/1’de ‘‘Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.’’ şeklinde yer almıştır.
Meşru savunmanın koşullarına baktığımızda saldırıya ilişkin koşullar ve savunmaya ilişkin koşullar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:
- A. Saldırıya ilişin koşullar
1- Ortada mevcut bir saldırı olmalıdır.
2- Saldırı haksız olmalıdır.
3- Saldırı bir hakka yönelik olmalıdır. - B. Savunmaya ilişkin koşullar
1- Savunmada zorunluluk bulunmalıdır.
2- Savunma ile saldırı arasında orantı olmalıdır.
Meşru savunma, başlamış halen devam etmekte olan ve sona ermemiş saldırılara karşı mümkündür. Madde düzenlemesinde ”gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan bir saldırı” dan söz etmektedir. İlerde saldırıda bulunulma ihtimaline dayanarak saldırıda bulunmak savunma sayılmaz. Bununla birlikte saldırı teşkil eden şiddet davranışının sonlanmış olmasına rağmen, saldırının artacağına veya tekrar yaşanacağına dair şüpheler bulunuyorsa saldırının devam ettiği sonucuna varılmalıdır.
Bu koşullar doğrultusunda örselenmiş kadın sendromunu incelemek gerekirse, en başta mevcut bir saldırının olmayışıyla meşru savunmadan ayrılmaktadır. Kadın, öldürme fiilini bu şiddet fiilini şiddet olayı sona erdikten sonra partnerini savunmasız bir şekilde yakaladıktan sonra işlemektedir. Bu yüzden kadınların bir şiddet döngüsü içindeyken yaşadığı saldırılara karşı kendilerini savunması hareketinin meşru savunma kapsamında kabul edilmesi için saldırının devam ettiğini kabul etmemiz gerekecektir. Örselenmiş kadın sendromu yaşayan kadınlar, travma sonrası stres bozukluğuyla beraber korku hissini de devamlı yaşamaktadırlar. Bu durum psikolojik olarak sürekli şiddet gören bir kadının davranışlarını da etkilemektedir.
Meşru savunma koşullarından olan mevcut saldırının bulunması şartının örselenmiş kadın sendromuna uyarlanması gerekmektedir çünkü partnerine şiddet uygulamayı adeta alışkanlık hale getirmiş olan erkek karşısında kadın, hayatını her an maruz kalacağı bir saldırı tehlikesiyle sürdürmeye çalışmaktadır. Bu yüzdendir ki, meşru savunma için mevcut bir saldırı aranmamalıdır. Örselenmiş kadının saldırıya uğrayacağı muhakkak olarak kabul edilmelidir. Saldırının mevcut olma koşuluna örselenmiş kadın sendromu bağlamında baktığımızda fiili olarak bir şiddet mevcut olmasa bile şiddet tehlikesi ve tehdidi kadın için her zaman mevcuttur. Zira kadın bitmek bilmeyen bir şiddet döngüsü ve o an içinde bir saldırı olmasa dahi, tekrarlanması çok yüksek olan bir saldırı tehlikesi içindedir.
Örselenmiş kadın sendromunun yasal savunma kapsamında değerlendirilmesine karşı eleştirilerden birisi de kadının her zaman evden ayrılmak, ailesinin yanına gitmek veya resmi makamlara başvurarak çeşitli yöntemlerle şiddet uygulayan erkekten korunabileceğidir. Lakin şöyle de bir gerçek vardır ki kadın bu korunma yöntemlere başvurduğu zaman kesin olarak bu şiddetten kurtulamamaktadır. Şiddet uygulayan erkek, bu yöntemlere başvuran kadına öfkelenip kadına daha ağır şiddet uygulamaktadır ve hatta çoğu kez kadına devlet tarafından yeterli koruma sağlanmadığı için bu durum kadının partneri tarafından öldürülmesiyle sonuçlanmaktadır. Yukarıda da bahsedildiği gibi, meşru müdafaanın örselenmiş kadın sendromu bağlamında uygulanmasını eleştiren birçok yazar objektif açıdan yaklaşmakta ve herhangi bir kişinin saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman nasıl tepki vereceğini tespit ederek değerlendirmeye çalışmaktadır. Meşru savunmaya ilişkin şartlara baktığımızda ilk bakışta örselenmiş kadının bu şartları taşımadığı görülmektedir. Türk hukukunda geçerli bir savunmanın olabilmesi için de saldırıdan kurtulabilmek adına yeterli ve gerekli araca başvurulması gerekmektedir. Örselenmiş kadının ise çoğu zaman zorunlu olmadığı anda ve kendisini zorunlu gibi hissetse bile ileride yaşayacağı saldırıyı önlemek için araçları orantısız kullandığından söz edebiliriz. Savunmanın saldırı ile orantılı olmadığı hallerde de TCK m.27’de meşru savunmada sınırın aşılması hali gündeme gelecektir. Bu maddeye göre ‘‘Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.’’ Ayrıca sınırın aşılması halinin uygulanılabilmesi için de meşru savunma koşullarının var olması gerekmektedir.15 İncelenen sendrom doğrultusunda ise doktrinde sınır aşılmasının iki şekilde olabileceği belirtilmiştir. Bunlar; oranda- araçta sınırın aşılması ve zamanda sınırın aşılması şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Sınırın oran bakımından aşılması somut olayca yeterli görülen savunma şeklinden çıkarak savunmada bulunulmasıdır. Bu durumda fail saldırıdan kurtulabilmek için vasıtalardan en tehlikelisini seçmekte veya duruma uygun olan aracı gereğinden daha yoğun kullanması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Zaman bakımından sınırın aşılması ise saldırının bitmesinden sonra savunma hareketinde bulunulmasını ifade etmektedir. Örselenmiş kadın sendromunda sürekli olarak şiddete maruz kalan kadının, şiddet uygulayan kişiyi öldürerek, saldırıya karşı orantısız bir savunma yaptığı düşünülse de bu doğru olmayacaktır. Böyle bir düşünceye sahip olmak demek kadının yıllarca gördüğü şiddetin görmezden gelinmesi demektir. Sendromu yaşayan kadınların, saldırı esnasında kendilerini koruyabilecek durumda olmadıkları için saldırı sona erdikten sonra saldırganın savunmasız olduğu bir anda tepki göstererek bu yola başvurmaya mecbur kaldığı da unutulmamalıdır. Aynı zamanda bu tepki travma sonrası stres bozukluğuyla beraber ortaya çıkmaktadır. Konu hakkında değerlendirmeler yapılırken de örselenmiş kadın sendromunun kendine özgü nitelikleri göz ardı edilmemelidir. Bu yüzden, örselenmiş kadın asıl olarak zamanda sınırı aşmaktadır. Kadın, bu sınırı aşmakla suç işlemektedir ama bu durum failin devamlı olarak yaşadığı saldırılar sonucunda ruhsal durumundaki sıkıntılarla ve mantıklı hareket etme yetisini kaybetmesiyle birlikte düşünülünce kusur isnadında bulunulmaması gerekmektedir. Ruh sağlığı yerinde olmayan örselenmiş bir kadının meşru müdafaada sınırı aştığını ve bunu mazur görülebilecek bir korku haliyle yaptığını söyleyebiliriz. Sınırın zaman bakımından aşılması ise öğretide tartışmalıdır. Baskın görüşe baktığımızda meşru savunma halinde sınırı aşabilmek için saldırının mevcut oluşu aranmaktadır. Kişi o an içinde saldırıya uğramamış olsa bile tekrarlanması muhakkak olan bir saldırıyı korku içinde beklemektedir. Bu görüş sendrom yaşayan kadına objektif açıdan yaklaşmakta ve kadının bitmek bilmeyen bir şiddet döngüsü içinde olduğunu unutmaktadır. Öğretideki bir diğer görüşe göre ise zaman bakımından sınırın aşılması halinde TCK m.27/2 hükmünün uygulanılabileceğidir. Konuyla ilgili olarak verilen kararlardan örnek vermek gerekirse Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 13 Temmuz 2011 yılında (2011/1267 E., 2011/4491 K.) vermiş olduğu kararda incelenen konular doğrultusunda karar verildiği görülmektedir. Babasını öldürmekten yargılanan sanık B.’nin yargılaması sonunda; hükümlü olmasına ilişkin verilen kararın re’sen temyize gitmesiyle beraber Yargıtay’ca tekrar incelenmesi uygun görülmüştür. Karara konu olan olayı özetleyecek olursak, babası tarafından küçüklüğünden beri tacize uğrayan B.’nin kurtulmak maksadıyla evlenmesine rağmen babasının tehditleri sonucunda boşanmasıyla sonuçlanmıştır ve B. baba evine dönmek zorunda kalmıştır. Kızının dönmesiyle birlikte baba, tehditlerine ve tacizlerine devam etmiştir hatta bu tacizlerini birçok kez aile bireyleri içinde kucağına oturtarak, kalçasına ve göğüslerine dokunarak da gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda kızının kafasına silah dayamak suretiyle onu öldürmek ile tehdit ederek rızası dışında cinsel ilişkide bulunması sonucunda kendisinden hamile kalmasına sebep olduğu ve bu durumunda kürtajla sona erdiği karara yansımıştır.
‘‘B.’nin babasını öldürme eylemini gerçekleştirmesinden önceki gece de maktulün gece yarısı kızının odasına gizlice girerek mahrem bölgelerine dokunmak suretiyle tacizde bulunduğu ve uyanan sanığı salona çağırdığı sanığın da “Ben senin kanındanım canındanım” demesi üzerine “Seni istiyorum, kaçışın yok, sen benim olacaksın, tersten bir kere birlikte olalım” diyerek eli ile gerçekleştirdiği tacizlerini devam ettirdiği, sanığın bağıracağını ve annesini çağıracağını söylemesi üzerine “Tamam ben sabrederim, bugün olmazsa yarın seni mutlaka elde edeceğim ve seninle birlikte olacağım” diyerek odadan çıktığı; maktulün, her zaman yaptığı gibi, gece tekrar taciz ve tecavüz için gelebileceğini ve ertesi gün evdekileri uzaklaştırdıktan sonra kendini silah teyidi ile tecavüz edeceği endişesiyle korkuya kapılan sanığın, maktule ait silahı yerinden alıp yastığının altına koyduğu, sabahın erken saatlerinde babasının yalnız başına uyduğunu görerek, yaşadığı çaresizlikten kaynaklanan korku ve panikle babasına üç el ateş etmek suretiyle öldürdüğü olayda, karara yansıyan olaylar zincirini düşününce de cinsel şiddet içerikli davranışlardan maktulün vazgeçmeyeceği ve o an ara verilen saldırının tekrar başlayacağının muhakkak olduğu inancına kapılarak, meşru savunma koşulları içinde, mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile sınırı aşarak maktulü öldüren sanık hakkında TCK’nın 27/2 ve CMK’nın 223/2-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek TCK’nın 82/1- d, 29, 62 maddeleri ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.’’
Örselenmiş kadın sendromunun yaşanıp yaşanmadığının tespitinde ilk önce mahkeme, uzaman bilirkişi incelemesinden faydalanarak kadının gördüğü şiddettin sıklığını ve ağırlığını araştırmalıdır. Yapılan bu değerlendirmeler ve tespitler doğrultusunda somut olayın koşullarına göre şiddet gören kadının durumunu değerlendirerek karar verecek olan hakim olacaktır. Yukarıda değinmiş olduğumuz karar da konuya emsal teşkil edecek niteliktedir.
–
Sonuç
Örselenmiş kadın sendromu, devamlı olarak şiddet gören kadının gördüğü şiddet sonucunda yaşadığı psikolojik durumu anlatmak için geliştirilen bir teoridir. Süregelen bir şiddetin içinde yaşayan kişi kendisini her an gerçekleşebilecek bir saldırının içinde kabul etmektedir. Bu saldırıya savunma gösteren kadının saldırganı öldürmesi döngü halini almış şiddetin sonucudur. Şiddet olayını yaşayan her kadının bu sendromu yaşadığından tabii ki de söz edemeyiz. Kadının yaşadığı şiddet döngüsü de öğrenilmiş çaresizliği ortaya çıkarmaktadır. Bu çaresizlik hali de eşinden veya ilişki yaşadığı partnerinden şiddet görmesine rağmen neden ondan kaçınamadığını anlatmaktadır. Bir nevi kadın yaşadığı çaresizlik durumundan kurtulmak için saldırganı öldürmenin zorunlu olduğunun düşünmektedir. Kadının yaşadığı bu ağır eziyete, fiziksel ve cinsel şiddete rağmen evini terk edememesi sendromun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan da kaçma girişiminde bulunan çoğu kadının da bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandığı görülmektedir. Yetkili makamlara başvurmuş olmasına rağmen herhangi bir çözüme ulaşmayıp şiddet görmeye devam eden birçok kadın vardır.
Meşru savunma bir hukuka uygunluk nedenidir. Düzenli olarak kendisine kötü muamelede bulunan kişiye karşı kadının, saldırının mevcut olmadığı anda tepki göstermesi de hukuka uygun kabul edilmelidir. Devamlı olarak şiddet gören kadının, saldırı esnasında yaşadığı şok haliyle saldırılara tepki göstermeye korkar hale gelmiştir. Saldırı mevcutken tepki göstermeye korkmasının sebebi de çok ağır şiddet gördüğü için savunmada bulunurken bunun daha fazlasını yaşayabilecek olmasıdır. Kadının içinde bulunduğu fiziksel ve cinsel saldırı esnasında o an vücuduna aldığı ağır darbeler sonucunda bitap düştüğü de göz önünde bulundurulunca kadının kendini etkili bir şekilde savunamayacağının da düşünülmesi gereklidir. Ayrıca kadın, saldırıya savunma ile karşılık vermeye kalktığı zaman daha ağır bir şiddet tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını bilmektedir. Bu bağlamda kadının erkeğe göre biyolojik ve anatomik yapısı gereği fiziksel olarak güçsüz oluşu da değerlendirilmelidir. Saldırı mevcutken kadının saldırıyı önleyebilecek gücü kendisinde bulamadığı için saldırının sona ermesini beklemektedir. İşte kadın da saldırı ile savunma arasında açılan zaman aralığında korkusunu yenmeye çalışmaktadır. Maktulün pasif hale geldiği anı anlık ara olarak kabulü gereklidir. Bu ara bittikten sonra kadının şiddet görmeye başlayacak olması muhakkak şekilde değerlendirmeye alınmalıdır. Kanaatimce, bu sendromu yaşayan kadının meşru savunması, yaşadığı şiddet döngüsü sonucunda üzerinde hissettiği çaresizlik, korku ve heyecandan ileri geldiği düşünülürse TCK m.27/2 sınırın aşılması kapsamında uygulama alanı bulabilecektir.
Olaylar zinciri farklılaşsa da bu sendromu yaşayan birçok kadın vardır ve yaşadıkları şiddet döngüsü içinde sıkışıp kaldıkları gözlenmektedir. Bunun sonucunda da kadınlar, sistemimizin yetersizlikleri karşısında, kendilerini savunmak ve kendilerini korumak adı altında çözümler geliştirmek zorunda kalmışlardır.21 Asıl amaç, kendilerine şiddet uygulayan kişileri öldürme hakkını en başta sağlamak değil, bu sendromu yaşayan kadınların yaşadığı öğrenilmiş çaresizlikle birlikte şiddet görmeye alışmış hale gelmeleri ve bu durumdan kurtulamayacaklarını düşünmeleri nedeniyle onları ikinci kez mağdur yapmamaktır.22 Somut olay değerlendirilirken de örselenmiş kadın sendromunun kendine özgü niteliklerinin de unutulmaması gereklidir. Kadınların ikinci kez mağdur olmamalarını sağlamak için kadına karşı şiddetle mücadele konusunda devlet pozitif yükümlülüklerini yerine getirerek kadının yanında yer almalıdır.
–
Kaynakça
- APAYDIN, Cengiz, ‘‘Kötü Muameleye (Şiddete) Maruz Kalan Kadın Reaksiyonunun Meşru Savunma Hukukundaki Yansımaları’’, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt 12(Ocak 2017), Sayı 125, s. 44-52.
- BOSTANCI, Nihal, ‘’Aile İçi Şiddetin Kadın Ruh Sağlığına Etkisi’’, İstanbul Üniversitesi F.N.H.Y.O. Dergisi, Cilt 15(2006), Sayı 57.DEMİRBAŞ, Timur, ‘‘Ceza Hukuku Genel Hükümler’’, Seçkin, 2009, Ankara
- DOĞAN, Recep, ‘‘Hukuki Bir Kavram Olarak Şiddet Mağduru Kadınlarda Öğrenilmiş Çaresizlik Sendromu ve İngiliz Haksız Tahrik Hukuku Üzerindeki Etkileri’’, Ankara Barosu Dergisi, 2015, Sayı 2, s.175-194.
- ERSEVER, Hakan, “Öğrenilmiş Çaresizlik”, AÜEBFD, Cilt 26(1993), Sayı 2, (622-631) 1993.
- HAFIZOĞULLARI, Zeki/ÖZEN, Muharrem, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, US-A Yayıncılık, Ankara, 2018
- KÜÇÜKTAŞDEMİR, Özgür, ‘‘Ceza Hukukunda Örselenmiş Kadın Sendromu (Battered Woman Syndrome)’’ Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt1(2015), sayı 1, s. 547-586.
- POLAT, Deniz, ‘‘Şiddete Uğramış Kadın Sendromunda Özen Etiği ve meşru Savunma Bağlantısı Üzerine Bir İnceleme’’, http://evici-adalet.hukukfelsefesi.org/wp-content/uploads/ sites/4/2015/09/Şiddet-Gören-Kadın-Sendromu-İncelemesine-Dair-Bir-İnceleme-Deniz- Polat.pdf
- SANCAR, Türkan Yalçın, ‘‘Ceza Hukuku Genel Hükümler Uygulamları Çalışmaları’’ Savaş Yayınevi, Ankara 2018.
- ŞEN, Ersan, ‘‘Feminist Meşru Müdafaa’’, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan- sen/1819008-feminist-mesru-mudafaa
- ŞEN, Ersan, ‘‘TCK m.27 Kapsamında Sınırın Aşılması’’, http://www.haber7.com/yazarlar/ prof-dr-ersan-sen/1537695-tck-m27-kapsaminda-sinirin-asilmasi
- TAŞKIN, Ozan Ercan, “Kötü Muameleye Maruz Kalmış Kadın Reaksiyonu: Meşru Savunma Mı, Mazeret Nedeni Mi?”, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt 7(Aralık 2012) , Sayı 20, s.43-58.
- WALKER, Lenore, ‘‘Battered Women Syndrome and Self-Defense’’, https://scholarship.law.nd.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1476&context=ndjlepp
- YALÇIN, Türkan, Türk Ceza Hukukunda Kadın, Seçkin, Ankara, 2019.
[zombify_post]
0 Yorum