Suçta Ve Cezada Kanunilik İlkesi

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, modern ceza hukukunun en temel ilkelerinden birisidir.6 min


44

Giriş

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, modern ceza hukukunun en temel ilkelerinden birisidir. Kanunilik ilkesi, hangi fiillerin suç olarak kabul edildiğinin önceden kanunlarla düzenlenmesi ve söz konusu suçları işleyenlerin ne tür yaptırımlarla karşılaşacağının önceden kanunlar tarafından belirlenmesini ifade eder. Bu yazımızda, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin tarihçesini, sosyal ve felsefi temellerini ve sonuçlarını ele alacağız. 

1. Tarihçe

A. Dünya 

Kanunilik ilkesi modern ceza hukukunun temel ilkelerinden birisi olmakla beraber, tarihi kökeni çok eskilere dayanmamaktadır.

Roma Hukuku ve Müşterek Hukuk dönemlerinde kanunilik ilkesine yönelik bazı gelişmeler olsa da, bu dönemlerde kanunilik hiçbir zaman bir ilke olma seviyesine ulaşmamış, ceza yargılamalarında hakimin hukuk yaratması ve kıyas gibi uygulamalar söz konusu olmuştur. Dolayısıyla, 18. yüzyıla kadar kanunilik ilkesi ciddi olarak ele alınmamıştır. Bu zamana kadar süregelen keyfi yargılamalar, cezalardaki orantısızlık ve şiddet, aydınlanma devri düşünürlerinin kanunilik ilkesi hakkında güçlü fikirlerinin oluşmasına yol açmıştır.

18. yüzyılda, Montesquieu, Beccaria ve Feuerbach gibi önemli düşünürler, kanunilik ilkesi ile ilgili çalışmalar ortaya koymuş, pozitif hukuk da bu yönde gelişmeye başlamıştır. Feuerbach bu ilkeyi Nullum crimen sine lege, nulla poena sine lege” (kanunsuz suç olmaz, kanunsuz ceza olmaz) şeklinde tanımlamıştır. 

Suçlara ilişkin cezaları ancak yasalar belirler. Bu otoritenin kaynağı, toplumsal sözleşmeyle birleşmiş bütün toplumu temsil eden yasa koyucunun kendisidir. Toplumun aynı zamanda bir üyesi olan yargıç, aynı toplumun başka bir üyesini, adalet adına, yasaca öngörülmeyen cezalara çarptıramaz.                                       Cesare Beccaria

Kanunilik ilkesi pozitif hukukta ilk defa 1776 Amerikan Anayasalarında yer almıştır. Buna ek olarak; 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, 1787 Avusturya Ceza Kanunu, 1794 Prusya Genel Kanunu, 1791 ve 1793 Fransız Anayasaları, 1810 Fransız Ceza Kanunu, 1813 Bavyera Ceza Kanunu ve diğer başka kanunlarda ilkeye yer verilmiştir. Bu dönemdeki kanunlaşma hareketlerinde kanunilik ilkesi çok katı bir şekilde uygulanmış ve kazuistik yasalar ortaya çıkmıştır.

Günümüzde BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950) ve birçok uluslararası ve ulusal hukuki metinlerde suçta ve cezada kanunilik ilkesi benimsenmiştir.

BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 11/b.2: Hiç kimse işlendiği sırada ulusal yada uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 7/b.1: Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

B. Türk Hukuku

Osmanlı Devleti Dönemi

Osmanlı Devleti’nde İslam Ceza Hukuku uygulandığı sırada, İslam Hukuku kaynakları bazı suçların hadlerini belirlemiş olsa da, bunlar dışında kalan fiiller için söz konusu olan taziren cezalandırma usulü, kanunilik ilkesine uygun değildi.

Açık olarak olmasa da 1839 yılında ilan edilen Gülhane Hattı Hümayunu kanunilik ilkesi yolunda önemli yenilikler getirmiştir.

Ortak görüşe göre, 1840 ve 1851 tarihli ceza kanunlarında da kanunilik ilkesi yer almamaktadır. 1858 tarihli ceza kanununda tazirin belirlenmesi kanun kapsamına alınmış ve kanunilik ilkesi açısından önemli bir gelişme yaşanmıştır.

1876 Anayasasında ilke açıkça yer almıştır. Anayasanın 10. maddesi ilkeyi şöyle ifade etmiştir:

Hürriyeti şahsiye her türlü taaruzdan mahsundur. Hiç kimse kanunun tayin ettiği sebep ve suretten maada bir bahane ile mücazat olunamaz.”

Cumhuriyet Dönemi

1924 Anayasasında ilke açıkça yer almamıştır. Nihayet, 1961 ve 1982 Anayasalarında suçta ve cezada kanunilik ilkesi tam anlamıyla ve açık bir şekilde yer almıştır.

Şu anda yürürlükte olan 1982 Anayasasının 38. maddesi’nin ilk üç fıkrası şu şekildedir:

Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. 

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. 

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi” başlıklı 2. maddesi de şu şekildedir: 

(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.

2. Sosyal ve Felsefi Temeller

Kanunilik ilkesi salt hukuki bir ilke olmayıp, tarihsel süreç içerisinde gelişen sosyal ve felsefi temellere de dayanmaktadır.

Öncelikle, suç mahiyeti itibariyle kişi özgürlüğünü kısıtlar. Suç düzenlemeleri ile kişilerin bazı fiilleri yapmaları yasaklanır, dolayısıyla kişilerin istedikleri gibi davranma hakları engellenir. Kişi özgürlüğünün sınırlanması ise ancak zorunlu olduğu zaman kabul edilebilir. İşte kişilerin özgürlüğünü sınırlayan bu durumları ve bunların zorunlu olduklarını belirleme yetkisi ancak egemenliğin temsilcisi olan yasa koyucuya aittir. Bundan dolayı suçlar ancak yasayla düzenlenmelidir, yürütmenin ve yargının eline suç ihdas etme kudreti vermek hem egemenlik ilkesine aykırı olur hem de bu yetkinin kötüye kullanılmasına sebep verebilir.

Kanunilik ilkesinin en önemli temellerinden birisi de öngörülebilir bir cezalandırma sisteminin gerekliliğidir. Kanunilik ilkesi olmadığı zaman kişi, hangi hareketinin suç olacağını, neden suç olacağını ve nasıl cezalandırılacağını bilemez. Yani kişinin kendi fiil ve hareketlerine egemen olma yetisi elinden alınır, insanlar herhangi bir faaliyette bulunmaktan korkarlar. Ayrıca bu durum ceza adaletinin keyfi olmasına ve istikrarsız cezalandırmalar yaşanmasına sebebiyet verir.

İlkenin psikolojik ve sosyolojik temelleri de vardır. Kanunilik ilkesi sonucu öngörülebilirliğin meydana gelmesi, kişilerin hareketlerinin sınırlarını tayin ederek, özgürce faaliyette bulunmalarını sağlar. Bu bağlamda, kişiler sonunda ceza alıp almayacaklarını bildikleri için, endişeye veya korkuya kapılmadan, özgürce hareket edebileceklerdir. Böylece toplumsal gelişmenin de önü açılmış olur.

Son olarak, kanunilik ilkesinin genel önleyici bir etkisi de vardır. Suçların ve cezaların önceden düzenlenmiş olması, bu fiillerin toplum adına zararlı olduğu yönünde bir etki yapar.

3. Kanunilik İlkesinin Sonuçları

Kanunilik ilkesinin tam anlamıyla uygulanabilmesi, onunla beraber başka esasların da kabul edilmesine bağlıdır. Bu bağlamda, kanunilik ilkesi bu esasların kabul edilmesi sonucunu doğurur. Bu esaslar genel olarak; belirlilik, kıyas yasağı, geçmişe yürüme yasağı ve örf ve adete dayanarak suç ve ceza yaratılması yasağıdır.

A. Belirlilik 

Kanunilik ilkesinin sağlanabilmesi için, yalnızca şekil bakımından kanun düzenlenmesi yeterli değildir. Suç ve ceza meydana getiren kanunlar, suçun veya cezanın anlamının ve kapsamının tam olarak anlaşılabileceği, açık ve net bir şekilde düzenlenmelidir. Yani kanunun anlamı ve kapsamı kesin bir şekilde belirli olmalıdır. Aksi bir düzenleme, hakimin kendisini kanun koyucunun yerine koyarak suç ve ceza yaratmasına yol açacaktır, ki bu da kanunilik ilkesinin var oluş amacına aykırıdır. Aynı zamanda belirlilik ilkesi, keyfiliğin önüne geçerek, kanunların yorumlanmasında ve kapsamlarında önemli farklılıklar olmasını engelleyecektir.

B. Kıyas Yasağı

Kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu da kıyas yasağıdır. Kıyas, kanunda suç olarak düzenlenmemiş bir davranışı, başka bir hükmü bu davranışa uygulayarak cezalandırmak anlamına gelir. Bu durum da aslında kanundaki bir boşluğun doldurulması suretiyle yeni bir suç yaratılması anlamına gelir. Dolayısıyla, suç ve ceza yaratılmasında kıyas, keyfiliğe ve adaletsizliğe yol açar.

C. Geçmişe Yürüme Yasağı

Geçmişe yürüme yasağı, failin durumunu ağırlaştıran kanunların geçmişe yürüyemeyeceği anlamındadır, yani lehe kanunlar için bu ilke geçerli değildir. Bu ilke çerçevesinde, işlendiği zaman suç olarak düzenlenmemiş olan fiiller cezalandırılamaz, yani bir fiilin suç sayılabilmesi için işlendiği zamanda kanunlarda suç olarak düzenlenmiş olması gerekir. Daha sonra söz konusu fiili suç olarak düzenleyen kanunlar geçmişe yürütülemez. Aynı zamanda, işlendiği esnada suç kabul edilen bir fiilin cezasını artıran bir kanun da geçmişe uygulanamaz. Kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu olan geçmişe yürüme yasağı, öngörülebilirliği sağlar ve keyfiliği önler.

D. Örf ve Adete Dayanarak Suç ve Ceza Yaratılması Yasağı

Bu ilke aslında kanunilik ilkesinin başka bir şekilde nitelendirilmesidir. Örf ve adetlere dayanarak bir fiil suç olarak kabul edilemez veya örf ve adetçe kabul edilen ceza uygulanamaz. Bu ilke, örf ve adet tarafından da kabul edilen bazı durumların kanun ile düzenlenmesi yönünde bir engel değildir, örf ve adet açısından da suç görülen bir durum kanunda da suç olarak düzenlenebilir. İlkenin amacı, yalnızca örf ve adet ile suç ve ceza ihdas edilmemesidir. Bu da kanunilik ilkesinin olağan bir sonucudur. 

4. Sonuç

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, modern ceza hukuku açısından en temel ilkelerden birisidir. Pek çok tarihi, sosyal ve felsefi dayanağı olan bu ilke, kendisiyle birlikte başka esasların da kabul edilmesini sağlayarak, modern koşullara uygun bir şekilde ülkemizde ve tüm dünyada kabul görmektedir.

Kaynakça

  • DÖNMEZER Sulhi-ERMAN Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.1, 14. Bası, İstanbul 2016
  • DEMİRBAŞ Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Bası, Ankara 2020
  • BECCARIA Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında (çev: Sami Selçuk), 8. Bası, Ankara 2019
  • İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
  • TC Anayasası
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

44

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.