Whistleblowing: Etik ve Hukuk Bağlamında Değerlendirme

Bu yazıda sıklıkla duyulan ''whistleblowing'' kavramının ne olduğu ve hukuk dünyasındaki etkileri incelenmiştir.6 min


68

Whistleblowing Nedir?

Medyaya yansıyan olaylardan sıklıkla duyduğumuz ”Whistleblowing” kavramı; hakemin kural dışı bir durumla karşılaştığında düdük çalması ya da İngiliz polisinin suç işleme girişiminde bulunan birini gördüğünde ıslık çalarak uyarıda bulunması kökenine sahip olmakla beraber günümüzde yaygın olarak etik-dışı bir eylemle karşılaşan kişinin bunu üçüncü kişilere duyurması anlamında kullanılmaktadır.

Miceli ve Near çalışmalarında whistleblowing’in iç ve dış olmak üzere iki farklı türü olduğunu ifade eder. Buna göre çalışanın karşılaştığı yanlışlığı kendi üstlerine ya da kurumda bu tip şikayetlerin değerlendirilmesi için oluşturulmuş özel birimlere (ombudsmanlar) bildirmesi halinde iç whistleblowing; yanlışlığın kurum dışındaki birey ya da gruplara yahut, en çok şahit olduğumuz şekliyle, medyaya bildirilmesi dış whistleblowing olarak tanımlanmıştır. Her iki tür bakımından ifşa faaliyetinin muhatabı farklı olsa da taşıdığı riskler çoğunlukla birbiriyle örtüşmektedir.[1]

Whistleblower’ın Karar Alma Sürecinde Neler Etkilidir?

Etik; bir toplumda geçerli olan örf adet ya da hukuki normların ne olduğunu bilmek, mevcut durumda doğru ve yanlışı ayırt ederek doğru olanı yapmak anlamına gelmekle, kısaca yanlışlığı ifşa etmek anlamına gelen whistleblowing’le birebir örtüşüyor gibi gözükür. Fakat işverene ve çalışma arkadaşlarına karşı saygılı ve sadakatli olmak, dahil olunan grubun itibarını korumak da etik davranışlardır. Bu sebeple olumsuzlukla karşılaşan kişi için bunu üçüncü kişilere duyurup duyurmama kararını vermek, çözülmesi zor bir etik çelişki ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca ifşa yerinde ve gerekli olarak yapılmadığında, hukuki bağlamda, işçinin işverene karşı sadakat yükümlülüğünün ihlali sonucunu da doğurabilmektedir. [2]

Genellikle karar alma sürecinde whistleblower; kimin ne surette etkileneceği, bunu duyurmamasının ne gibi sonuçlar doğuracağı gibi hususların yanında kendisinin ve ifşa edeceği kişinin sosyal ve ekonomik olarak ne şekilde etkileneceğini de göz önünde bulundurur. Zira çoğunlukla ifşa ile beraber whistleblower ya da ihbarın ciddiye alınması halinde olumsuzluğun faili, mobbing ya da işten çıkarılma ve toplumdan dışlanma ile karşılaşmaktadır.

Yapılan araştırmalar bireylerin yanlışlığı duyurma eğilimlerinin kişinin karakter özellikleri, bulunduğu toplumda yaygın olan örf adet kuralları ve yanlışlığı tespit ettiği organizasyonun yapısı gibi pek çok dışsal faktöre bağlı olduğunu ortaya koyar. Buna örnek olarak, farklı gruplar üzerinde yapılmış pek çok araştırma doğu toplumlarında batı toplumlarına göre daha fazla whistleblowing vakasına rastlandığını saptamıştır. Araştırma sonuçlarına göre bu durumun en büyük sebebi, doğu toplumlarında batı toplumlarına kıyasla birlikte yaşama kültürünün daha yaygın bireyciliğin ise daha az olduğudur. Türkiye’de hemşirelik, doktorluk ve öğretmenlik gibi hem özel hem de kamu sektöründe yaygın olarak faaliyet gösteren meslek gruplarında yapılan bir araştırma; kamu kurumlarında çalışanların, özel kurumda çalışanlara kıyasla kurum yapıları dolayısıyla dış whistleblowing’e daha meyilli olduklarını ortaya koymuştur.[3]

Whistleblower Başkalarınca Nasıl Karşılanır?

Afişe etme kararının herkesin kendi deneyimleri ve ahlak anlayışına dayanması ya da toplumdan topluma farklılık göstermesi, whistleblower’ın bazılarınca kahraman bazılarınca ise hain olarak adlandırılmasının en önemli sebebidir. İfşanın hangi saikle ve hangi yol izlenerek yapıldığı da toplum tarafından destek görüp görmemesi bakımından önemlidir. Tarihteki en kapsamlı whistleblowing olaylarından biri olan Wikileaks skandalı; başta ABD diplomatik belgeleri olmak üzere pek çok gizli belgenin gazete ve internet sitesi vasıtasıyla paylaşılmasıyla başlamış ve halen de paylaşımın devam ettiği bir ifşa faaliyetidir. Fakat paylaşılan belgelerde vatandaşların kredi kartı ya da kimlik numaraları gibi özel bilgilerinin de açıkça yer alması zamanla toplum nezdinde ifşacı grubun gördüğü desteğin azalmasına neden olmuştur. Yine yakın dönemde sıkça gördüğümüz sosyal medya platformlarının veri ihlallerinin ortaya çıkartılması başta olmak üzere eski çalışanların zararlı şirket politikaları hakkında konuşması, bir yandan toplumun bilinçlenmesine katkı sağlarken bir yandan da bu kişilerin medyatik figürler haline gelmesi sebebiyle pek çok kişi tarafından antipatik ve etik dışı olarak görülmektedir.[4]

Whistleblowing Ne Zaman Hukuka Uygun Olur?

Whistleblowing’ten bahsedebilmek için işletmede yer alan bir olumsuzluğa birebir şahit olmak gerektiğinden, whistleblower’ın içeriden birisi (insider) olması zorunludur. Bu kişi de çoğunlukla işverene iş akdi ile bağlı olan kişi yani işçi olmaktadır. Ayrıca meşru bir bilgi uçurma faaliyetinden bahsedebilmek için öncelikle kişinin şahit olduğu bu olumsuz davranışın hukuka ve ahlaka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılık; mevzuata, işyeri uygulamasına ya da etik kurallara aykırılık olarak karşımıza çıkar ve işçi hakları ile sosyal güvenlik mevzuatına aykırılıktan rüşvet, yolsuzluk gibi pek çok kavramı içine alan geniş bir alana sahiptir. İşletmelerde pek sık görülen ve hoşnut olunmayan uygulamaların amirlere şikayet edilmesi ise genelde dedikodu ya da kurum içi anlaşmazlıklardan öteye geçmez ve bu gibi durumlarda şikayetçi de toplum nezdinde olumsuz bir izlenim bırakır. İşçinin işverene karşı sadakat yükümlülüğünün yanında ifade özgürlüğü ve kamu yararının gözetilmesi gerekliliği ifşanın meşruluğunun değerlendirilmesinde önemli unsurlar olarak karşımıza çıkar. AİHM, Heinisch/Almanya Kararı’nda işçinin ifade özgürlüğüne öncelik tanınması gerektiğini söylemiştir. Söz konusu kararda yaşlı bakımevinde çalışan başvurucu personel yetersizliğinden dolayı bakımevinde hizmetin iyi yapılamadığını ve personel yeterliliği konusunda bakımevi sahibinin gerçeğe aykırı belgeler düzenlediğini iddia ederek işverene durumun düzeltilmesi amacıyla yapmış olduğu başvurusundan sonuç alamaması üzerine savcılığa şikayette bulunmuştur. Bunun akabinde işveren tarafından sadakat borcuna aykırılık sebebiyle sözleşmesi feshedilmiştir. AİHM kararında; ifade özgürlüğünün sadakat borcundan daha öncelikli ve korunmaya değer olduğunu, bununla beraber işçinin dış mercilere duyurmasının son çare olması gerektiğini aynı zamanda işverenin göreceği zarar, işçinin ihbarda bulunma saiki ve kamu menfaatinin de hangi değerin üstün tutulacağı konusunda belirleyici olduğunu söylemiştir. AİHM başvuranın öncelikle işverene başvurması ve sonuç alamaması üzerine dış mercilere başvurması, ayrıca bakım evinde kalan yaşlıların menfaatini korumak saikiyle başvuru yapması olgularını göz önünde bulundurarak işçinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Aynı zamanda AİHM, ifade özgürlüğü kapsamında olan açıklamalar üzerine iş akdinin feshedilmesinin demokratik toplum düzenine aykırı olduğunu, böyle bir örneğin aynı sektörde çalışan diğer işçiler bakımından da caydırıcılık taşıdığını ifade etmiştir.

Uluslararası hukukta ise AİHM’in yazıya konu olan kararında da atıf yapıldığı üzere Avrupa Konseyinin ‘’Protect of Whistleblower’’ Kararı’nın 6. Maddesinde  yer alan ilkeler önemli bir kaynak teşkil eder. Karara göre; whistleblowing, işletmenin yasadışı eylemlerinin birçok türüne karşı girişilen iyiniyetli ihbar faaliyetidir. Ayrıca Karar’da işletme içi yollara başvurulup sonuç alınamaması ya da başvurabilecek etkili ve meşru yol bulunmaması halinde dış mecralara başvurmanın da, medyaya başvuru ve ihbar da dahil, işletme içi yollara başvuru gibi korunacağı ifade edilmiştir.

T.C Anayasası 90. Madde ile insan haklarına ilişkin konularda uluslararası normların iç hukuk normlarına üstünlüğü kabul edildiğinden, somut olayların değerlendirilmesinde işçinin iyiniyetli ihbar faaliyetlerinin ülkemizin de taraf olduğu AİHS kapsamında ifade özgürlüğünün bir yansıması olarak kabul edilip korunması gereklidir. [5]

Sonuç

İşletmenin toplum nezdinde itibarsızlaşması ya da bireyin sosyal ve ekonomik açıdan zor duruma düşmesiyle sonuçlanma riski taşısa da whistleblowing, kamu yararını ve şirket yararını zedeleyen uygulamaların ilk elden öğrenilmesi bakımından önemli bir kontrol mekanizmasıdır. Özellikle içinde olduğumuz bu dijitalleşme sürecinde, birtakım işletmelerin ürünlerinden faydalanmak adeta bir zorunluluk haline geldiğinden kullanıcıların ve işletme çalışanlarının haklarının korunması ehemmiyet kazanmış durumdadır. Hem işletmenin itibarını korumak hem de kamu yararını gözetmek için atılabilecek en önemli adım organizasyon bünyesinde ihbarları kabul edecek ve değerlendirecek bağımsız bir mekanizma kurmak ve çalışanlara kendilerini ifade edebilecekleri şeffaf bir ortam sunmak olabilir. Bunun dışında ihbar faaliyeti gerçekleştirilince işçinin işverene karşı sorumluluğunda şirket içi mekanizmaların etkinliği böyle bir mekanizma mevcutsa buna başvurulup başvurulmadığı, kamu yararı ve en nihayetinde işçinin ifade özgürlüğü göz önüne alınarak bir sonuca varılmalıdır.

Kaynakça


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

68
Busecan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.