Tıp camiasının gündemini incelediğimizde, popüler olan konulardan biri, bilimsel dayanağı olmadan gelişen sosyal bir hareket olarak aşı karşıtlığıdır. Aşı karşıtı hekimlerin var olması, ebeveynlerin bu hekimlerden duyduğu aşıların etkili veya güvenilir olmadığı söylemleri, zorunlu aşılamanın insan haklarına aykırı olduğu görüşü, dini inançlar sosyal medyanın da yaygın kullanımıyla birlikte aşı karşıtı insan sayısı artmaktadır. Bu furyadan ne yazık ki ülkemiz de nasibini almıştır. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı verilerine göre, çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısı 7 yılda 183’ten 23 bine çıkmıştır.
Aşı karşıtlığının artmasıyla birlikte, Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamaları doğrultusunda dünya üzerindeki kızamık hastalığı oranında da ciddi artış görülmektedir. Üstelik Türkiye’ye gelen göçmen sayısına, göçmen profiline baktığımızda aşının önemi kendini göstermektedir. Mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin gerekli sağlık kontrollerinin, tetkiklerin yapılmaması halinde eğer rutin aşılarında eksiklik varsa enfeksiyon taşıma riskleri vardır. Hastalıklar, psikolojik, bedensel hasarların yanında toplum için ekonomik kayıp anlamına da gelmekte; hastalığın tedavisi için yapılacak masraf, tedavi sürecinin aileye külfet olması, iş gücü kayıpları sonucunu da doğurmaktadır. Aşı aslında toplum sağlığını korumakta ve salgın hastalıkların yaygınlaşması çocukları aşılamanın “çocuğun yüksek yararı” olarak görülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Artan salgın hastalıklardan ötürü hukuki ve vicdani mesuliyet aileye bırakılmamalı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi muhakkak dikkate alınmalıdır. Çünkü aşı olup olmama kararı bireysel olduğu kadar toplumsal etkileri de olan bir karardır, aşı karşıtlığı yalnızca bireyin yaşamını tehdit etmez, toplumun da bağışıklık oranının düşmesine neden olur. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması için rıza ve zorunluluk halinin(endikasyonun) bulunması şartları aranır. Ebeveynin rızası olmadan, yasallık unsuru bulunmaksızın sağlık tedbiri yoluyla çocuğa aşı yapılmasını AYM 2015 yılında verdiği Halime Sare Aysal Bireysel Başvuru kararında Anayasa’nın 17. maddesine aykırı bulmuştur. AYM Kararı incelendiğinde, AYM ülkemizde zorunlu aşı uygulaması için açık ve öngörülebilir kanuni düzenlemeler olmadığından, ebeveynin rıza göstermediği durumda hâkim tarafından tedbir kararı verilerek aşı yapılamayacağını söylemektedir. Ancak kararda ebeveynin velayet yetkisinin, çocuğun sağlık hakkını sağlama maksadıyla, çocuğun üstün yararına kullanılıp kullanılmadığı tartışılmamıştır. Yasal temsilcinin rıza vermediği bir kurguda mahkeme tarafından verilecek tedbir kararı ile aşı yapılması Anayasa’ya aykırı olacaksa, herhangi bir sağlık sorununda çocuklar sağlık hizmetlerinden mahrum kalacaktır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi bir hukuki kaynak olarak incelemede yer almamıştır. Bildirgenin 24/1 maddesinde “Taraf Devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.” hükmü yer alır.
Aşıların kanunda adlarının tek tek yazılması mümkün olmayacağı ve koruyucu tedavi edici yöntemlerin hepsi kanunda yer alamayacağından, mahkeme kararına dayalı müdahale yapılamaması çocukların sağlık hizmetlerine ulaşımını engelleyecektir. Ebeveynler, çocuklarının velayetini üstlenirken onların üstün yararına hareket etme gayesiyle birtakım kararlar verebilir. Aynı şekilde idari kurum ve mahkemeler, hukuken yetkili olduğu işlemleri yaparken bu yararı göz ardı etmeme yükümlülüğü altındadır. Hizmetli kurum kuruluşlar, idari makamlar gerekli kararları verirken bilimsel, objektif ve güncel bilgilerin ışığında, bilim camiasının dinamik yapısının gerçekliğine dayanarak hareket etmelidir.
Aşının kamusal yararı yanında çocuğun üstün yararına olduğu görüşünden ilerlersek, çocuğun üstün yararı, din, vicdan, yaşam hakkı gibi kavramları irdeleyen hukuki roman olarak 2016 yılında YKY’den çıkan Ian McEwan’ın Çocuk Yasası kitabını ele alabiliriz. Adam Henry, lösemi hastası, 17 yaşında bir çocuktur. Ailesi Yehova’nın Şahitleri’ne inanır, Yehova Şahitleri için kişinin kendi kanını bir hayvanın ya da başka bir insanın kanıyla karıştırmak kirlenmedir, bozulmadır. Yaradan’ın harikulade armağanının reddidir. Bu yüzden de bunu özellikle yasaklamıştır. Dolayısıyla tedavisi için gereken kan nakli işleminin gerçekleştirilmesinde henüz reşit olmayan Adam’ın talepleri değil -ki kendisi de ailesinin görüşünü benimsemektedir- velisi olan ebeveynlerinin rızası geçerli kabul edilir, aile kan naklinin dinen günah olduğunu düşündüğü için karşıdır. Olay hastane tarafından mahkeme önüne taşınır. Kitapta Yüksek Divan Aile Hukuku Daire’sinin ünlü hâkimlerinden Fiona Maye’nin çocuğun refahı üzerine vicdanıyla vereceği kararın dini inanç özgürlüğü lehine mi yoksa çocuğun üstün yararı, yaşam hakkı üzerine mi olacağını hukuki ve argümantasyon bakımından doyurucu bir dille okuyoruz. Çocuk Hakları ve Aile Hukuku üzerine edebi okuma yapmak isteyenlere tavsiyemizdir.
–
Kaynakça
- Ian McEwan, Çocuk Yasası s.58, 4. bs, Yapı Kredi Yayınları 2016.
- http://www.ttb.org.tr/kollar/_asi/haber_goster.php?Guid=62383242-423d-11e8-b46f-14b550714509
- http://www.milliyet.com.tr/gundem/asi-karsitlari-bilimsellikten-uzak-2734843
[zombify_post]
0 Yorum