Karabağ denilen bölgenin, Azerbaycan ve Ermenistan devletlerinin kurulu olduğu bölgelerin hakimiyetinin kimde oluğu tartışması MÖ 6.yy.la kadar gider. Ermeni ve Azeri tarihini, dillerinin etimolojik geçmişlerini ayrıntıyla anlatan kaynaklar vardır, meraklısı kaynakça kısmındaki belgeleri inceleyebilir. Biz yazımızda daha çok uluslararası hukukun oturmuş olduğu 20-21. yüzyılda bölgede yaşanan hukuksuzluklara değineceğiz.
–

–
Öncelikle bölgenin günümüz haritasına bakalım: Rusya’nın en güneyi -sıcak denizlere en yakın bölgesi- olduğunu, Türkiye ile arasında tampon bölge olduğunu ve Azerbaycan topraklarının beşte birinin kahverengi olduğunu unutmayalım. Ve geçmişe gidelim…
–
Coğrafik ve Tarihi Açıklamalar
Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir anlaşmazlığa ve probleme sebep olan Dağlık Karabağ, tarihte en eski Türk yerleşim birimlerinden biri olmuştur. Çeşitli Türk boyları; Sakalar, Mamikler, Hazarlar, Hurriler… yerleşmişlerdir. Bölge, Azerbaycan coğrafyasından geçen Kür ve Aras nehirleri arasındaki büyük bir arazinin eski ismi olan “Karabağ”ın küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Karabağ genel görünümü ile orman ve yaylalardan ibarettir. Buraya “dağlık” denilmesi ise politiktir. Dağlık kelimesi, Sovyetler açısından stratejik öneme sahip olan bu gibi yerler için, bir küçültme ve bölge halkının gözünden düşürme aracı olarak kullanılmıştır. Karabağ için “Dağlık” sıfatı yine ilk kez Sovyetler Birliği döneminde bu bölgede Ermenilere özerklik verilirken kullanılmıştır.
Selçuklular geldiklerinde bölgeye Bizans İmparatorluğu hakimdi. Güney Kafkasya’da, Azerbaycan topraklarında Bizans’ın vasallı Ermeni-Gürcü Prensliği bulunmaktaydı. Prensliğin kiliseleri direkt olarak Bizans’a bağlıydı. İmparator tarafından isyankâr davrandıkları gerekçesiyle ağır vergilerle cezalandırılıyorlardı. Bizans’tan önce de Ermenistan diye nitelenen bölgede M.Ö 95–66 yılları hariç bağımsız bir Ermenistan devleti kurulamamıştır. Bu bölge ya tamamen İran’da kurulmuş Arsasidlerin (Artakis) yönetiminde olmuş ya da Roma’nın tayin ettiği Arsasidli valilerce idare edilmiştir. 1015’te Azerbaycan, Selçukluların Bizans’ı Gence’de bozguna uğratmasıyla Selçuklu ile birleşmiştir. Bölgedeki Ermeniler, toleranslı idaresi dolayısıyla Bizans’ı Selçuklu’ya tercih etmiştir.
Azerbaycan bölgesi Selçuklu hakimiyetinden sonra sırasıyla Moğollar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler hakimiyetlerine girdi. Sonrasında da Osmanlı hakimiyetine girdi. Ancak Safevilerle birlikte bölgeye yerleşen Şiilik mezhebi nedeniyle bölge İran-Osmanlı arasında sık sık el değiştirdi. Bu otorite boşluğu bölgede Çarlık Rusyası’nın belirginleşmesine sebep olmuştur.
–
Çarlık Dönemi Kurulan Ermeni Vilayeti
1808 Rus Çarlığı’nın Azerbaycan’ı işgal etmeye başlaması sonrası Ermeniler bu coğrafyaya çevre bölgelerden Çarlığın gayretleri ile göç ederek gelmişlerdir. Çarlığın Azerbaycan’ı işgal ettiği tarihte burada Azerbaycan hanlıkları hüküm sürmekteydi. Rus tehditleri karşısında Azerbaycan hanlıkları bağlı oldukları Osmanlı’dan yardım istemişler ama ne yazık ki Kırım Harbi’nden dolayı zor durumda olan Osmanlı, hanlıklara yeteri kadar yardımda bulunamamıştır. Sonrasında 1813 Gülistan Anlaşması ve 1828 Türkmençay Anlaşması ile Azerbaycan, Rusya ve İran arasında ikiye bölünmüştür. Bu şekilde güney kısmı İran, kuzey kısmı ise Çarlık Rusya’nın hâkimiyeti altına geçmiştir. Türkmençay Antlaşması’nın hemen akabinde işgalini resmileştirmiş olan Rus Çarı Nikola, Ermeni vilayeti oluşturmuştur. Bu oluşturulan vilayete ve çevresine İran, Osmanlı ve Rusya’nın çeşitli bölgelerinden Ermeniler getirerek yerleştirilmeye devam edilmiştir[1]. Türkçe yer -yurt isimleri (toponimleri) değiştirmiştir. Azeri tarihi eser ve abideleri yok edilmeye ve özleştirilmeye çalışılmıştır.
Rusya’nın sıcak denizlere inme hayaline ve sınırları içinde yaşayan tüm farklı halkların Ruslaştırılmasına büyük katkı sağlayan Çar, namı diğer “Deli Petro” ölmeden önce Çarlık Rusya’nın hedeflerini 14 nokta şeklinde belirlemiş ve haleflerine nasihat olarak bırakmıştır. Bu nasihatin konumuzla ilgili maddelerinin özeti şu şekildedir:
- Devlet, süresiz olarak savaş ortamı içinde tutulmalı ve normal bir durum olarak kabul edilmelidir.
- Ordunun sürekli teyakkuz halinde tutulmasının birinci gerekçesi, Avrupa’nın Türklerden arındırılması hedefini gerçekleştirmek gayreti olmalıdır; dolayısıyla, Kafkaslar da Avrupa sınırları içinde kabul edildiğine göre bölgeye Ermeniler vb.nin yerleştirilerek Türklerin bölgeden uzaklaştırılması, Rus siyasi ideallerinin ayrılmaz bir unsuru olmalıdır.
- Rusya, ideallerine ulaşıncaya dek sürekli olarak güneye doğru yayılmalıdır.
- Rusya, “güney politikalarını” izlerken İngiltere ile iş birliği içinde hareket etmelidir.
- Güneye giden yol üzerinde İran çökertilmelidir.
- Anadolu’daki dinsel mezhepler ve etnik azınlıklar Rusya tarafından manipüle edilmeli; Anadolu’dakilerin yanı sıra Polonya ve Macaristan’da bulunan tüm Ortodokslar tahrik edilip örgütlenerek bu ülkelerde isyanlar çıkarılmalıdır.
- Çıkarları gerektirdiğinde, kimi savaşlarda Rusya, savaşan tarafların her ikisini de destekleyerek olası düşman ve rakiplerini birbirine kırdırmalı ve onları zayıflatmalıdır[2].
Bu tarihi anlatımın amacı; geçmişten beri bölgede yaşayan halklardan kimin çoğunlukta olduğu, kimin daha egemen olduğu konusunda okuyucuya bakış açısı sağlamaktı. Günümüzde bölgedeki Ermeni nüfus oranının yüzde onlardan maalesef yüzde ellilere yükselmesinin nedenini anlatabilmekti.
–
İmparatorluklar Yıkılıyor Ama Hedefler Değişmiyor
Çarlık Rusyası 1918’de dağılırken ardında bağımsızlığını ilan eden devletler bıraktı. Osmanlı Brest Litovsk Antlaşması’ndan sonra ortaya çıkan üç bağımsız devletle de (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan) antlaşmalar imzaladı. Kars, Ardahan, Borçka, Kağızman ve Nahçıvan Türk toprakları olarak kabul edildi. Ermeniler bu arazide 9 bin km²lik Ermenistan devletini kurmuşlardır. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin sınırları ise 114 bin km² olmuştur . Bu devlet, Paris Konferansı’nda konferansa katılan ülkeler tarafından da tanınmıştır. Ancak bağımsızlık uzun sürmeyecektir. Rusya’nın Basra körfezine ulaşmak için İran’ı işgal etmek istemesi, Basra yolu üzerindeki Karabağ’ın stratejik önemini artırmıştır.
Biliyoruz ki Sovyetler Birliği, Çarlık Rusya’yı devirerek kurulmuştu. Ancak Sovyetler, Deli Petro’nun nasihatlerine sadık kalmaya devam etmişlerdi. Çarın Ermeni-Azeri çatışmasından faydalanması gibi Sovyet rejimi de Azerbaycan’ı işgal edebilmek için Azerbaycan’daki Ermenileri kullandı. Özellikle Karabağ bölgesinde isyanlar çıkartarak 1920’de Azerbaycan’ın yeni kurulmuş ordusu Karabağ’da Ermeni isyanlarını bastırmak için Bakü’den uzaklaştığı bir dönemde, Rus ordusu Bakü’ye girmiştir. Azerbaycan bu şekilde Sovyetler Birliği’ne girmek zorunda bırakılmıştır. Azerbaycan’ın bağımsızken sahip olduğu 114 bin km² arazisinin 28 bin km²si Ermenistan’a verilmiştir. Bu şekilde Azerbaycan ile Nahçıvan kara sınırı ortadan kaldırılmıştır.
Bu noktada coğrafi bir detay vermemiz gerekiyor: Ermeniler ülkelerini, Doğu Ermenistan, Batı Ermenistan, Küçük Ermenistan, Büyük Ermenistan şekillerinde ifade etmektedirler. Büyük Ermenistan, kendilerinin hayallerindeki Ermenistan olarak da adlandırdıkları bölgedir. Güneyinde Toros dağları, kuzeyinde Pontus sıradağları, kuzey doğusunda Dağlık Karabağ yükseltisi, doğuda ise Hazar denize kadar uzanmaktadır. Ruslar, Ermenilere “Büyük Ermenistan”ı vadetmiş, bu uğurda Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da katliam yapmaları için destek vermişlerdi. Ruslar, Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayalini kullanırken Azeriler ve Doğu Anadolu’daki Türkler ile savaştırırken ve tarih boyunca o bölgeye göçlerle Ermeni getirirken “tampon bölge” oluşturuyorlardı.
İlk Ermenistan Başbakanı Ovanes Kaçaznuni yıllar sonra Ruslar tarafından nasıl kullanıldıklarını, çocuk gibi nasıl kandırıldıklarını anlamış ve 1923 parti konferansında okuduğu raporla bunu itiraf etmiştir[3].
Çarlık döneminde yapılan stratejik Ermeni göçler, Sovyetler döneminde de sınır düzeltmeleri politikaları ile devam etmiştir. Bölgeden Azeri ailelerin göç ettirilip Ermenistan’dan Ermeni ailelerin boşalan yerlere iskân ettirilmesini emreden tüyler ürpertici SSCB Bakanlar Kurulu kararları vardır[4].
–
Ermeni Göçleri Meyvesini Veriyor
Yerleştirilen Ermeniler örgütlenerek 1905 yılında Bakü’de ve Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerine binlerce Türk’ü katletmişlerdir. Çarlık Rusya’nın buna tepkisiz kalması üzerine Azerbaycan’da milliyetçilik hareketleri başlamış. 1905 katliamı aynı zamanda Azerilerin Ermenilerle ilk çatışması ve Karabağ savaşının da temeli sayılmaktadır. Aynı tarihlerde Ermeni çeteleri Doğu Anadolu’da da katliamlar yapmışlar ve “tecrit” edilmişlerdir. Onun içinde Azerbaycan Ermenistan arasındaki Karabağ sorunu ile Türkiye Ermenistan arasındaki “soykırım iddiaları” sorunları birbirinden bağımsız sorunlar değil, çıkış tarihleri ve sebepleri aynı olan tek sorunun iki ucunu oluşturmaktadırlar.
31 Mart 1918’de sabah açımında Taşnak Ermeni çeteleri Müslümanların yaşadıkları mahallelere hücum ettiler. Aynı zamanda karadan ve denizden, şehirler top ateşine tutuldu. Bu katliamda sadece Bakü şehrinde 12 bin olmak üzere tüm Azerbaycan’da 40 binin üzerinde insan vahşice katledilmiş, yüzlerce Türk köyü yağmalanmış ve yakılmıştı.
Yıllar geçiyordu ancak çatışmalar dinmiyordu. Bakü’de öğrenciler tarafından gizlice oluşturulmuş bağımsızlık harekâtı 1980‘lerin sonuna geldiğimizde Karabağ’daki Ermeni isyanları ve katliamlarıyla birlikte hızlı şekilde büyüdü ve meydanlara taşmaya başladı.
–
SSCB Dağılıyor
1923 yılında SSCB egemenliği altında, Azerbaycan topraklarında Ermeni nüfusunun yoğunlaştığı bölgede “Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi” kurulmuştu. Ermenistan, sınırı olmayan bu bölgeyle birleşmek için 1987–1988 Sovyetlerin son yıllarında Azerbaycan ile çatışmalara başlamıştı. Bir yandan da homojen kültür oluşturmak adına Ermenistan’da özellikle de Zengezur bölgesinde yaşayan 250.000 Azeri Türkü’nü Ermenistan’dan kovmuştu.
SSCB yönetimi zayıfladığını, birlikteki cumhuriyetlerin yavaş yavaş kopacağını hissediyordu. Azerbaycan’daki doğal kaynakları ve stratejik coğrafi avantajı kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle “Kara Ocak Faciası” yaşandı. SSCB yönetimi Azerbaycan’daki olayların büyüdüğünü bahane göstererek Bakü ve Karabağ başta olmak üzere Azerbaycan’ın birçok bölgesinde olağanüstü durum ilan etti ve aynı zamanda da Kızıl Ordu birlikleri üç koldan Azerbaycan’a çıkarma yapmaya başladılar. 20 Ocak 1990’da Bakü’de yapılmakta olan mitingi basarak yüzlerce insanı vahşice katlettiler.
–

–
SSCB dağılıyordu; 23 Ağustos 1990’da Ermenistan egemenliğini ilan ederken uluslararası hukuku hiçe sayarak Karabağ’ı kendi sınırları içinde gösterdi. 30 Ağustos 1991’de de Azerbaycan egemenliğini ilan etti. Bunun hemen ardından Karabağ Ermenileri, Azerilerin boykot edip katılmadığı bir referandum kararı ile “Artsak Ermeni Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Onları Ermenistan’dan başka bir ülke tanımadı. Azerbaycan Parlamentosu Ermenilerin bu kararını, Azerbaycan Anayasasına (aynı zamanda SSCB anayasasına) aykırı olduğu için sert tepki gösterdi.
–
Görüşmeler Yapılıyor
Karabağ’da çatışmalar gittikçe şiddetleniyordu. Rusya devlet başkanı iki devleti görüşmeler yapmaya çağırdı. 23 Eylül 1991’de başlayan görüşmeler sonucunda ateşkes sağlanacak, Ermenistan Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu kabul edecek, bölgeye kendini yönetmek için birtakım olanaklar sağlanacaktı. Ancak görüşmeler devam ederken Ermenistan saldırılarını durdurmuyordu. Azerbaycan ateşkesin bu denli ihlal edildiğini görmeleri için Rusya’dan gözlemci davet etti. 20 Kasım 1991’de Azerbaycan hükümetinin üyeleri, adalet ve güvenlik yetkilileri, iki Rus generali, Kazak ve Rus gözlemciler, gazeteciler, olayları yerinde gözlemlemek için helikopterle bölgeye giderken helikopter Karabağ üzerinde, Ermeniler tarafından düşürüldü. Bu olay görüşmelerin başarısız olduğunu gösteriyordu ve Azerbaycan bunun üzerine 26 Kasım 1991 tarihinde Karabağ’ın özerklik statüsünü feshederek bölgeyi doğrudan merkeze bağladığını ilan etti.
Ermenistan da geri adım atmıyordu 1992–1994 yıllarında ise Azerbaycan’ın topraklarının %20’sini-Karabağ’ı- işgal ettiler.
–
Görüşmeler Sonrasında Yaşanan Katliamlar: Hocalı
30 Ocak 1992’de Prag’da yapılan (AGİK) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nda 20 Şubat’ta Ermeniler, Azerbaycan ve Rusya dışişleri bakanları Moskova’da bir araya geldiler ve sorunun çözümünde AGİK ilkelerine bağlı kalacaklarını açıkladılar. 20 Şubat açıklamasından sadece 5 gün sonra, 25 Şubatta, Rusya ve İran arabulucu temsilcileri gözlemlerde bulunmak için bölgede oldukları bir zamanda Ermeniler, Azerbaycan yerleşim birimi olan Hocalı kasabasına saldırı yaptılar. Saldırıda 636 sivil vahşice öldürülmüş, 487 kişi rehin alınmış, 150 kişi kaybolmuş, 1275 kişi ise yaralanmıştır. Ölenlerden 63 çocuk 106’sı kadın, 70’i yaşlıydı.
–

–
7 Mayıs 1992’de Azerbaycan ve Ermenistan devlet başkanları bir araya gelip sorunun çözümü ile alâkalı bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmanın imzalanmasından iki gün sonra Ermeniler 9 Mayısta bu seferde Nahçıvan’a saldırdılar. Yine aynı gün Şuşa’ya da saldırdılar ve tüm Karabağ’ı kontrolleri altına aldılar.
Azerbaycan 1992’de Avrupa Konseyine ve BM’lere üye olarak Ermenistan ile arasında mevcut problemi uluslararası platformda, uluslararası hukuk çerçevesinde çözmeye karar vermiştir. Uluslararası aktörlerin de çabalarıyla 1994’de ateşkes sağlanabilmiş fakat ebedi barış hâlâ sağlanamamaktadır.
–
Birleşmiş Milletler’in ve AGİT’in İlgili Kararları
- 30 Nisan 1993 BMGK 882 kararı
- 29 Temmuz 1993 BMGK 853 kararı: “…uluslararası sınırların değiştirilemez olduğunu ve arazi elde etmek amacıyla güç kullanımının kabul edilemez olduğunu bir kez daha teyit ederek…”
- BMGK kararı 874: Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın arazisi olduğu bir daha tasdik olundu; Ermenistan’ın çatışmalarda taraflardan biri olduğu; devletlerin bağımsızlığı arazi bölünmezliği, sınırların dokunulmazlığı ve toprak elde etmek için güç kullanılmasına müsaade edilmezliği, bir daha tasdik edildi; dünya devletleri, kaçkınlara insani yardım yapılmaya davet edildi; bölgedeki bütün devletlere düşmancılık hareketlerinden sakınmaları ve çatışmalara katılmamaları çağrısında bulunuldu.
- BMGK kararı 884 ile birlikte Azerbaycan topraklarının işgali ile alâkalı aldığı etkisiz kararlarını dörde çıkarttı. Bu kararda, da daha önce alınmış olan kararlara gönderme yapılarak işgallerden duyulan rahatsızlık dile getirilmiş ve yapılması gerekenler 11 madde halinde sıralanmıştır.
Herhangi bir yaptırım gücü olmayan BM kararlarını Ermenistan dinlemedi ve 23 Ekimde Horadiz kasabasını, 28 Ekim-1 Kasım tarihlerinde ise Zengilan rayonunu da işgal ederek Karabağ ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan çevresini tamamı ile ellerine geçirmiş oldular.
- 1999 Agit Kararı
- 2005 Agit Kararı: “…. Meclis hem Ermenistan, hem de Azerbaycan’ın 2001 yılı Ocak ayında Avrupa Konseyi üyeliğine kabul edilirken komşularına karşı zor kullanmak tehdidinden çekinmekle çatışmanın sadece barışçıl yollarla çözümü yükümlülüğünü kabul ettiklerini hatırlatır…”
- 4-5 Mayıs Bişkek Protokolü: Azerbaycan Ermenistan anlaşmazlığı, 1994 ateşkes anlaşmasına kadar durmadan devam eden on binlerce insanın öldüğü Dağlık Karabağ savaşına dönüştü. Protokole göre, ileride kapsamlı bir anlaşma yapılması öngörülüyordu ancak protokolde bahsi geçen barış anlaşması, aradan yıllar geçmesine rağmen tarafların anlaşamaması nedeniyle yapılamadı.
–
Güç Kullanma Yasağı Nedir?
Uluslararası barış ve güvenliği sağlamak, dostça ilişkileri ve evrensel barışı güçlendirmek, devletler arasında işbirliğini geliştirmek, uluslararası sorunlar çözüm merkezi olmak Birleşmiş Milletler’in varoluş amaçlarıdır. Bu amaçların gereği olarak uluslararası hukuka bazı temel ilkeler, yasalar getirmiştir. Bunlar örf-adet hukuku haline geldiği için bir devletin uyması için BM Antlaşması’nı imzalamış olmasına gerek yoktur. Güç kullanma yasağı da bu temel ilkelerden biridir. BM antlaşmasıyla, BM organlarının çeşitli kararlarıyla bu ilke doğmuştur:
- BM Antlaşması mad.2/4: Tüm üyeler, (…) Birleşmiş Milletler’in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.
- Genel Kurul’un verdiği 3814 numaralı “Saldırının tanımı” kararı
- İlgili Uluslararası Adalet Divanı kararları
Birleşmiş milletler, Milletler Cemiyeti’nin gediklerini kapatacak bir sistem kurabilmek için eski sistemden farklı olarak güç kullanmaya ilişkin düzeni “savaş” ile sınırlamamıştır. Savaşa varmayan kuvvet kullanımlarını da -tehdit, saldırı, silahlı saldırı, müdahale- yasaklamıştır. Bir ülkenin toprak bütünlüğüne yönelik saldırılar, çok sayıda vatandaşın canına kastetme, silahlı saldırı olarak kabul edilmektedir. Bu şekilde terör hareketlerinin BM’nin dikkatini çekebilmesi için devamlılık arz etmesi de gerekir. Terör fiillerinin kümülatif etkisi önemlidir. Devam eden ve büyük ölçekteki terör hareketleri 51.madde anlamında “silahlı saldırı” olarak kabul edilir. Ermenistan’ın silahlı saldırıları ve yıllar süren terör faaliyetleri açıkça güç kullanma yasağını ihlal etmektedir!
Antlaşmanın 6. bölümünde Güvenlik Konseyinin müdahalesi yani “Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözülmesi” düzenlenir. Uluslararası uyuşmazlıklarda Konsey devreye girerek tarafları barışçıl çözümlere davet edebilir ya da tarafların uzlaştırmak için tavsiye niteliğinde kararlar alabilir. Karabağ sorununda da aynen bunu yapmıştır.
Ancak Konsey; barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptarsa bir “güç” olarak devreye girebilir, taraflar açısından bağlayıcı kararlar alabilir ya da silahlı operasyon düzenleyebilir. Burada konseyin büyük bir takdir yetkisi vardır. Ancak onlarca yıl süren katliamlara, işgale rağmen Azerbaycan için bir türlü bu takdir yetkisi kullanılmamıştır. Dört adet tavsiye niteliğinde, kınama içeren karar vardır. Ancak Ermenistan’a karşı bağlayıcı önlem alınmamış; ekonomik ilişkilerin kesilmesi, iletişim ve ulaştırma araçlarının kesintiye uğratılması, diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi antlaşmanın 41.maddesinde de yer alan yaptırımlar uygulanmamıştır.
BM Antlaşması güç kullanma ve cezalandırma tekelini Güvenlik Konseyi’ne verir. Ancak hukukta her zaman var olmuş doğal bir hak olana meşru müdafaa hakkına yalnızca bireyler değil, devletler de sahiptir. Antlaşmanın 51.maddesinde güç kullanma yasağının istisnası düzenlenmiştir. Buna göre bugün devletler meşru müdafaa veya BM kararlarını yerine getirme amacı dışında kuvvet kullanamazlar. Azerbaycan meşru müdafaa hakkını sonuna kadar kullanmaktadır ancak zorlayıcı tedbirlerin alınması kararı için Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin tamamının oyları dahil olmak üzere, 9 üyenin olumlu oyu gerekir. Maalesef BM Güvenlik Konseyi’nin olaylar karşısındaki tavrı tam bir fiyasko oluştur. Belki de bu noktada tekrar takdir yetkisine ve daimi üyelerin veto hakkına dikkat çekmek gerekir.
Günümüzde BM’nin bu gibi durumlarda mücadeleye yetkin ve istekli olmadığı için mağdur devletlerin tek taraflı olarak kuvvet kullanmaları yolu tek etkili alternatif olarak kalmaktadır. Görüşmeler düzenleyip sadece “kınayıcı” bildiriler yayımlayacaksa ve “güç kullanma” ihtiyacının doğduğu yerlerde durup kendi aranızda halledin diyecekse BM’nin de sonu maalesef Milletler Cemiyeti gibi olacaktır.
–
27 Eylül 2020’de Neler Oldu?
Ermenistan, işgali altındaki Dağlık Karabağ’da Azeri köylerine saldırdı. Azerbaycan ordusu karşılık verince iki ülke arasındaki çatışma savaşa dönüştü. İki ülke de bazı bölgelerde seferberlik ilan etti.
Azerbaycan Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Ermenistan ordusu saat 06.00 sıralarında cephe hattı boyunca geniş kapsamlı provokasyonda bulunarak Azerbaycan ordusunun mevzilerine ve sivil yerleşim birimlerine büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla ateş açtı.
Yıllar öncesine değinerek yaşananları aktardık. Sonuç olarak hala Azerbaycan etkili olan tek alternatif yolu, meşru müdafaa hakkını kullanmaya devam ediyor. Ancak yıllar süren bu mücadelede BM’nin ve dünyanın kınama bildirilerinden daha fazlasına ihtiyacı var. Belki de en çok hukukçuların haklarını savunmasına ihtiyacı var…
–
Kaynakça
- [1] http://www.virtualkarabakh.az/tr/post-item/32/121/a-s-griboyedov-ermenilerin-persiya-dan-iran-039-dan-bizim-bolgelere-aktarilmasi-hakkinda-mektup.html
- [2] Ömer Göksel İşyar, Sovyet-Rus Dış Politikaları ve Karabağ Sorunu, Alfa Yayınları, İstanbul, 2004
- [3] Katchaznouni, Hovannez, and Ovanes Kaçaznuni. Taşnak Partisi’nin yapacağı bir şey yok:(1923Parti Konferansı’na rapor). Kaynak Yayınlari, 2006.
- [4] http://www.virtualkarabakh.az/tr/post-item/32/118/sscb-bakanlar-kurulu-karar-no-4083.html
- İzzatov, Elshan. Tarihten günümüze Azeri-Ermeni ilişkilerinde Karabağ sorunu. Diss. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2006.
- İlgili BM Güvenlik Konseyi kararları ve AGİT kararları için bakınız: http://www.virtualkarabakh.az/tr/posts/32/1/belgeler.html
- Gündüz, Aslan. Milletlerarası hukuk: temel belgeler, örnek kararlar. Beta Basım Yayın Dağıtım, 2003.
[zombify_post]
0 Yorum