A. Tanım
Anayasa yargısı kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi anlamına gelmektedir. Anayasa mahkemesi ise bu denetimi yapmakla görevli yargı organıdır.
Peki neden böyle bir yargısal organa ihtiyaç duyulmuştur?
–
B. Tarihçe
Biçimsel anlamda anayasa, normlar hiyerarşisinde kanunların ve diğer normların üzerinde yer alan ve bu normlardan daha zor değiştirilebilen metindir. Buradan hareketle anayasanın temelini teşkil eden iki temel ilke mevcuttur.
1) Anayasanın Üstünlüğü İlkesi: Anayasanın normlar hiyerarşisinin en tepesinde yer almasını bu nedenle kanunların ve diğer normların anayasaya aykırı olmaması gerektiğini ifade eden ilkedir.
2)Anayasanın Katılığı İlkesi: Yasama organının anayasada değişiklik yapabilmesi için anayasada belirtilen usul ve esaslara uymasının zorunlu olduğu sisteme katı anayasa sistemi denir. Bu sistemde yasama organı, anayasaya aykırı normları normal kanun yapma usulleriyle kabul edemez.
Bu noktada akıllara şu soru gelmektedir: “Yukarıdaki iki temel ilkeye rağmen anayasaya aykırı bir kanun yapılırsa bu kanun anayasaya aykırı olduğu halde yürürlüğe girecek ve sonuç doğuracak mıdır?” Hiç şüphesiz bu sorunun yanıtı olumsuzdur. Böyle bir durumda anayasaya aykırılığın denetimini ve tespitini yaparak bunu ilan etmekle görevli bir organa, bir kuruma duyulan ihtiyaç ise anayasa yargısının oluşması sonucunu doğurmuştur.
Anayasa yargısından bahsedebilmek için bazı şartların mutlaka mevcut olması gerekir:
- Yazılı Bir Anayasanın Olması: Yazılı bir anayasanın olmadığı durumda kanunların kendisine uygun olmasını gerektiren bir üst metinden söz edilemeyeceği için anayasa yargısı söz konusu olamaz.
- Katı Bir Anayasanın Olması: Anayasanın, kanunlar gibi değiştirilebildiği -yumuşak anayasa sisteminde- bir ülkede anayasa yargısından söz edilemez.
Saydığımız ön şartların mevcut olmasına rağmen kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetiminden bahsedebilmek için bir ülkenin anayasasında böyle bir denetimden söz edilmiş olması gerekmektedir. Örneğin 1983 Hollanda Anayasası kanunların anayasaya uygun olup olmadığının yargısal denetimini açıkça yasaklamaktadır.
–
C. Anayasa Yargısı Modelleri
1. Amerikan Modeli
Kanunların anayasaya uygunluğuna ilişkin denetimin genel mahkemeler tarafından yapıldığı modeldir. Bu modelde ilk derece mahkemesi dahi önüne gelen uyuşmazlıkta uygulayacağı kanunun anayasaya aykırı olduğuna karar verebilmektedir. Bu nedenle genel mahkeme sistemi olarak da adlandırılmaktadır.
Federal Mahkeme tarafından 1803 yılında Marbury v. Madison davasında ilk kez anayasaya uygunluk denetimi yapılmıştır.
Bu sistemde mahkeme bir kanunun anayasaya aykırı olduğunu düşünmekteyse , önüne gelen uyuşmazlıkta bu kanunu ihmal ederek(resmen iptal değil) doğrudan anayasa hükmünü uygular (lex superior derogat legi inferiori). İhmal kararı yalnızca somut olay hakkında hüküm ifade eder. Bu modelde bir kanunun veya daha alt bir normun anayasaya aykırı olduğu iddiası ancak görülmekte olan bir davada ileri sürülebilmektedir. Dolayısıyla bu sistemde soyut norm denetiminden söz edilemez yalnızca somut norm denetimi söz konusudur. Soyut norm denetimi olmadığı için devlet başkanı veya parlamento gibi birtakım siyasi organların kanunların anayasaya uygunluğu hakkında yargı makamları karşısında iddiada bulunmaları mümkün değildir. Yine kanunların uygunluğu denetiminin yalnızca görülmekte olan bir uyuşmazlıkta yapılabilmesinin bir sonucu olarak kanunların anayasaya uygunluğunun önceden ( a priori ) denetiminden bahsedilemez.
Bu model ABD dışında Kanada, Japonya, Avustralya gibi ülkelerde de uygulanmaktadır.
–
2. Avrupa Modeli
Bu modelde kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi genel mahkemeler tarafından değil bu iş için özel olarak görevlendirilen mahkemeler tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle özel mahkeme sistemi olarak da adlandırılmaktadır.
Bu modelin teorik temellerini Hans Kelsen‘in fikirleri oluşturmaktadır. Kelsen‘e göre mademki kanunlar anayasaya aykırı olmamalı o zaman bu aykırılığı tespit edecek özel olarak bu işle vazifelendirilmiş mahkemeler bulunmalıdır.
Bu sistemde kanunla anayasa arasında bir çatışma bulunması halinde bu ihtilafı çözmek konusunda yalnızca özel olarak bu iş için kurulan mahkeme – anayasa mahkemesi- yetkilidir.
Amerikan modelinde anayasaya aykırı olduğu kanaatine varılan kanun hükmü ihmal edilmekteydi. Avrupa modelinde ise aykırılık kanaati oluşmuşsa bu kanun resmen iptal edilmektedir ve bu iptal kararı herkes için bağlayıcıdır. Bu sistemde kanunun yürürlüğe girmesinden önce aykırılık denetimi yapılabilmektedir. Dolayısıyla soyut norm denetiminden bahsetmek mümkündür. Kanunların anayasaya aykırı olduğu iddiası devlet başkanı, parlamento gibi siyasi organlar tarafından da ileri sürülebilmektedir.
Avrupa modeli anayasa yargısının ilk örneğinin 1920 Avusturya Anayasasıyla kurulan Avusturya Anayasa Mahkemesi olduğu ifade edilmelidir. Avrupa ülkelerinde anayasa yargısının ciddi anlamda uygulamaya girdiği dönem incelendiğinde 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından bu konuda girişimlerin olduğu görülecektir. Örneği İtalya’da 1947, Almanya’da 1949 yılında merkezi bir anayasa mahkemesi kurulmuştur. Bu ülkelerin savaşın hemen ardından böyle bir ihtiyaç duymalarında hiç şüphesiz uzun yıllar süren faşizm ve Nazizm’in etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu ülkeleri takiben 1958 Fransa Anayasası, Anayasa Konseyi kurmuştur. Yine 1974 Portekiz, 1978 İspanya anayasaları bu süreci devam ettirmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından gerek SSCB’ye bağlı devletler (Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan, Kazakistan vs.) gerekse de SSCB’nin peyki mahiyetindeki ülkelerde (Bulgaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti) birbiri ardınca anayasa mahkemelerinin kurulduğu görülmektedir.
–
D. Türkiye’de Gelişim
1. Osmanlı Devleti
Anayasa yargısının esas ortaya çıkış noktasının yapılan kanuni düzenlemelerin denetlenmesi fikri ile oluştuğuna yukarıda değinmiştik. Türkiye’de de AYM’nin kuruluş aşamasına kadar hangi olayların bu süreçte etkili olduğunu anlamak için Osmanlı’dan başlayan anayasal gelişmelere kısaca değinmek gerekmektedir.
Osmanlı anayasal gelişmeleri içerisinde ilk önemli sayılabilecek metin 1808 yılında Osmanlı merkez bürokrasisi ile ayanlar arasında imzalanan Sened-i İttifak’tır. Bunu 1839 yılında ilan edilen, batılılaşmanın ilk somut adımı olarak görülen Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1856 yılında Islahat Fermanı takip etmiştir. Daha sonra ise Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olan Kanun-ı Esasi 1876 yılında kabul edilmiştir. Bu anayasa Sultan 2. Abdülhamit’in baskıları nedeniyle işlevselliğini kaybettiği düşünülerek eleştirilmiş ve 1909 yılında bazı önemli değişimlere uğramıştır. Ancak 1913 yılından itibaren İttihat ve Terakki Fırkasının fiili tek parti rejimi ve askeri gücün yükselişi nedeniyle bu değişimlerde anayasayı eleştirilmekten kurtaramamıştır.
–
2. Türkiye Cumhuriyeti
192ı yılında Milli Mücadele Dönemi’nde çerçeve bir anayasa niteliğinde olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu anayasa kısa ve çerçeve bir anayasa mahiyetinde olduğu için temel haklar ve yargı konusunda etkin bir düzenleme içermemektedir.1921 Anayasasının yumuşak bir anayasa olduğunu da belirtmek gerekir. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında yeni anayasa ilan edilmiştir. Bu anayasada temel hak ve özgürlüklerin tanındığı ancak güvence ve yaptırımlarının eksik olduğu görülmektedir. Yine aynı şekilde yargı bağımsızlığı ve güvenceleri hususunda da bu anayasadaki eksiklikler göze çarpmaktadır. Anayasa yargısı tanınmamış ancak meclis denetimine (siyasal denetime) yer verilmiştir. 1924 Anayasası aynı zamanda katı bir anayasa niteliğindedir.
1924 Anayasası uygulamada tek parti rejimin hüküm sürmesi bu nedenle de parti-devlet kaynaşmasının oluştuğu ve meclis üstünlüğünün aslında yürütme egemenliğine dönüştüğü gerekçesiyle bazı kesimler tarafından tenkit edilmektedir.
Görüldüğü üzere tarihsel süreç içerisinde her dönemde kanunların bazı organlar tarafından denetlenmesine ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Bu ihtiyaç özellikle 1945 sonrası siyasi özgürlükler alanının genişletilmesi neticesinde daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır. Önceleri bir anayasa mahkemesinin varlığına duyulan ihtiyacı içeren tartışmalar hukukçuların tekelindeyken 1945 sonrası dönemde siyasetçiler de bu tartışmaların içerisinde aktif bir rol almaya başladılar. Çünkü anayasaya aykırılık iddiaları özellikle siyasi haklar alanında kendisini göstermekteydi. Bu çerçevede bazı yazarlar ve düşünürler bir anayasa mahkemesinin kurulması gerektiğini (Anayasa Mahkemesi kavramı ilk olarak Turhan Feyzioğlu tarafından kullanılmıştır) söylerken diğer bir kesim ise anayasada belirtildiği üzere meclisin milleti temsil ettiğini dolayısıyla da meclisten çıkan bir kanunun meclisin açık bir onayı olmadan denetlenemeyeceğini ifade etmekteydiler.
Bu tartışmaların devam ettiği bir dönemde 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş bunun sonucunda 1961 yılında yeni bir anayasa yapılmıştır. Bu anayasada artık birçok kesimin ittifakı ile anayasa mahkemesinin kurulması gerçekleşmiştir. 22.4.1962 tarih ve 44 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” 25.4.1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinde ilk toplantı 1.9.1962’de yapılmış ilk karar ise 5.9.1962’de verilmiştir.
–
Kaynakça
- Gözler, Kemal. Anayasa Hukukunun Genel Esasları, 17. baskı, Bursa 2017.
- Tanör, Bülent. Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, 25. baskı.
- Balta, Tahsin Bekir. Türkiye’de Anayasa Yargısı, AÜHFD, 1961.
- https://www.anayasa.gov.tr/tr/mahkeme/tarihi/1/
- https://en.wikipedia.org/wiki/Marbury_v._Madison
[zombify_post]
0 Yorum