Bütünüyle ve doğru bir şekilde insan hakları gözetilirse ayrıca varlığından söz etmeye gerek duymayacağımız ‘’kadın hakları’’ tarih boyunca yaşanan cinsiyetler arası eşitsizlikler sonucu ortaya çıkmıştır. Bu kavram, yani kadının insan hakları kavramı, eşitlik ilkesi eksikliği sonucu doğmuş ve bu ilkenin kusursuz uygulanması amacı üzerine temellenmiştir.
Kadın haklarından söz eden ilk resmi belge, Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi (Déclaration des droits de la femme et de la citoyenne) Eylül 1791’de Fransız yazar Olympe de Gouges tarafından Fransız Millet Meclisinin yasa çıkarması için yayınlanmıştır. Bu bildirgede kadınların hukuki, politik ve sosyal alanda eşit kılınmasından bahsedilmiştir. 26 Ağustos 1789’da Fransız Devrimi sırasında ilan edilen, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ne bir tepki olarak yayımlanmıştır. İlk bildirgenin içerdiği hak ve yükümlülükler sadece reşit vatandaşlar için geçerli olmuştur ki reşit vatandaşlar da o zamanlar erkekler olarak tanımlanmıştır.

Eşit hakların ve eşit görevlerin karşılanması gerekliliği Gouges’un esas görüşü olmuştur. Bu nedenle de Gouges’un bildirgesinin en önemli ve bilinen sözü ortaya çıkmıştır:
“Kadın darağacına çıkma hakkına sahip olduğu ölçüde konuşmacı kürsüsüne çıkma hakkına da sahiptir.”
Bu belge daha sonra kadın haklarına yönelik çalışmaları etkileyen ilk yazılı belgedir. Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin tarihi önemi de kadın ve erkekleri yücelten genel bir istek olan, ilk evrensel insan hakları bildirgesi olmasından kaynaklanmıştır.

Bazı Hakların Yerini Bulması
Kadınlar ilk olarak 1776 yılında Amerika’nın New Jersey eyaletinde seçme hakkını elde ettiler; ancak bu hak 1807 yılında geri alındı. Güney Pasifik’te bir adada İngiliz kolonisi Pitcairn’de ilk olarak 1838 yılında kalıcı kadın hakları elde edildi. Türkiye’de ise kadınlar 1930 yılında aktif, 1934 yılında da pasif seçme hakkını elde etmişlerdir. Yakın tarihimize bakacak olursak, 2003 yılında Afganistan, 2005 yılında da Kuveyt’teki kadınlar seçme hakkına sahip olmuştur. Suudi Arabistan’da ise kadının oy hakkı 2011 yılında verilmiştir.

Fransa’da Kadın Hakları Bildirgesi’nin yayınlanmasının üzerinden iki yüzyılı aşkın süre geçti ve Suudi Arabistan’da kadınlara araba kullanma izni yalnızca 10 gün önce verildi ve böylece dünyada kadınların araba kullanmasının yasak olduğu ülke kalmadı. Ancak Suudi Arabistan’da halen kadınlar kendi banka hesaplarını açıp yönetemiyor, mahkemelerdeki ifadeleri yalnızca bir erkeğin ifadesinin yarısı değerinde, çocuklarının velayetlerini almaları sınırlı ve özgürce giyinemiyorlar…

Kadınların Günü: 8 Mart
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.
Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Türkiye’de 8 Mart, ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.
Haksızlıklardan Söz Edecek Olursak…

Kadına yönelik şiddet; kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan, cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasından kaynaklanan, insan haklarını ihlal eden eylemlerdir. Bu ihlaller gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülürken, kadınlar dünyanın bütün ülkelerinde fiziksel ve psikolojik şiddete uğramaktadır. Almanya’da yılda ortalama 15 bin kadın, şiddet gördüğü gerekçesiyle evini terk ederek, kadın sığınma evlerinde yaşamaya başlamaktadır.

Kadınlar kültürel düzeyleri ne olursa olsun fiziksel ve cinsel şiddet başta olmak üzere, tacizler, fuhşa zorlanma, zorla evlendirmeler, töre cinayetleri, zorla çalıştırma, eğitim özgürlüğünün kısıtlanması gibi birçok şiddete maruz kalmaktadır. Türkiye’de yapılan bir araştırmada kadınların yüzde 49,9’unun aile içi şiddete maruz kaldıklarını göstermektedir. Dünyada her 3 kadından 1’i hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor.
Kız çocuklarının okula gönderilmemesi, kadınların eve mahkum edilmesi sonucu okuma-yazma bilmeyen ve eğitim hakkından mahrum 1 milyardan fazla yetişkinin 2/3’ü kadın.
Peki Ülkemizde Nasıl?

- Türkiye, dünyada cinsiyet eşitliğinde bir hayli geride gözüküyor: Dünya Ekonomik Forumu (WEF) “Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu”na göre Türkiye 145 ülke arasında cinsiyet eşitliğinde 130. sırada.
- Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre okuma yazma bilmeyen kadın oranı erkeklerden 5 kat fazla. 25 yaş ve üstü nüfus içinde okur yazar olmayan kadın nüfus oranı yüzde 9,2, erkeklerde bu oran yüzde 1,8.
- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’na göre her 10 kadından 4’ü eşi ya da erkek arkadaşından fiziksel şiddet görüyor. Şiddet gören kadınların yüzde 89’i hiçbir yere başvurmuyor. Kadının en çok şiddet gördüğü yer Orta Anadolu bölgesi. Buradaki kadınların yüzde 42,8’i yaşamının herhangi döneminde fiziksel şiddete maruz kaldığını söylüyor.
Son Söz Malala Yousafzay’ın

2014 Nobel Barış Ödülü’nü kazanan bu Pakistanlı kadından öğrenecek çok şeyimiz var. Bu ödülü 17 yaşında alarak Nobel Barış Ödülü’nü kazanan en genç insan oldu. Malala daha 12 yaşındayken kadın hakları ve kız çocuklarının okula gitmesi için Svat vadisinde eğitim aktiviteleri yapıyordu. Taliban’ın kız çocuklarının okula gitmesinin yasakladığını duyurduğu bu dönemde Malala eğitim faaliyetlerine ara vermedi. İnternet üzerinden yaşadıklarını dünyaya ulaştırdı ve ününün yayılması Taliban’ın hedefi olmasına neden oldu. Saldırıya uğrayan bu genç kadın iyileşmesinin ardından BM’de konuşma yapması için çağrıldı. Bu sırada henüz daha 16 yaşındaydı. Eğitimine İngiltere’de devam eden Malala bir gün Pakistan başbakanı olmak istediğini ve bütün kız çocuklarının okula gidene kadar çalışmaya devam edeceğini dillendiriyor.
“Kitaplarımızı ve kalemlerimizi almamıza izin verin. Onlar bizim en güçlü silahlarımız. Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap, bir kalem dünyayı değiştirebilir. Eğitim tek çözüm. Önce eğitim.”
Cinsiyet eşitliği, ütopyamız değil gerçekliğimiz olsun. Yarına umutla…
[zombify_post]
0 Yorum