Nörohukuk serimizin ikinci ve son yazısında size Birleşik Devletler’de tartışmalara neden olmuş bir davadan bahsedeceğiz.
Epilepsi hastası Kevin’ın hastalığının ilaçla tedavi edilemeyeceği bir noktaya varması sebebiyle riskli bir ameliyat geçirmesi gerekmektedir. Bu ameliyat sonrasında beyin anterior temporal lobundan alınacak parça ile epilepsi atakları azalacaktır. İlk ameliyattan sonra yolunda gitmeyen bir şeyler vardır ve aynı ameliyatı ikinci kez olmak zorunda kalmıştır. İkinci ameliyattan kısa bir süre sonra da Kevin’ın yaşamında daha önce olmayan bazı durumlar ortaya çıkmıştır. Kevin normalde tükettiğinden daha fazla yiyecek tüketmeye başlamıştır, öyle ki bir süre sonra kendine hakim olamayıp çatal kaşık yerine ellerini kullanarak ve çok hızlı bir şekilde yemek yemeye başlamıştır. Davranışları oldukça agresif bir hal almıştır, en ufak sese dahi duyarlı hale gelmiştir ve hiperseksüel davranış bozuklukları ortaya çıkmıştır. Çok geçmeden Kevin’a cinsellik ve iştah konusunda doyumsuzluğa neden olan Klüver-Bucy sendromu tanısı konmuştur. Bir süre sonra 51 yaşındaki Kevin’ın bilgisayarında çocuk pornosu bulunması sonucunda nörobilim ve hukuk dünyası dikkatini bu konuya vermiştir.

Açılan davada Devinsky temporal lob hasarının hastada hipereksüel bozuklukların oluşmasında ve çocuk pornosu görüntülemesinde önemli bir faktör olduğunu mahkemeye söylemiştir. Yargıç, Kevin’ın işyerinde değil de, sadece evde porno indirmesi ve izlemesini öne sürerek bu durumun nörolojik sebebe dayanmayan kasti bir fiil olduğunu iddia etmiştir. Dünyaca ünlü nörolog Oliver Sacks ve diğer nörologlar ise toplum baskısı kaynaklı korkunun, sendromla doyumsuzlaşan dürtülerden ağır bastığını ileri sürmüşlerdir. Oliver Sacks tarafından; bu konuyla ilgili maymunlar üzerinde yapılan deneylerde Kluver Bucy sendromuna sahip maymunun, diğer bütün maymunlara yönelen cinsel dürtülerini kontrol edemezken kabile şefinden duyduğu korku nedeniyle dürtülerini ona yöneltmemesinin gözlemlenmesi kanıt olarak sunulmuştur.
Yargıç, hastanın tıbbi durumunun davada ancak hafifletici bir faktör olabileceğini kabul etmiştir. Yargıç, Kevin’a; asgari ceza olan 26 ay hapis cezası ve 25 ay ev hapsi cezası vermiştir. Bunun yanında 5 yılını da denetimli bir şekilde geçirmesine karar verilmiştir.
Oliver Sacks
Kevin suçlu olarak sorumlu muydu? Davranışları sonucu ceza almalı mıydı? Oliver Sacks ve Devinskiy’nin her iki soruya da cevabı hayır olmuştur. Bu durum davada, özgür irade ve sorumlulukla ilgili zor soruları gündeme getirmiştir. Sacks’a göre ilk bakışta, Kevin’ın beyin hasarı onun doğrudan çocuk pornosu indirmesi üzerinde etkili değil gibi gözükmektedir fakat onun dürtülerini kontrol etmesini zorlaştırmıştır. Bu da akıllara ” dürtülerimizi takip edip etmemeyi seçme yeteneğine sahip miyiz?” sorusunu getirmektedir.

Peki siz yargıcın yerinde olsaydınız ne karar verirdiniz? Dürtü her zaman uyulması gereken bir faktör müdür, yoksa toplumsal sebeplerle insanın dürtülerinin önüne geçmesi beklenebilir mi? Özgür irade aslında dürtülerden arda kalan bir alan mıdır?
0 Yorum