Aaron Sorkin’in yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı “The Trial of Chicago 7” filmi sadece 2020’nin değil bütün zamanların en iyi mahkeme filmleri arasına girebilecek bir yapım niteliğinde. Filmde Vietnam Savaşı karşıtı gösteriler sebebiyle yargı önüne çıkarılan yedilinin gerçek hikayesi anlatılıyor. Gelin filme konu olan bu davanın, ceza davası mı yoksa politik bir dava mı olduğunu filme ve gerçek mahkeme kayıtlarına bağlı kalarak inceleyelim.
1962-1975 yılları arasında Vietnam’a iki milyon Amerikan askeri gönderildi ve üç milyondan fazla Vietnamlı sivil öldürüldü. Kulağa şaka gibi gelen bu rakamlar, asla unutulamayacak bir trajedinin ve utancın başlangıcı oldu. Yapılan katliamlar, işkenceler, tecavüzler, güne napalm bombalarıyla uyanan çocuklar… Bu utanca ortak olmak istemeyen karşı devrimciler, 28 Ağustos 1968’de bir araya gelerek Amerikan gençlerinin Vietnam’da birer suç makinesine dönüşmelerini ve öldürülmelerini engellemek amacıyla savaş karşıtı bir protesto düzenlemek istediler. Ancak tamamen barışçıl hedeflerle girdikleri Lincoln Parkı’ndan, polisin yıkımları ve kışkırtmaları sonucunda mahkeme salonuna kadar sürüklendikleri görülüyor.
–
–
M. Luther King: “Amerikan ruhu tamamen zehirlenirse otopside “Vietnam” yazmalıdır”
–
King, 1967 yılındaki bu sözlerden bir yıl sonra öldürüldü. Bu suikast sonrasında Robert Kennedy de, “Amerika Birleşik Devletleri’nde ihtiyacımız olan şey nefret değil, sevgi ve bilgeliktir.” açıklamasından sonra öldürüldü. Savaş karşıtı olan herkesin vatansever olmamakla suçlandığı 1968 yazında, hükümetin karşısında bir politika izleyen ve filme de konu olan protesto gösterilerini düzenleyen yedi kişi, isyan çıkartmak hedefiyle yola çıkmak ve eyalet sınırlarını aşmalarıyla birlikte federal bir suç işlemekle yargılandılar.
İşte bu noktada, gösterilerin düzenlenmesinin son çare şekline dönüştüğünü anlamakta fayda var. Unutulmamalıdır ki Demokrat Parti’nin başkan adayı Hubert Humphrey, sosyal demokrat tavırlarına rağmen savaşa destek veriyor ve Nixon’la aynı düşünceleri paylaşıyordu. Demokratların başkan adayının dahi böyle bir tavır takınması, karşı devrimci gençleri harekete geçirdi ve Chicago’da düzenlenen Demokratik Parti Ulusal Kongresi’nin yapılacağı salona yakın bir yerde protesto gösterisi düzenleyerek Humphrey’i savaş karşıtı tavır almaya davet ettiler. Bu şekilde bütün Amerika barış yanlılarının sayısının hiç de az olmadığını anlayacak ve Demokratlar karşı tavır hareketine destek vermiş olacaklardı.
–
–
The Whole World’s Watching!
–
İkinci başkanlık seçimlerinin arifesinde yaşanan bu kaos ortamının yaratıcısının siyasal yargılama yapan ve buna karar veren devlet organları olduğu gerçeği, Amerikan yargısının en skandal olaylarından birisi olarak tarihe geçti. Artık meydan siyasal karar organlarına kalmıştı ve Chicago Yedilisi’nin davasını bütün dünya izledi! Uluslararası Gençlik Partisi (Yippie’ler) kurucularından Abbie Hoffman, Jerry Rubin, SDS’den Tom Hayden, Rennie Davis, MOBE’den David Dellinger, ayrıca Lee Weiner ve John Froines; düzenledikleri protesto gösterisinden ve sonrasında çıkan kargaşadan dolayı federal suç işlemekten yargılandılar.
Burada sanıklarla ilgili birkaç önemli noktaya değinmekte fayda var. İlk olarak dava başladığında sanıklar yedi değil, sekiz kişilerdi. Chicago Yedilisi’nin savunma avukatının da belirttiği üzere, yargılanan grubu daha saldırgan göstermek amacıyla Kara Panterler Partisi’nin lideri Bobby Seale de davaya dahil edildi. Asıl trajikomik olan ise Seale’in Chicago’da sadece dört saat kalmış olmasıydı. Sonrasında yaşananlar ise filmi izleyenleri şaşkına çevirecek düzeyde. Öncelikle Bobby Seale’in avukatı Charles Garry, rahatsızlığı sebebiyle mahkemeye katılamayacağını, bu sebeple mahkemenin ileriki bir tarihe ertelenmesini talep ediyor. Ancak Yargıç Julius Hoffman, bu talebi reddetmekle kalmıyor, mahkemenin ilk gününden itibaren Seale’in kendini temsil etme ve suçlamalara karşı savunma hakkının olmadığını, bu sebeple mahkeme salonunda sessizce oturmasını ve verilen her hükme boyun eğmesini bekliyor. Tabi bu sırada savunma avukatları Kunster ve Weinglass da Seale’e gereken desteği vermeye çalışıyor ancak davaya zarar vermemek adına sürece çok fazla dahil olamıyorlar.
–
–
Mahkeme İnsanlık Suçu İşleyebilir mi?
–
Maalesef işledi! Filmi izlerken aklınızın almadığı birçok sahne var ancak bu kadarı da olmaz dediğiniz kısım, bizzat Yargıç Hoffman’ın talimatıyla yapılan işkence sahnesi. Seal, tanığı sorgulamak istediğini söylediği anda Yargıç yalnızca avukatların buna yetkisi olduğunu söylüyor ve Seale, bu noktadan sonra çileden çıkıp Fred Hampton’ın suikaste uğradığını bütün mahkeme salonuna haykırıyor. Yargıç’ın sessiz olmasını ve mahkemeye saygı duymasını söylemesine rağmen devam eden Seale, Yargıç Hoffman’ın emriyle zincirlenip ağzı bağlanarak davaya devam ediliyor. İzlerken dahi rahatsızlık veren bu sahnenin yönetmenin kurgusu olmadığını ve Seale’ın üç gün boyunca mahkemede zincirli ve ağzı bağlı bir şekilde oturtulduğunu mahkeme kayıtlarından öğreniyoruz. Son olarak grubu korkunç göstermek için davaya dahil edilen Bobby Seal, hatalı yargılama gerekçesiyle sanıklardan ayrılıp Connecticut’taki polis cinayetinden yargılanmaya başladı ve yargılama sonucunda haksız yere suçlandığı ortaya çıktı.
–
–
Ceza Davası mı, Politik Dava mı?
–
Dava süresince Julius Hofmann’ın bir çok hukuksuz işe kalkıştığını görüyoruz. Ancak bazı anlar var ki söz konusu davanın politik bir dava olduğu dışında başka bir tez yürütemiyorsunuz. Bunun en bariz örneğini bir önceki Adalet Bakanı Ramsey Clark’ın tanık sandalyesinde oturduğu anda görüyoruz. Savunmanın lehihe olan ve davanın seyrini değiştirebilecek bu aşamada jüri mahkeme salonuna alınmıyor. Sonuç olarak jüri, ceza departmanının yaptığı araştırmada isyanların Chicago polisi tarafından başlatıldığına ilişkin resmi raporu öğrenemiyor. Jüriler, en önemli tanığın ifadesini duymamakla kalmıyor, aynı zamanda mahkemenin eski bakana ifade verdirmediğini bile öğrenme imkanından yoksun bırakılıyorlar.
Mahkemenin kurmaca olduğu ve kararın çok önceden verildiğinin anlaşılması için bir başka olaya daha dikkat çekmek gerekiyor. 6 ve 11 numaralı jürilerin hâl ve tavırlarından savunma makamına yakın olduğunun anlaşılmasıyla birlikte jürilikten çıkarılıyorlar. Ne tesadüftür ki iki jüriler, hakkında olumlu karar verecekleri Boby Seale’ın kurucu olduğu Black Panther grubu üyelerinden tehdit almaya başlıyorlar ve baskı altında oldukları için jürilikten men ediliyorlar. Bunun arkasından gelen karar ise pek şaşırtıcı olmuyor ve jüri izole ediliyor.
–
–
“Demokrasi’nin kurumları muazzam bir şey, ancak şu an berbat insanlarla dolular”- Abbie Hoffman
–
Davanın seyrini değiştirebilecek tanıkların kayıtlara geçmemesi, savunma avukatı Kunster’ın 24 defa mahkemeye itaatsizlikle suçlanması, 37 tanığın hepsinin devlet memuru olması, zaten birbirinden farklı fraksiyonları temsil eden yedi kişiyi daha da korkunç göstermek amacıyla Seale’ın gruba dahil edilmesi, jürinin izole edilmesi ve son olarak dönemin adalet bakanı Mitchel’ın eski bakan Clark’dan bu dava yoluyla öç almak istemesi… Davanın başından beri alınan her bir karar da gösteriyor ki hukuk, politikacılar tarafından intikam aracına dönüştürülebilir. Chicago Yedilisi’nin davası, hukuk devletinin en önemli dayanağı olan demokrasinin, içi boş bir kavram olarak algılanmaması gerektiğinin bir kanıtıdır. Demokrasi ve hukuk devleti ilkesi; birbirini tamamlayan, ayrı düşünülmemesi gereken kavramlardır ve bu kurumlar, birer araç hâline getirilmemelidirler.
–
–
Her Dönemin Davası
–
Filmi izledikten sonra yapacağınız ilk iş mahkeme kayıtlarına bakmak olacaktır. Çünkü tarafsız(!) Amerikan yargısının filmde fazla kötü gösterildiğini düşünebilirsiniz. Ancak mahkeme kayıtlarına bakıldığında durumun dramatize edilmediğini, tam tersine Sorkin’in milliyetçi tutumlarından dolayı kişileri ve olayları yumuşattığını göreceksiniz.
Gerek Oscar’lı oyuncuların performansları, gerekse senaryonun gerçeğe bağlı kalınarak sağlam bir şekilde sunulması, izleyiciyi filme çekiyor. Özellikle isyan sahnelerinde kullanılan flashbackler filmi zenginleştirmekte büyük bir rol oynuyorlar. Ayrıca sesin ve müziklerin ustaca kullanıldığını belirtmekte fayda var. Kısacası her dönem rastlanan politik davalardan birini konu alan “The Trial of Chicago 7”, birçok film eleştirmeni tarafından 2020’nin en iyi filmleri arasında yer aldı. Eğer siz de tarihi bir davaya tanıklık etmek ve dönemin ruhunu hissetmek isterseniz harika bir film sizi bekliyor!
–
–
Kaynakça
–
- The Chicago Eight Trial: Excerpts from the Trial Transcript-http://law2.umkc.edu/faculty/projects/ftrials/Chicago7/Chi7_trial.html
- Review: ‘The Trial of the Chicago 7’ shows a gap in the filmmaker’s understanding- https://charlatan.ca/2020/11/review-the-trial-of-the-chicago-7-shows-a-gap-in-the-filmmakers-understanding/
- The True Story Behind Netflix’s The Trial of the Chicago 7, Time , https://time.com/5900527/trial-of-the-chicago-7-true-story/
- How Bad Was The Trial of the Chicago 7’s Judge Julius Hoffman, Really?, https://www.vulture.com/2020/10/who-was-judge-hoffman-the-real-story-of-the-chicago-7-judge.html
Muhteşem bir yazı, kaleminize sağlık🥳
Harika! Emeğinize sağlık👍