Hayvanları Gerçekten Koruyabiliyor Muyuz?

Türkiye'de hayvan haklarına, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun içeriğine ve uygulanmasına yönelik kısa bir inceleme.4 min


54

Türkiye’de hayvan hakları, hayvanlara yönelik şiddet ve barınakların durumu uzun süredir tartışma konusu ancak yıllardır bu konuda herhangi bir adım atılmıyor. 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na göre “Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.” Peki bu 5199 sayılı kanun ve Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği hayvanları ne kadar koruyabiliyor?

Kendilerini bizden korumakta güçlük çeken, duygularını bizim anladığımız şekilde ifade edemeyen canlıların, insanlar tarafından bazı ihtiyaçlarının karşılanması, haklarının belirlenmesi ve olabilecek istismarlara karşı korunması gerekmektedir. Onlar da bizim gibi mutlu olmakta, üzülmekte, acı çekmekte, terk edildiklerinde aile bildiği insanları özlemekte hatta kederinden ölmektedir, bundan dolayı da onların haklarına ait düzenlemelere ihtiyaç vardır. Mevcut Hayvanları Koruma Kanunu bu noktada önemli olmakla beraber teoride kapsamlı sayılabilecek derecede olmasına rağmen pratikte uygulanmasının zayıf olup olmadığı ülkemizde yıllardır tartışılmaktadır.

Bir çoğumuz öldürülüp gömülen, yaşadıkları sokaklarda istenmedikleri için mamalarına zehir katılan, çivili etler ve tavuklarla beslenme görüntüsü altında katledilen hayvanların haberlerini duymuşsunuzdur. Bu durumlar içimizi sızlatmakla birlikte, hayvana zulüm Kabahatler Kanunu kapsamına girdiği için caydırıcı sayılmayacak para cezalarıyla failler bir nevi ödüllendirilmektedir. Sahipli hayvanlar öldürüldükten sonra sahipleri tarafından haklarının savunulması ‘ayrıcalığına’ sahip olsalar da sokak hayvanları bu konuda çok şanssız, hatta neredeyse görünmezler. Çoğu zaman bu hayvanlar o kadar görünmez oluyor ki, site yönetimleri, mahalle sakinleri, zaman zaman belediyeler bile, yetkileri olmadığı halde rahatça bu hayvanları bazen şikâyet üzerine, bazen sadece rahatsız oldukları için koku, saldırma bahanesiyle, bazen “Kısırlaştıracağız.” diyerek toplayıp dağlara, tarlalara atıyor, hatta öldürebiliyorlar, bazılarıysa standartların çok altında barınaklarda açlıktan birbirlerini öldürüyor. Tabii ki her barınağın ve her belediyenin bu şekilde olduğunu söyleyemeyiz ancak insan hayatının da yer yer değerinin sorgulandığı günümüzde, hayvanların tamamının çok iyi bakıldığını söylemek mümkün olmuyor.

Bununla birlikte, belediyelerin hayvanları toplayabilmesi için hayvan bakım evleri olmalıdır, hayvan bakım evi olmayan belediyeler hayvanları toplayamaz. Belediye ekipleri dışında hiçbir kurum, kuruluş, site veya kişi sahipsiz hayvanları bulundukları alanlardan toplayamaz ve başka bir yere götüremez. Toplanan hayvanlar gerekli aşıları ve kısırlaştırmaları yapıldıktan, iyileştikten sonra alındıkları yere bırakılmalıdırlar. Hayvanların bulundukları alanlardan toplanıp insanlardan uzak, dağlık alanlara bırakılması mümkün değildir hatta yapılamayacağı açıkça belirtilmiştir ancak hepimiz hayvanseverlerin dağlık arazilere atılmış, bazısı hasta, bazısının kısırlaştırma operasyon yarası iyileşmemiş kalabalık köpek sürülerini beslemek için verdikleri mücadeleye şahit oluyoruz.

Madde 21 – (d) “Geçici bakımevlerinde on gün süre ile gerekli duyurular yapıldığı halde sahiplendirilemeyen hayvanlar kontrolleri, aşıları ve tıbbî müdahaleler ile kısırlaştırılmaları yapıldıktan ve operasyon yaraları kapandıktan en az yedi gün sonra kayıt altına alınıp, müdahale görmüş olduklarını gösteren işaretleri üzerlerinde olacak şekilde veteriner hekimin onayıyla alındıkları ortama geri bırakılır. Bu ortamlarda belediyeler, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde besleme odakları kurar ve hayvanların beslenmesine yardımcı olur. Hayvanlar, hiçbir suretle ilgili belediye sınırları dışındaki bir ortama, ormanlık alana veya diğer yaban hayatı yaşam alanlarına bırakılmaz.”

Bunun yanı sıra hayvanlara karşı zulüm eğilimi gösteren insanların neredeyse hepsinin, bu davranış karşılığını bulmazsa, cezalandırılmaz ve tedavi edilmezlerse ilerleyen dönemlerde insanlara da şiddet gösterdiği görülmektedir. Yasama organlarının hayvan haklarının ve istismarlarının düzenlemeleri konusunda kulaklarını kapamaları ve ilerleyen süreçte bu davranışların toplumun geri kalanına zarar vermeyeceğini düşünmeleri gerçek dışıdır. Sokakta gördüğümüz bir hayvan tecavüzcüsünün, bir hayvan katilinin ileride bir insana da zarar vermeyeceğini kimse iddia edemez. Hayvanlara karşı şiddet ve uygunsuz davranışların Ceza Kanunu kapsamına alınması ve caydırıcı cezalar konulması hepimizin güvenliği açısından şarttır.

Genel anlamda bakıldığı zaman ülkemizde hayvan haklarının oldukça geri planda olduğunu, hatta toplumun büyük bir kısmı tarafından umursanmadıklarını söyleyebiliriz. Unutmamak gerekir ki biz hayvanlarla, bitkilerle beraber bir ekosistemin parçasıyız ve bir toplumuz. Yaşadıkları kovukların bulunduğu ağaçları kestiğimiz, mağaralarını yıktığımız, yerlerine binalar diktiğimiz ve patilerini bir parça topraktan, biraz sudan mahrum bıraktığımız bu canlıları korumak bizim insani yükümlülüğümüz, unutulan haklarını hatırlatmaksa hukukçular olarak görevimiz. Lütfen en azından kapılarınızın önüne bir kap mama, bir kap su koymayı unutmayın.

Kaynakça

[zombify_post]


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

54

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.